Yazan: Volkan Yetilmezer

13-11-2018

“Öncelikle şunu söylemek isterim, Evrim Bey olmasaydı, kedimiz Meloş ölmüştü. Onun sayesinde şu an trup gibi. Şimdi hikayemizi anlatayım. Aralık ayında kapımıza bir kedi geldi. Bizde hadi dedik mama verelim. Derken ertesi gün yine geldi. Sonrasında aylarca bu şekilde geldi gitti. Bazı akşamlar da bizde yattı. Şubat ayında bir gün eve resmen ağlayarak geldi. Muhtemelen ağaçtan düşmüş ve apartman parmaklıklarının sivri kısmı yan tarafından ona girip çıkmış. Yan tarafından bağırsakları sarkık bir şekilde eve geldi. Apar topar mahallemizdeki veterinere götürdük. Kaburgada kırık, karaciğerde ve akciğerde delik ve bağırsaklarda hasar vardı. Yani artık ölmekle ölmemek arasındaydı. Sağolsun veterinerimiz onu bir şekilde hayata döndürdü. Aylar geçti ama sonrasında bir türlü düzelmedi. Neredeyse her hafta hatta bazen gün aşırı kusuyordu. Bazen de yemek yemeği ve su .çmeyi bırakıyordu. Yaklaşık dört defa bu şekilde ölüm döşeğinden kurtuldu. Serum yapılınca kendine geliyor, kısa bir süre sonra da yine çöküyordu. Gel zaman git zaman bu şekilde aylar geçti. Ardından veterinerimizin tavsiyesi ile xx Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’ne götürdük. Üç kez fakülteye gittik. her gittiğimizde hem kan hem idrar tahlili yapıldı. Sağolsun oradaki hoca çok ilgilendi ama öğrenciler kan alırken kedinin resmen canına okudular. Adı üstünde fakülte. Kediye kadavra muamelesi yaptılar resmen. Tabi her tahlil v.s. yapıldığında da dünyanın parasını alıyorlar. Dediler ki böbreğinde sorun var. Bir sürü ilaç verdiler, özel mamalar yemesi gerektiğini söylediler. Tamam dedik. Garibim kedinin içi dışı ilaç oldu. Dünyanın parasını verip özel mamalar aldık. Daha da kötü oldu. Sora ilaçları değiştirdiler. Tabi mamaları da. Daha pahalı olan özel mamalara geçtik. İlaç ve mama parası önemli değildi ama kedimize sürekli işkence çektiriyorlardı. Baktık olacak gibi değil, farklı bir çözüm yolu ararken, bir arkadaşımız Evrim Bey’i tavsiye etti. Bize çok uzaktı ama yine de gidelim dedik. Elimizde bir sürü tahlil raporu, bir sürü ilaçla kapısını çaldık. Evrim Bey’in yaptığı muayene sonrasında Addisson denen bir hastalıktan şüphelendi. Buna yönelik ilaç tedavisine başladık. Ancak bir kaç gün sonra tedaviye ters bir şekilde yanıt vermeye başladı. Ardından Evrim Bey tam olarak iç organlarında neler olduğunu anlamak için kontrastlı röntgen çekti. Meğerse Meloş’un bağırsakları iki yerden sıkışmış. Mide büyüklüğünde iki tane daha şişlik olmuş. Acilen ameliyata alınması gerektiğini söyledi ve biz de onay verdik. Ameliyat sırasında, Meloş’un karnı açıldığında asıl olayın, diyaframın yırtılması sonucu bağırsakların burada iki yerden sıkışmış olması olduğu görüldü. Ameliyat sonrası 1 haftalık iyileşme sürecinden sonra şu an resmen tazı gibi bir kedi oldu. Mahallemizdeki veterinerin bunu fark edecek ekipmanı yoktu. Ama koca fakültede de mi bu ekipmanlar yoktu? Boşu boşuna dünyanın ilacını aldı, garip garip mamalar yedi, defalarca iğneler batırıldı. Fakülteye gitmeye devam etseydik kim bilir daha ne işkenceler yapacaklardı. Allahtan Evrim Bey ile tanıştık ve bilgisiyle Meloş’umuzu kurtardı. Şu an hiç bir yemek yada su problemi yok. Acayip enerjik. Hiç olmadığı kadar mutlu. İyi ki Evrim Bey var…”

Yazan: Mars

27-10-2018

“Mars’ım oğlum üç yaşında kısır bir kedi. Tam 1 yıldır idrar yolları ve dışkılama problemi yaşıyordu. Bebekliğinden beri veterineri milyonlarca teste ilaca rağmen neyden kaynaklandığını bulamayıp xx üniversitesi veterinerlik fakültesine yönlendirdi bizleri. Oraya da gittiğimizde Mars’a sürekli geçici çözüm yaratan reçetelerle Mars’ın durumunu geçiştirdiklerini gördük. Serum tedavileri mi dersiniz her gün iğne tedavisi mi neler neler ama günün sonunda bu hayvanın nesi olduğunu kimse söylemiyor ve sürekli müdahale etmekten (para kazanmaktan) başka bir şey yapılmıyordu! Mars iyice zayıfladı ve resmen günden güne gözümüzün önünde ölmeye başladı tekrar bir umut diyerek profesörleri vardır umuduyla fakülteye götürdük ve Mars’a FIB teşhisi kondu!! ‘Yapılacak pek bir şey yok bağışıklığını güçlü tutacağız yaşadığı kadar yaşayacak’ dendi. Hepinizin tahmin edebileceği gibi bir hayvan sahibinin kabul edeceği ya da duymayı kaldıracağı bir teşhis veya tedavi planı bu olamaz, olmamalı da!
Günlerce internetten İstanbul’da gerçekten iyi olan veteriner hekimleri araştırdım ve bu araştırmam devam ederken bir gece Mars çok fenalaştı ve nefes alamamaya başladı. Sürekli öksürüyor gibi ses çıkarıyor ve gözlerini kısarak bakıyordu. Gerçek anlamda çaresiz bir şekilde hiç tanımadığımız ama araştırdığım kadarıyla en iyisi denilen Ada Veterinerlik’te Veteriner Hekim Evrim Bey’e gittik. Şansımıza o gece Evrim Bey nöbetçiydi ve baştan sona Mars’ın 1 yıllık tedavi (sözde) sürecini dinledi ve notlar aldı (daha önce hiçbir veteriner yapmadı bunu) ve Mars’ın sondalanması gerektiğine karar verdi. Bunca zamandır milyonlarca müdahaleye rağmen çocuğumun geldiği son nokta buydu hayvan nefes alamıyordu ve çözümü sonda deniliyordu. Gerçekten defalarca çözümsüz kalmanın verdiği inançsızlıkla bu çözümü sorguladım. ‘Ciğerlerine bakmamız lazım nefes alamıyor’ dedim. Süreç o kadar yıpratmış ki beni sürekli söylediklerine itiraz ettim ve hekimliğini kendi içimde sorguladım. Evrim Bey doğru olduğu bildiği yoldan hiç vazgeçmedi tam üç saat boyunca neden sondayı talep ettiğini sabırla anlattı. Yanlış okumadınız tam üç saat! Ne veterinerler gördüm bir iğneye 50 tl alıp gönderip çocuğuma sanki bir eşyaymış gibi yaklaşan ya da sanki alnımızda ‘para kasası’ yazıyormuşçasına ortada bir canlının sağlığı söz konusu değilmişçesine davranan. O yüzden Evrim Bey o günkü sabrı ile bizlere aslında aynı paydada olduğumuzu Mars’a en az bizim kadar yardımcı olmak istediğini ve bunun hiçbir maddi karşılığı olmak zorunda olmadığını çünkü ortada ‘ Bir Can Olduğunu!’ hissettirdi. Hayatı boyunca veterinerler Mars’a eldivenler ve battaniyelerle yaklaşırken Evrim Bey buna hiç gerek bile duymadı. Hayvanın dilini anlamak işte buydu!! Ve oğlum FIB değildi yanlış teşhis konulmuştu. İki ay boyunca Evrim Bey hep araştırdı ve farklı tedavi prosedürleri uyguladı. Her yeni ilaç tedavisinde bu ilacı neden kullandığımızı bizlere ayrıntıları ile anlattı. Sürekli durumunu sordu hatta yıllık izninde bile Mars’ın durumunu her gün takip etti. Uzman ekibine konuyu aktararak tatilde olmasına rağmen Mars’ı özveri ile takip etti.
Evrim Bey iki ay içerisinde Mars’ın sorununu çözdü şimdi oğlum bir yıldır hiç olmadığı kadar mutlu ve huzurlu. Halen ilaçları devam ediyor ve Evrim Bey oğlumu takip etmekten hiç vazgeçmiyor. Öz çocuklarımızdan farkı olmayan hayvanlarımızı gerçekten gözü kapalı emanet edebileceğimiz başka adres tanımıyorum. Para kaygısı olmadan, fedakar, emek veren, sürekli araştırma azmine sahip, hayvana ve sahibine içtenlikle yürekten yaklaşan Evrim Bey alanında gerçekten eşsiz! Mars ve bizim için Evrim Bey ‘Yılın En İyi Veteriner Hekimi’ Oscar’ının sahibi! İyi ki var, İyi ki karşımıza çıktı! Gerçekten teşekkür ederiz.”

Yazan: BD

30-07-2018

“Üç kedi sahibiyim iki british shorthair bir Scottish fold; bir tanesinde aşı yeri sarkoması, bir diğerinde Scottishlerin genetik hastalığı eklem üremesi hastalığı vardı. Aşı yeri sarkoması olan yavrumda 2017 Kasım ayında ufacık bir beze çıktı. O dönem gittiğimiz hekim yağ bezesi diyerek beklememizi söyledi. Beze büyümeye başlayınca xx Üniversitesine gittik teşhis konuldu ve her halukarda ölür biraz daha büyüsün dediler yine bekledik. Biraz daha büyüyünce artık aldırmamız gerekiyordu çünkü çok hızlı büyümeye başlamıştı. Ocak 2018’de ilk operasyonunu geçirdi. Hekimi kötü huylu bir tümör olduğunu ve 2 Ay ile 2 sene arasında bir ömrü olduğunu yaptığı operasyon sonucu en az 6 ay tümörün geri gelmeyeceğini söyledi. Yavrum poliklinikten çıktıktan 2 hafta sonra daha toparlanamadan tümör bir kez daha çıktı. Bu sefer ben başka bir hekim aramaya başladım çünkü operasyonu yapan hekim olur öyle zaten bu tümörün verdiği ömür 2 ay zaten ölecek bekleyelim dedi. Tabi şuan bunları soğukkanlılıkla yazıyorum ama o dönem çok ağır geldi! Asla söylenmemesi gerekirdi. Neyse. Bu siteden Evrim Bey’in ve Eşi Özlem Hanım’ın hastalarına yaklaşımlarını ve tedavilerini okudum yaptığım araştırmalarda Ada Veteriner Polikliniğinde hem ilgi vardı hemde hastalıkla savaşma konusunda oldukça olumlu yazılar vardı. Mart ayında Evrim Bey’e telefonda teşhisten bahsettim. Yavrumu ve sonuçları gördükten sonra süreçten bahsetti kurtula da bilir kaybedebiliriz de dedi ve sürecimiz başladı. İlk fark ettiğimde Evrim Bey’e götürseymişim şayet Işın tedavisiyle kurtulabileceğimizi ama şuan uzun bir sürecimiz olduğunu söyledi. Gittiğimizde fındık büyüklüğünde tümörü vardı, Işın tedavisiyle başladık her hafta Işın aldı ve o hızla büyüyen tümör küçülmeye başladı. Evrim Bey yakından ilgilendiği için tümörün boyutunu ve ne yapmamız gerektiğini gün gün bize anlattı. Işın tedavisi bittikten sonra tümörü tekrar büyümeye başladı. Evrim Bey tümörün çok agresif olduğunu ve operasyonun şart olduğunu tümörün büyüklüğüne ve yerleştiği yere göre komple temizleyip kalan yerlere elektro kemoterapi uygulayacaklarını söyledi. Operasyonu Evrim Bey’in eşi Özlem hanım yaptı. O süreçte yavrumun durumu , operasyonun nasıl geçtiği an an bize anlatıldı. Özlem Hanım kanserli tüm hücreleri alabilmek için yavrumu incitmeden büyük bir kısmını kesip aldı. Çok derinden alındığı için elektro kemoterapiyi uygun görmeyip yapmamışlar. Yavrumun operasyon bölgesinde neler olduğunu tüm detaylarıyla çizerek anlattılar kasların bir kısmının alındığını sağlıklı olan kasların birbirine dikildiğini çok ağır bir operasyon olduğunu ve ilk gecenin çok önemli olduğunu anlattılar. Geç saate kadar poliklinikte yavrumu bekledim benim bekleyemediğim saatlerde hepsi birbirinden kıymetli hekim arkadaşlardan nöbetçi olan saat başı her ilaç verdiğinde sabaha kadar bilgilendirdi. Ben oradayken ilaç içmeyi reddeden yavrum için geç saatte Evrim Bey’in kendisi geldi, yavrumla konuşarak incitmeden korkutmadan yavruma ilacı içirdi. Operasyondan sonra Evrim Bey’in takibi devam etti. Hastalık nüksedecek gibi oldu bu sırada Evrim Bey araştırmaya devam etmiş ve bir ilaç tavsiye etti. İlacın içerisindeki etken madde bizim tümörümüzün geri gelmesini geciktirecek bir maddeymiş. Kanser ilacı olduğu için tedarik etmesi zor bir ilaç ben kendim Trabzon’da bir eczaneden buldum getirticekken Evrim Bey’de bir yandan ilacın tedariki için yardım etti getirttik ve ilacı vermeye başladık. Başladık diyorum çünkü benim yavrum biraz cins katiyen biz verince içmiyor. Türlü yollar denedik suda erittik verdik içmedi, yaş mamayla denedik olmadı, tüp vitaminler, süt , mamasının içine karıştırma vs. asla içmedi. Biz bu nedenle her akşam polikliniğe gidiyoruz. Hatta her hekimden de içmiyor, Evrim Bey ve iki hekim arkadaşımız dışında çok zorlanıyoruz. Yaklaşık 2 aydır düzenli olarak her akşam ilacı Ada Veterinerde arkadaşlar içiriyorlar. Bir gün olsun asık suratlı ilgisiz herhangi bir hekim görmedim. Sağolsunlar! Yavrum şuan çok iyi! Sanırım kurtulduk artık.Baştan sona Evrim Bey’in ilgisi alakası sayesinde yavrum kurtuldu! Ek olarak bu tedavi sürecinde eklem üremesi teşhisi çok geç konulan Scottish olan yavrum ağrısı olduğu için yürüyemiyordu. Biz ağrısını kessin diye Metacam veriyorduk ama onun da fazlası zararlı olduğu için yeterli gelmiyordu. Evrim Bey bir ilaç tavsiye etti hatta ilacı kendisi verdi o ilacı kullanmaya başladığımızdan beri yaklaşık 3 aydır o sürekli uyuyan yürüyemeyen yavrum evdeki uçan haşerelere hopluyor. Beslenme düzeninde sıkıntı olan diğer yavrumun da bu süreçte beslenmesini düzene oturttu. Yani benim yavrularımın dertlerine deva oldu. Başı çok kalabalık genelde ama , ilgili ve inanılmaz bilgili bir hekim! Çaresiz kalınca gitmeyin siz sürecin en başında tanışın Evrim Bey’le. Evrim Bey’e Eşi Özlem Hanım’a ve diğer hekim arkadaşlara minnettarım.”

Yazan: Burcu Asena Şahin

17-06-2018

“Köpeğim Fiyonk 2 aylık bir Yorkshire Terrier. Fiyonk aldığımız günden beri halsizdi. Yemek de yemiyordu. Aldığımızın 2.-3.gününde gece fenalaştı. Elimize aldığımızda cansız gibiydi. Kafası çok fazla geriye gidiyordu. O gece iki kez acile götürdük. İzotonik ve dekstroz serumları taktılar. İzotonik sonrası nöbet geçirmeye başladı. Birkaç gün böyle sabah akşam doktordaydık. Enfeksiyon kapmış dediler. Bir başka veterinerse kesinlikle gençlik hastalığı olduğunu söyledi. Bunun üzerine Türkiye’de gençlik hastalığının NDV aşısıyla tedavisini yapan kişiyle iletişime geçtim. Köpeğimin nöbetlerini görünce, bir şey yemediğini, yediklerini kustuğunu duyunca kesin öyle olduğunu söyledi ama şekerli serumun Fiyonk’u iyi etmesi onu da şüpheye düşürdü. Yine bir gece acile gittiğimizde sonunda gençlik hastalığı ve parvo tahlili yapıldı. Gençlik negatif, parvo pozitif çıktı. Fakat köpeğim ishal bile değildi. O güne geldiğimizde artık durumu çok çok ağırdı. Orada yoğun bakıma bırakmak zorunda kaldık. 3.bir tedaviye başlandı bu kez parvo tedavisiydi bu. Gittiğimde kendisini hiç iyi görmüyordum orada da yemek yediremiyorlardı, yediğini kusuyordu. Bu sırada bu sitede Evrim Egeden’e ve benzer şeyler yaşayan birinin yorumuna rastladım. Lökosit sayılarıyla ilgili bir yorum vardı ben de Fiyonk’ta da lökositin çok olduğunu öğrendim. Bunun üzerine Evrim Beyle iletişime geçtim kendisi Fiyonk’u görmeyi kabul etti. Bebeğimi yoğun bakımdan aldım Ada Veteriner’e geldik. Evrim Bey hemen bize gidip bir danone almamızı söyledi. Teacuplarda şekerin düşük olabildiğini söyledi. Cici Bebeli Danone aldık, Evrim Bey şırıngayla yedirdi Fiyonk’a. Kusup kusmayacağını anlamak için bekledik. Ayağa kalkıp kalkamadığına baktık. Oğlum neyse ki kusmadı da ayağa da kalktı. Evrim Bey, oğlumun durumunun iki bakteriden kaynaklanabileceğini söyledi. İkisinin de ilacını yaptı. Aynı zamanda da bize o sırada 750 gram olan oğlum 1,5 kiloya varana dek ona yerse saatte 1 olmadı 2 saatte bir şırıngayla bir doz danone vermemizi söyledi. İlk günlerde yere bıraktığımız an yatan, sonraları nöbetler geçiren baygın yatan oğlum, şuan kıpır kıpır, evde durmadan koşuşturuyor. Evrim Bey’e çok minnettarım. Benzer bir durum yaşıyorsanız kesinlikle kendisine bir gösterin yavrunuzu. Danone’yi de kesinlikle deneyin. Evrim Bey kusarsa bunun yemek değişikliğinden olmadığını anlayalım diye danone’nin çeşidini de, verdiğimiz mamayı da aynı tutmamızı söyledi. Biz günlerce perişan olduk siz benim yaptığım hatayı yapmayın ve ilk olarak Ada Veteriner’e gidin. Evrim Bey işinde yetkin, Ada Veteriner de çalışan diğer herkes de sıcakkanlı, güler yüzlü insanlar. Kesinlikle tavsiye ediyorum benim bebeğimin hayatını kurtardılar.”

 

Yazan Icankat

04-06-2018 

“Bir kedi dissiz yasar mi? Yasar hem de cok mutlu cok saglikli yasar. Kedimin agzindaki dislerin hepsi enfeksiyon nedeni ile cekildi. Ameliyattan ciktigi gun kendiliginden agzinda dikisleri olmasina ragmen islak mama yedi. 3 hafta sonra ameliyat yaralari iyilesince de eskisi gibi kati mama yemege basladi. Simdi eskisinden cok daha mutlu bir kedi. Ada Veterinere, sahipleri Evrim Egeden’e ve basarili ameliyati yapan esi Ozlem Egeden’e beni dogru yonlendirdikleri ve kedimi cok buyuk bir iztiraptan kurtardiklari icin tesekkur eder. Aklinizda soru isareti varsa Ada Veterinere danismanizi tavsiye ederim. Onlara guvenerek en dogrusunu yaptim. Kedimin disindeki enfeksiyonun baska organlara sicramasini engelleyerek omrunun uzamasini sagladilar. Inanin dissizde kati mama yiyebiliyorlarmis. Gonul rahatligiyla bu sorumlulugun altina girebilirsiniz. Icininiz rahat olsun. Korkmadan yaptirabileceginiz bir islem.”

Yazan: Umut

25-01-2018

“2 ay önce artık evin bireyinden farkı olmayan, 14 senedir bizimle beraber olan 17 yaşındaki kedimizin idrar zorluğu ve kanlı idrar nöbetleriyle sarsıldık. mahallemizden uzun senelerdir tanıdığımız bir veteriner yanlış teşhis, diğeri de şahsi sebeplerden ameliyat tarihini öteleyip başkasını tavsiye edince, kan nöbetleri halinde gelip 1 saat boyunca kan dökmesine sebep olan ne olduğunu anlayamadığımız şeyle başbaşa kaldık. işimi gücümü bırakıp umutsuzca veteriner araştırmaya başladım. piyasada o kadar çok veteriner adı altında ticarethaneye ve kasaba dönen işletme var ki; sorumluluk almak istemeyen, aşıdan traştan başka birşey yapamayan, sürekli hayvan sahipleriyle davalık olan herkese hekim, üstat sıfatı dağıtılmış. Siteniz vasıtası ile onkoloji alanında donanıma sahip olan Sayın Evrim Egeden ile tanıştık. İlk muayene gittiğimiz günden kendisiyle tanışana kadar 2.5 hafta oyalanmışken, kendisi ve saygıdeğer eşi Özlem Egeden bizlere doğru tanıyı koyup ilk etapta idrardan patoloji yaparak kitlenin idrar yollarında oluşan tümör olduğunu bildirip 4gün içerisinde ameliyat tarihi verdi ve kitle tertemiz olarak alındı. Bugün ameliyat tarihinden sonraki 2.ayımıza giriyoruz, ve çok şükür ki canımız Kasım ayındaki neşesine, idrar düzenine ve iştahına döndü, kanser olduğu için elbet kontrollerimiz devam ediyor. Evrim Bey ve Özlem Hanım her gelen misafiri kendi hayvanı gibi görüp ellerinden geleni yapıyorlar, bunu benimle gerek ben aramadan beni arayıp bilgi istemelerinden gerek ben ufacık bir soru sorduğumda sıkılmadan, ikilemeden 1 günlük kedi bakanın bile anlayacağı şekilde anlatarak ve yanlarında bulunduğum süre boyunca bana gösterdiler. Ve en önemlisi de ben oldum, iş yürüyor demeden halen araştırıyorlar sürekli yeni gelişen şeyleri takip ediyorlar bunun ışığında da en doğru tedaviyi uyguluyorlar. Ben sizlerin yazılarınız sayesinde bu güzel insanlarla tanıştım, buraya da notu düşmek istedim. İyi ki varsınız ve umuyorum daim olursunuz Evrim ve Özlem Egeden çifti, çünkü Şesut ve biz sizleri çok sevdik, daha kurtaracak çok can güldürecek çok yüz var..:))”

Yazan: GB 

09-12-2017 

“Hepatic lipidosis teşhisiyle 2 ay süreyle farklı veterinerlerde yapılan yanlış tedaviler sonucu 3 kilo kaybettikten sonra ölmek üzere olan 3.5 yaşındaki tekir oğlumuzu artık ümidimizi kaybetmişken bir tanıdığımızın tavsiyesiyle ada veteriner evrim egeden’e götürdük. Götürdüğümüz 3. veteriner olduğu ve durumu çok kritik olduğu için, bunların yanı sıra artık kimseye de güvenimiz kalmadığı ve maddi anlamda da çok yıprandığımız için yaşadığımız bu uzun ve zor süreci ve hissettiklerimizi açıkça kendisine anlattık. 2 ay boyunca gözlerimizin önünde eriyen, bu süre boyunca hem tedavi sürecinin zorluğundan, hem de bunun getirdiği psikolojik sebeplerden hiçbir şekilde kuru mama yiyemeyen oğlumuz, evrim beye bıraktığmız 2. günde kuru mama yemeye başladı. İlk götürdüğümüzde evrim bey tablonun son derece kötü olduğunu ve ölmek üzere olduğunu ama elinden geleni yapacağını söyledi. Son derece dürüst, asla sizi ihtiyacınız olmayan ve size hiç yardımcı olmayan gereksiz ve yalancı kibarlıklarla yormayan ve vaktinizi almayan, genel durumu, olabilecekleri ve yaptığı tedaviyi açıklıkla bıkmadan usanmadan anlatan, maddi anlamda da elinden geldiği şekilde yardımcı olan biri. Cholangio hepatit teşhisi koyduğu yavrumuz, evrim beyle geçirdiği 1 hafta, diğer veterinerlerde harcağımız toplam 2 ay süre sonunda evine döndü ve tedavisine evde devam etmeye başladık. Yavrum artık 3 haftadır evinde ve 1 kilodan fazla aldı. Evrim bey sıklıkla arayıp nasıl olduğunu soruyor ve ben ne zaman yazsam geç saatlerde bile olsa mutlaka cevap veriyor. 2 aylık kabus gibi bir süreçten sonra kedimizin şu an hiçbir şey olmamış gibi bizimle evimizde, koynumuzda yatıyor, gırlıyor olmasına hala inanamıyorum. Bu işi yalnızca ticari kaygılarla yapan, nasılsa hiçbir şeyden anlamıyorsunuz diye sürekli tıbbi terimler kullanan ve kafanızı daha çok karıştıran, bir dediği bir dediğini tutmayan bu insanlardan sonra imdadımıza deyim yerindeyse bir mucize gibi yetişen evrim beye borcumuzu asla ödeyemeyiz. Anadolu yakasında oturuyorum ama artık sadece kritik durumlarda değil, rutin işlemler için de kendisine gideceğim, size de kesinlikle tavsiye ediyorum, canınız kadar sevdiğiniz yavrunuzu gözünüz kapalı teslim edebileceğiniz bir melek evrim bey resmen.”

Yazan: aishenoure 

22-11-2017

“Yaklaşık 3 yıl önce dışkısında kan olduğunu fark ettiğim kedimi bir sabah banyoda buz gibi olmuş vaziyette yatarken bulup, sabahın 07:00 sinde kucağımda kedimle açık veteriner ararken Ada Veteriner polikliniği çıktı karşıma… Bu hikayeyi özet geçeceğim. Çevremdekilerin ölmüş bu bırak uğraşma dedikleri kedim, Evrim Bey’in doğru teşhis ve tedavisi sayesinde bu gün 4 Yaşında.
Asıl hikayem ise köpeğim Paki ile ilgili. Kızım 12 yaşında ingiliz cocker spaniel, 5-6 yaşlarında sırtında et beni şeklinde küçük bir oluşum başladı. O zaman ki veterinerimize sorduğumda birşey olmaz ondan boşver deyip geçiştirmişti… aradan yıllar geçti zaman içinde o küçük oluşum büyüdü ve enfekte olmuş ceviz büyüklüğünde bir kitleye dönüştü. 9 yaşındayken çenesi ile boynunun arasında küçük bir kitle oluştu. Hızla büyüdü… yine veterinerimize gittik. Ve bize, ameliyatla alınması gerektiği ancak yaşı dolayısı ile bu operasyonun sadece veterinerlik fakültesinde yapılabileceği söylendi. Bende Evrim bey’ e götürdüm. Evrim bey bunların ameliyatla alınabileceğini ve sonrasında biopsi ile tümörlerin niteliğini öğrenebileceğimizi söyledi. Ameliyat öncesi yapılan EKG ve diğer testlerde Kalp problemi fark edildi. Veterinerlik fakültesinden bir hocamıza danışalım dendi. Hocanın teşhisinde sağ kalp kapakçığının problemli olduğu ve kızımın ameliyata girmemesi önerildi. Yazılan ilaçları kullandık. aradan yaklaşık 4 ay geçti. Kızım bir akşam çılgın gibi kaşınıyordu, boynun altındaki tümörden bir parça koparttı. Kanamayı durdurmaya çalışırken sırtındaki yarada bir hareket fark ettim hemen Ada’nın yolunu tuttuk. Kızımın sırtındaki tümör de kurtlar vardı. Titizlikle temizlendi ve antibiotik ve içeriğini şimdi hatırlamadığım iğneleri yapıldı. İlaç tedavisinin sonucunda tümörler çok küçüldü ve temizlendi. Bu arada Pakinin diş ve ağız sağlığı da berbat durumdaydı. Anestezi yasak olunca bu problemlede ilgilenemedik. Bir kaç ay sonra pakinin durumu yine kötüleşti. Tekrar Evrim Bey e götürdüm ve operasyonun mutlaka yapılması gerektiğini söyledi. Sonuçta 1000 tane riskimiz vardı şimdi ise 2000 tane var dedi. Ameliyat günü yapılan kan testi sonuçları oldukça kötü idi. Anemik bir durum söz konusuydu ve enfeksiyon oranıda çok çok yüksekti. Ameliyattan vazgeçsek bile en fazla 2 ay dayanabileceğini söyledi. Ameliyatın 3 aşama olacağını ilk önce boynunun altındaki kitlenin alınacağını ve durum iyi giderse sıra ile sırtı ve dişlerinin halledileceğini, durum kritik olursa diğer aşamaya geçilmeyeceğini söyledi. 2 saat süren operasyondan sonra kızımı yanıma getirdiler. Aradan 1 ay geçti halen inanamıyorum. Patoloji sonuçları yeni geldi ve kızımın her iki tümörü de kötü huylu ve tekrarlama riski çok fazla… Evrim Bey sürekli araştırıyor, bilgilendiriyor ve kontrol ediyor… sonuçta kızım 12 yaşında ve zor zamanlar geçirdi… Kızımı ağrısız, kanamasız ve neşe içinde görmeyi çok özlemiştim… Evrim bey sayesinde hayatın biraz daha tadını çıkarabilecek olması bence mucizevi. Eğer veteriner hekiminiz Evrim bey ise mantığınıza uymayan hiç bir tedavi için çabalamaz, boşa kürek çekmezsiniz. Ben hep güvendim ve güvenmeye devam edeceğim.”

Yazan: onur

13-11-2017

“Evrim bey ile yollarımızın kesiştiği nokta kedimiz arwen de kan hastalığı olması ile oldu.Arwenin kan değerleri hct:6 hgb:2ydi. Önceki veterinerimizde bir kan nakli olmuştu ama bir hafta sonra değerler gene bu seviyeye düşmüştü.Daha sonra Site Editörleri Tarafından Kapatıldı üniversitesine gittik ve orda biz yaklaşık 2 sayfalık bir reçete verdiler ve her türlü kötü bir duruma hazırlıklı olmamızı söylediler.Bu arada 2. kan nakli için donör arıyorduk ve bulduğumuz donörün sahibi bize Evrim beyi önerdi ve hemen oraya gidip ikinci nakli gerçekleştirdik.Nakil sonrası 2 haftalık bir sürede arweni klinikte misafir ettiler. Verdikleri ilaç sayısı Site Editörleri Tarafından Kapatıldıl üniversitesinden sonra yok denecek kadar azdı. 2 haftalık süreçten sonra kan değerleri normal seviyesine çıktı ve eski arwene kavuştuk. Bu süreçte Evrim bey ve ekibi her türlü yardımda bulundular. Bu işi diğer veterinerler gibi para için yapmadıklarını ve hayvanseverliklerini bize kanıtladılar. Kan hastalıklarıyla veya herhangi bir başka hastalıkla ilgili olarak ADA veteriner kliniğini sonuna kadr tavsiye ediyorum. Gözünüz kapalı gidebilirsiniz.”

Yazan: Dilek
30-10-2017

“Evrim Bey; tanıdığım veterinerler arasıda,can dostumu, can yoldaşım Fıstığımı gözüm kapalı içim rahat tedavisini yaptırdığım tek geçtiğim eşine ve kendisine saygı duyduğum minnet ve teşekkür borcumun asla bitmeyeceği gerçek bir veteriner hekimimizdir. 2 yıl önce canyoldaşım kedim Fıstığın sağ kalça üzerinde fındık tanesi kadar bir şişlik elime gelince fıtık olabileceğini düşünerek direk Evrim beye götürdüm.Daha önce hiç duymadığım kötü huylu tümör ( Yumuşak doku tümörleri) ile malesef o gün tanışmış olduk. Teşhisi Evrim bey koymuştu. Ben kedim Fıstığı ertesi gün Site Editörleri Tarafından Kapatıldı Veteriner Kliniğinde adını şuan hatırlayamadığım İstanbul Üniversitesinde hocalık yapan başka bir veterinere daha gösterdim. Evrim beyin aynen dediği gibi malesef tümördü. Site Editörleri Tarafından Kapatıldı kliniğindeki hoca hemen yarın getirin hç beklemeyelim ameliyat ile alalım bu tümör 6 aya kadar öldürür kedinizi dedi ve hemen ameliyat önerisinde bulundu. Ertesi gün tekrar Evrim bey’e gittik. Evrim beyin kedim Fıstık için ( aşı sorkomu tümörü için )uygulayacağı tedavi yöntemini bana uzunca anlattı. Öncesinde tümörün bulunduğu yere ışın tedavisi yapılması gerektiğini ışın yapılmadan olan ameliyatlarda tümörün 6 ay sonra tekrar edebileceğini söyledi.Daha sonra kandeğerlerine bakılıp ameliyata alınması gerektiğini anlattı. uzun süren bu tedavi sürecinde Evrim Beyin disiplini,sabrı ve anlayışı beni çok rahatlattı. Doğru teşhis, doğru hekim, ve doğru tedavi yöntemi ile benim dünyalar tatlısı Fıstığım (maşallah) hastalığını atlatalı 2 yıl oldu ve gayet sağlıklı. Sabır ve güven bu süreçte en çok ihtiyacınız olan tekşey. Tekrar tekrar Evrim Bey ve Eşi Özlem hanıma ne kadar teşekkür etsem az olur. Sevgilerimle sizi çok seven Fıstık ve Dilek :)”

Yazan: ARZUM AKIN

05-10-2017

“3 Yıllık mücadelem zaferle sonuçlandı.Üstelik bir beklentisi olmadan sadece mesajlarla tavsiyelerle artık normal bir hayata geçmemi sağladı.Kedim belki de sayenizde ölümden döndü.1. yaşında Site Editörleri Tarafından Kapatıldı Veterinerlik fakültesinde kısırlaştırma ameliyatına aldırdığım kedimi kısırlaştırma yapamadılar.Testislerinin keseye düşmediğini ve biraz daha beklememi söylediler.Narkoz verilip ameliyat denendikten sonra oldu.Ertesi yıl kedim evin heryerine çiş yapmaya başladı.Çok seviyorum ve ne olursa olsun vaz geçmek istemiyorum.Geçici annelik yapıyorum başka hayvanlara ve aynı zamanda yuva sağlıyorum, tedavi ettiriyorum.2. yılında kedimi Ankara da Site Editörleri Tarafından Kapatıldı Hastanesinde Site Editörleri Tarafından Kapatıldı beye götürdüm.Birsürü masraf ve tahlilden sonra ameliyata alındı ve yine testisini bulamadılar.Çiş yapma sorunu içinse dışarda yaşayabileceği söylendi.Kedim dışarı gittiği vakit başka hayvanları bana ödül olarak öldürüp getiriyor.Hiç bir canlının ölmesini istemiyorum.kedimin çiş olayı iyice artmaya başladı.O derece ki 10 dakika da 4 defa koku bırakıyordu.Bu sene Site Editörleri Tarafından Kapatıldı hastanesine götürdüm.Site Editörleri Tarafından Kapatıldı bey bana bütün belirtilerin testisinin olduğunu söyledi ve tomografi çektirmem gerektiğini söyledi.Tomografi çekildi ve 3 Radyolog baktı.Teşhisleri 1 tanesi lenf bezi dedi 2 tanesi ise testis olduğunu söylediler kasık bölgesinde.Haliyle tomografi muayene çok masraflı bir iş ve üstüne ameliyat ücreti de çok pahalıydı açıp bakacağız dediler.Bir tanıdık vasıtasıyla Fakülte de Prof. Site Editörleri Tarafından Kapatıldı ya tomografiyi götürdüm.Oda bana tomografide anlaşılamayacağını bu işin kolay olduğunu ve açıp kendisinin alabileceğini söyledi.Bu süreçte 1 kere de hormon tedavisi oldu zararlı olduğunu biliyordum ama testisi var mı yok u ne olacak emin olalım dediler hormon iğnesi yaptılar.Ameliyattan çıktığında başımdan aşağı kaynar sular döküldü.kuruk sokumuna kadar açmmışlar ve attığı çığlıklar hala kulağımda.Ve morfin yapmışlar.Bu durum morfin yapılmış haliydi.Hemen özel bir hastanede yoğun bakıma aldırdım.18 gün kaldı yine düzelmedi.Başka bir hekime götürdüm sonda takıldı günlerce tedavi sonrası çocuğuma kavuştum.ve artık ameliyatı kaldıracak durumda değil onu biliyordum.Siz olsanız ne yapardınız diye sormak istiyorum.Sürekli duvarlara kadar koku bırakan bir evladınız var.kimse almaz ki bende vermem.Sokaklarda ömür çok kısa sokağa atamam.Kriptorşid ile ilgili zaten bütün yazıları okumuştum tekrar makale yazan dr. lara mesaj attım.Bir dr. bana Evrim Egeden beyi önerdi.Kendisine konuyu anlatan bir mail yazdım.Ankaranın neredeyse isim yapmış yerleri ve hekimlerine götürdüm ve neredeyse bebeğimi kaybedecekti.Hiçbir maddi çıkarı olmadan beni aradı ve bilgi aldı.Bir sürü tavsiyelerde bulundu.En önemlisi de boşuna ameliyat olduğunu söyledi çocuğumun.O kadar acı çekti ve bu vicdan azabını her dikişlerine baktığımda yaşarım.Şimdi oğlum artık çiş yapmıyor.Birde kız kardeşi var.Olayı anlattığım birçok dr nasıl yani demişti, kısırlaşmıştır daha önce demişti yada getirin açalım bakalım demişti.Birilerinin prof. vs olması herşeyi bildiği anlamına gelmiyor.Olmuyorsa riske girmenin bir anlamıda yok.Evimde ki koku gitgide azaldı ki ben bile inanamıyorum.Oğlum şu anda mutlu ilaç da kullanıyor en önemlisi koku bırakmıyor.Birçok hekim tek testis durumu gördüğünü ama 2 testis olmadığını görmediğini söyledi.Evrim beye ne kadar minnettar olduğumu kelimelerle ifade edemem.karşılıksız bir şekilde ne gerekiyorsa yardımcı oldu.Gece gündüz videolar gönderdim.Bana dediği en önemli şey çocuğunuzu çok seviyorsunuz başkası olsa onu ya uyutturur yada bırakırdı.Böyle insanlar var mı bilmiyorum.Ben pes etmedim ve söylenen hiçbirşey beni ikna etmedi.Bana testis bulunup alınmadığı sürece hep yapacak dendi.Kendisine minnetarım.Çok teşekkür ederim hocam.İyi ki sizi tanıdım ve iyiki gerçekten hayvanları seven bir hekimsiniz.Kesinlikle tavsiye ediyorum.Siz çocuğumun hayatını kurtardınız ve tabi benim hayatımı da.Çok teşekkür ederim.”

Yazan: Sema

03-10-2017

“Ben Bodrum’da yaşıyorum ve 6 yaşında maalesef burada kötü bir kısırlaştırma operasyonu sonrasında gördügü tedavi sonrası metabolizması bozulmuş 8,5kg agırlıgında ‘kızım” dedigim çok konuşkan, çok hisli bir kedim var. Burada operasyon sonrası degiştirdigim bir başka veteriner ile gerekli saglık ihtiyaclarını görüyorduk. Birgün kızım hiç yapmadıgı halde evin içine kaka yapmaya basladı, daha sık konuşup birseyler anlatmaya çalıştı derken ertesi gün agzından kan damlamaya başladı ama taze kan hemen veterinerine götürdüm, 1 hafta tüm tetkikleri yapıldı derken kan paraziti oldugu söylendi, gerekli antibiyotik verildi ancak kanaması geçmeyince klinikte kaldi orada tüm vitaminler yapıldı ama kan degerleri çok düştü artık adım atacak hali kalmamıştı, agzı, dili, göz kenarları bembeyaz oldu. Tüm ugrasılara ragmen kanamanın sebebini ve dolayısıyla anemisinin sebebini bulamadık ve artık tüm ümidimizi yitirmiştik. Öyle bir noktaya gelmiştim ki uyutmayı düşünmeye başlamıştık. Istanbul’da hayvanları çok sevip ilgilenen bir arkadaşım Evrim bey’i tavsiye etti. Kedimi Istanbul’a götürme şansım olmayınca Evrim bey o güne kadar yapılan tüm tetkikleri istedi ve bana verilmesi gereken ilaçları nasıl kullanmam gerektigini hem sözlü hem yazılı olarak verdi ve hergün durumunun nasıl oldugunu takip etti. Hala tedavisi sürüyor ama şişkocum suan eski saglıgında görünüyor. Belki ciddi bir hastalık ve ilaçlar yetersiz kalacak ama herseye ragmen şuan eskisi gibi canlı ve neşeli. Evrim bey’i anlatmama kelimeler yetmez ve onun gösterdigi alakayı, hayvanlara ve hayvan severlere verdigi degeri anlatamam. Uzaktan, telefon ve fotograf ve videolar la maddi kaygıyı bir kenara koyarak elinden gelenin en iyisini yapıyor olması zaten benim için ”en iyisi” demektir. Kedimin hastalıgının detayları o kediye mahsus ama iyi bir veteriner her hayvana gerek. Teşekkürler Evrim bey, iyi ki varsınız. Umarım hayvan sever herkes sizin için yazdıklarımızın içtenligini hisseder ve sizinle iletişime geçer, çok ama çok tavsiye edilesi bir insan ve meslegini çok ciddiyetle yapan bir veterinersiniz. Size çok teşekkür ediyorum.”

Yazan Bilge Aksu

09-08-2017

“FIP teshisi konulan kedimi hayata donduren veteriner Evrim Egeden: Yaklasik 5 ay once bir gun kedim Tahsin’in dis etlerinde hastalik oldugunu farkettim ve oturdugumuz yere yakin bir veteriner klinigine gittik, dis etleri temizlendi genel anestezi altinda. Eve geldigimizde her sey normaldi ancak 3-4 gun icerisinde kedim gittikce kotulesti, yemek yiyemez, yuruyemez, sadece oturdugu yerde agzi yari acik hizli nefes alir hale geldi. Once ameliyati yapan klinige goturduk, bir gece orda gozlem altinda kaldi, fakat sonra eve yollandi, gececegini soylediler. Ardindan Nisantasi’nda tavsiye uzerine baska bir klinige gittik ve kedimize kan testi yaparak FIP pozitif oldugu soylendi. Kan degerleri berbat durumdaydi, genel hali cok kotuydu, ve rontgende goguste ciddi sivi birikmesi gorulmustu. Kedimin ancak 2-3 gun yasayacagi bu hastaligin tedavisi olmadigi soylendi. Tabii dunya basimiza yikildi o gun yasadigimiz uzuntuyu birlikte yasadigi canliyi bizim gibi cocugu yerine koyanlar anlar ancak. Klinikten ciktik evimize donerken yolda internette FIP nedir diye arastirirken Evrim Bey in konu hakkinda yazmis oldugu bir yaziya denk geldik, tam da Levent sapagina yaklasirken. Bir baktik ki Evrim Bey in klinigi de Leventte, hemen saptik bir gorus daha alalim diye. Gercekten Allah tarafindan oraya yollandigimizi dusunuyorum. Meger kedimin nefes alis verisi cok kritikmis, hemen yogun bakima alindi. Evrim Bey bize uzun uzun anlatti bu hastaligi. Bir tek kan testi ile (bize onceki veterinerde bakin kan testi pozitif cikti demek ki FIP denmisti) bu teshisin konulamayacagini anlatti. Zaten daha sonraki konusmalarimizda da kesin teshisin sadece gogusteki sividan ornek alinarak anlasilabilecegini ogrendik. Bunun disindaki her test FIP ihtimali yuksek veya dusuk seklinde yorumlanirmis. Biz de internette okudukca ogrendik ki bazi ne oldugu anlasilamayan durumlarda FIP denip geciliyormus ve zavallli kediler kurtarilabilecekken olume terk ediliyormus. O yuzden sizin de kedim FIP mi degil mi diye supheniz varsa bir saniye bile dusunmeden Evrim Bey e gitmenizi tavsiye ederim, belki sizin kediniz de yanlis teshis kurbani olabilir ve yasama sansi olabilir. Benim kedim Tahsin e donersem, Evrim Bey bize FIP in yuksek bir ihtimal oldugunu ancak yine de FIP olmadigini dusundugu bulgular da oldugunu ve kedimizi toksoplazma ya karsi tedavi etmek istedigini anlatti. Kendisi bize her asamayi uzun uzun acikladi, kitaplardan, konuyla ilgili guncel bilimsel makalelerden ornekler gosterdi. Biz de arastirdik buldugumuz makaleleri yolladik, hic vaktim yok okuyamam vs demedi, hep olumlu yaklasti bize, okudu inceledi, bizimle iletisimi hep cok yardimseverdi. Yaklasik 1 hafta Ada Veteriner Kliniginde kaldiktan sonra kedimizi eve goturduk gayet enerjik ve saglikli bir sekilde. 1 ay boyunca antibiyotik tedavisi devam etti ve son rontgende gorduk ki gogusteki sivi yok olmus ve kedimiz tamamen saglikli. Yasadigim mutlulugu anlatamam. Simdi Tahsin Ada Veterinerdeki hekimler tarafindan evde bakim programinda, Levent e biraz uzak oldugumuz icin gelip evimizde asilari ve bakimi yapiliyor. Tahsinin suan bir de evde arkadasi var, yine Evrim Bey tarafindan kurtarilan. Sitemizde gozu berbat durumda buldugumuz, apar topar gittigimiz en yakin klinikte kesinlikle gozu kurtulmaz denen bir yavru disi kedi. Onceki tecrubemize dayanarak Evrim Bey e ulastik, gelin bakalim dedi ve ilac tedavisine basladik, kedinin gozu ise suan neredeyse tamamen duzeldi. Bu arada bu sokak hayvaninin tedavisi icin hic bir ucret almadi bizden, tedavisi ondan bakimi bizden seklinde sagligina kavusturduk yavruyu. Evrim Bey’e ne kadar tesekkur etsem az. Iyi ki kendisiyle tanistik diyorum. Eger siz de kendisini yenileyen, guncel bilimsel gelismeleri takip eden, gercekten hayvansever ve yardimsever bir hekim ariyorsaniz kesinlikle Evrim Egeden ile tanismalisiniz. Kendisini siddetle tavsiye ediyorum.”

Yazan: TUBA OLGUN

16-07-2017

“10 yıl önce ailemize 45 günlük bir kız dahil oldu. Ailenin 5. Ferdi olarak hepimizin üzerine titrediği 3. Kız kardeşti o çünkü. İsmi Çilek. Birbirimizi bulduğumuz için hem o hem biz çok şanslı olduğumuzu düşünüyoruz. Onun 2 evi var İstanbul ve Bursa’da.
Bundan 40 gün önce Bursa da olduğu dönemde çileğin karnında çok kısa sürede belirgin olan şişlik ve çok sık idrara çıkmasıyla farketmiş olduğumuz rahatsızlığı üzerine xx veterinerliğine götürdük. Aynı gün içerisinde yapılan ve tüm gün süren kan,idrar,dışkı,ultrason,röntgen,karnından sıvı alımı gibi uygulamaları sonunda çileğin karnında futbol topu büyüklüğünde Tümör tespit edildi. Ve operasyonun çok riskli olduğu söylendi. Aile bir araya geldi Biz tüm cesaretimizi topladık ve operasyonu riskine karşın kabul ederek üniversitedeki hocayı yapılması gerekenler için aradık. Ancak kendisi inoperable olan bu vakanın ameliyat edilmesinin mümkün olmadığını, ameliyat yapılırsa masada kan kaybından kaybedeceğimizi, ve bu operasyonu yapması durumunda bir hekim olarak cinayet işleyeceğini belirtti. Yani ameliyat yapılamayacaktı. Aynı zamanda hekimin açıklamasına göre ameliyat olmasa da karnındaki hızla belirgin hale gelen tümörün hergün daha da büyümesi ve ardından karnında patlaması ile çileği çok kısa belki 1 hafta belki daha az sürede kaybedecektik. Belki kemoterapi tedavisi yapılarak tümör küçültülebilir ve o zaman durumu tekrar değerlendirebilirlerdi ancak düşük bir olasılıktı yine de. Ailecek çaresizdik , zamanımız çok kısaydı ve çok büyük bir kurumdan böyle bir yanıt gelmişti. Tüm eş dost tanıdıkları devreye soktuk. Farklı birkaç veteriner hekime götürdük. Bir kısmı onları dinlememizi belirtti. Ancak genel kanı durumun ciddiyeti ve kaybetme olasılığının yüksekliğiydi. Zaman hızla akıyordu. O haftanın sonu bayramdı ve bizim hiç zamanımız yoktu. Tam da bu anda ailemizin ablasının internet araştırmaları sonunda Dr. Evrim Egeden ile karşılaştık. Ablam Beni aradı Tuba bu doktor bizim umudumuz olabilir hemen arayalım belki ışığımız olur dedi. Bunun üzerine Salı akşamı Evrim bey’in kliniğini aradım cep telefonu ile kendisine ulaştım. Hiç tanımadığımız o ses bizim ışığımızdı evet. Öncelikle bana konuştuğum tüm hekimlerin aksine şunu söyledi. Bu durumun operasyonel olmadığını söyleyebilmemiz için vakanın neden kaynaklı olduğunu bulmamız tespit etmemiz gerek dedi. Eğer dalak kökenli ise operasyon yapabiliriz ancak lenf yada karaciğer ise evet operasyon yapamayız dedi. Bununla ilgili de detaylı ultrason çekmemiz ve ardından karar vermemiz lazım dedi. Eğer gelirsen hemen yarın üniversitedeki dersimi iptal ederim bu iş için zamanımız yok dedi. O gece Ablam Çilek’i Bursadan kaptığı gibi yanıma getirdi. Ertesi gün Evrim hocanın belirttiği saatte klinikteydik. Ultrason çekildi, çekilen ultrasonun ardından tümörün dalak kökenli olduğu ortaya çıktı. Ve hepimiz için ciddi bir umut doğdu. Aynı gün Evrim bey ameliyatı organize etti ve Çarşamba günü 16.30 da klinikte ameliyat için hazırdık. Tüm detay ve ayarlamaları biricik Hocamız Evrim bey organize etmişti. Çok riskli bir operasyondu yaklaşık 2 .30 saat sürdü. 2 ayrı köpekten kan alındı öncesinde ameliyat esnasında verilmek üzere. Ameliyatı narkoz uzmanı,Prof. Dr Suphi Erdem,Dr. Ayşe ve Evrim hoca tüm mücadelesiyle tamamladı.Suphi hoca ilk çıktığında dalak ile beraber tümörün alındığını karnında heran patlayacak olan bir bomba olduğunu söyledi ve resmini gösterdi. Evrim bey 3 gece hastanede kalması gerektiğini bu iyileşme sürecinde herşeyin belli olacağını belirtti. Evrim hoca ve Ada veterinerlik ekibi Ona öyle iyi baktılarki. 2 gece birlikte yattık, gece gündüz ona prensesler gibi bakıp iyileştirdiler. Ve ben Evrim hocanın başta insanlığına ,sonra hekimliğine,sonra iyi niyetine hayran kaldım. Bayram günü de dahil olmak üzere tüm ekip bir cana can oldular.
Şuan Çilek nasıl mı?Dikişleri alındı.tümörden alınan parça biopsiye gönderildi. Sonuç ne mi  iyi huylu bir tümör. Yani en az 2 yıl Çilek sağlıklı olarak hayatını sürdürecek.Şuan İyileşti ,herşeyi ile normal hayatına döndü. İnanılmaz enerjik, mutlu, hayat dolu. O hayattan ve bizden hiç vazgeçmedi. Bu süreci öyle iyi yönetti ki, bazen bizden bile dirayetliydi. Bunu yazmamızın sebebi en umutsuz olduğumuz anda karşımıza çıkan Işığı biz de internet üzerinden araştırarak bulduk. Hiç vazgeçmeyin ve doğru insanlarla tedavi sürecini yönetin.
İyiki yolumuz kesişti Evrim bey ve ADA veterinerlik ekibi. Siz Çileğin ve bizim kahramanımız oldunuz, bir mucize gerçekleştirdiniz. Bundan sonraki tek adresimiz sizsiniz.”

Yazan: Ipek

19-06-2017 

“Ada veteriner ile 4 yıl önce o zamanlar sokakta baktığım kısır erkek kedimin idrar kesesinin tıkanması ile tanıştık. Sarı bu yıl 10 yaşını deviriyor ve içim rahat, güvenle söyleyebilirim ki bu yaşı Evrim Bey’in sayesinde gördü. Hastalığının başlangıcı idrar kesesindeki kristaller ile oldu. Sokakta geçirdiği 6 yıl, omurgasındaki yaşına bağlı kireçlenme, bağırsaklarının düzgün çalışmaması, yaş mama yememesi de eklenince yaşadığımız sorunların ciddiyeti arttı. Bu süreçte Evrim Bey hep yanımızda oldu. Kedim 3.5 yılı hep onun gözetiminde geçirdi. Dişileştirme ameliyatı oldu, ağızdan sıvı takviyeleri, çeşitli ilaçlar derken sağlıklı olduğunu görünce her şey yoluna girdi diye düşünmeye başlamıştım. Bu sırada Anadolu yakasına taşındım. Bir gün yine tıkandığını farkedip oturduğum yerde iyi bilinen, dişileştirme operasyonunu geliştirmiş bir Prof. Veteriner Hekimin kliniğine götürdüm. 1 hafta boyunca kötüye gidişini, zayıflayışını, son günlerde hareketsiz yatışını izlemek zorunda kaldım. Üresi ve kreatini ve diğer bir sürü değeri çoktan ölmüş olması gerekirdi dedikleri seviyelerdeydi. Bir haftanın sonunda “artık geceleri eve alın, rahat etsin son gecelerini burada geçirmesin” dediler. “Tikler başlayınca getirirsiniz, daha fazla acı çekmesin…” Elimde box, içinde acıyla bağıran bir kedi, ben dağılmış halde tanıdığım hayvanseverlerden nereye gömebileceğim konusunda yardım istedim. Sonra Ada Veteriner’in yolunu tuttum. Evrim Bey’ e durumu anlattım. “Öleceğini kabullendim, gündüzleri sizin gözünüzün önünde olsa içim daha rahat edecek.” dedim ama neyse ki kendisi kabullenmedi! 1 ay boyunca her gün her gidişimde açtı kitaplarını, yabancı kaynakları taradı, hangi tedaviyi neden uyguladığını anlattı. Bazı veterinerlerin üniversitede detay olarak öğrenip sonradan unutmayı tercih ettiği bilgilerle Sarı’yı kurtardı. Ayşecan Hanım başta olmak üzere klinikteki herkes evlerinde kendi büyüttükleri kediymiş gibi ilgilendiler Sarı’yla. Huyunu suyunu benim kadar öğrendiler, rahat etsin diye ellerinden geleni yaptılar. Şimdi Bursa’dayız. Evde deri altı serumunu kendim takıyorum. Eski kilosuna, hareketliliğine ulaştı. Tıkandığından süphelenirsem burada bir veterinerden röntgen çektirip kendisine ulaştırıyorum ne yapalım diye sormak için. Bu süreç duygusal olarak çok zordu, başka bir klinikte olsaydı maddi zorluklar da elimi kolumu bağlıyor olacaktı. İstanbul’da karşılacabileceğimiz “Bu çocuk iyileşsin de gerisine sonra bakarız” diyen nadir hekimlerden birisidir kendisi. Unutmadan, barınaktan sahiplendiğimiz gençlik hastalığı olan Terrier kızımız da onun sayesinde bizimle…”

Yazan: satı – oğuzkaan gül 

13-03-2017

“Öncelikle Allah Kimsenin başına vermesin daha 40 günlük ken barınağa verilecekken tanıdık köpeğimi ve sahiplendik, nasıl bakarız nasıl besleriz diye düşünmeden günler su gibi geciyor ve o bizim çocuğumuz haline gelmiş ve ailemizin bir ferdi olmuştu sonra birgün işten eve geldim wesleym nefes almakta güclük cekiyor ve yürüyemiyordu, aldık hemen 24 acık bir veteriner bulup götürdük önce dediler bişey yutmuş yada bogazda kütle olabilir müşade altına aldılar, 4 gün veterinerde kaldı. Toparladı ve cıkardılar. Enfeksiyon dediler, antibiyotik tedavisi uygulandı.
Eve geldik her şey yolundaydı, fakat 15 gün sonra gözünde küçüçük bir arpacık oluştu once önemsemedik gecer diye beklerken ağzındaki şişlikleri farkkettik öncelikle bunların diş cıkarıyor ondandır dedik, daha sonra veteriner hekimi aradık oda aynı şekilde arpacık için bir damla ve şişliklerin diş cıkardığından dolayı olduğunu söyledi, aradan 2 gün gecti eve geldim wesleyim nefes almakta zorlanıyor, gözünün içindeki arpaçık kocaman olmuş ve anının ortasında kocaman bir kütle bunların 10 saatte olabilmiş olmasına inanamamıştım, zorlanıyor ve yürüyemiyor arka bacaklarını çekemiyordu şişlikler vardı .sadece ağlıyordu, wesleyim ölüyordu! Sonra eşimin çalıştığı yerin veterineri geldi aklına gece apar topar gittik ada veterinere bizimle evrim bey ilgilendi daha bakar bakmaz tvt veya lenhoma olabilir dedi. Tabi bunları ilk defa duyorduk sağolsun evrim bey bizi anlatıyor bir yadan wesleyime yapılacakları işlemleri anlatıryordu. Antibiyotik ve ağrı kesici verdi o gece için,
Ertesi gün iğne sitolojisi uygulandı Hücrelere bakıldı, hemen arkasından bir kac gün sonra ağzındaki şişlikten ve gözündeki şişliklerden uyutularak parça alındı, pataloji raportlarını ve sitolojisi raporunu beklememiz gerekiyordu.
Ama köpeğim giderek kötüleşiyor, yemeden içmeden kesilmiş ve tuvalete bile gitmiyor sadece uyuyordu, evrim bey sürekli bizimle irtibat halinde kalıyor, wesleyin durumu yemesi içmesi, ateşi ve tuvaleti hakkında bilgi alıyordu, tabi kötü olduğunu anlattık bizde kliniğe apar topar gittik, evrim beyde farkındaydı iyi değildi. Ve bize patalojinin sonuçlarını beklemeden kemoterapiye başlayabiliriz diye sordu biz kabul ettik.
Kemoterapi aldık tam 3 saat wesleyim uyuyor inanılmaz bir duygu bu bende onunla beraber kötüyüm, içim acıyor ya onu kaybedersek diye…
Eve gectik ve wesley o gece hep tuvalete cıktı uyumadım bekledim
Günler gecerken raporlar geldi. Evet wesley tvt tümoruna yakalanmış ve yanındada inatcı bir enfesiyon cıkmıştı! evrim bey doğru tedaviyi uygulamıştı kemoterapiye devam edecektik, daha o hafta ayakları normale dönmüş yürüyordu.
2 kemoterpiden sonra gözündeki şişlikler gecti, 3 kemoterapide ağzının içindeki şişler tamamen kayboldu,
Sadece yumuşak besinler ve ıslak mamayla beslenirken 4 kemoterapiden sonra kuru mama ya başladık.wesley iyi gidiyordu.
Bu cumartesi 6 kemoterapisini gördü, ve artık kemoterapi görmüycez bu illet hastalıktan kurtuldu oğlum ve tam bugün 9.5 aylık oldu benim oğlummmm
Evrim bey; sizin araştırmacı ve sürekli bilgi dagarcıgınızı geliştirici yönünüz bize ışık oldu. Oğlum kurtuldu, size ve ekibinizdeki arkadaşlara minnettarız…
Bizi hiçbir konuda zorlamadınız ve yanımızda oldunuz maddi konuları hep geri planda tutup bize manevi destekte bulundunuz. Çok teşekkür ederiz.”

Yazan: Aysu Aydin

27-02-2017 

“Evrim Bey ile köpeğim Bella’nın distemper hastalığına yakalanması ile tanıştım. Bella’yı sokaktan sahiplenirken antijen anticor bakan bir test yaptırdım başka bir veterinerde ve test pozitif çıktı. O dönemde ve takip eden 4-5 gün içinde köpeğimde distemper hastalığının hiçbir belirtisi olmadığından veteriner testin yanılabileceğini ve Bella’nın sağlıklı olduğunu söyledi ki bu büyük bir hataydı, size antijen bakan testlerin pozitifliğine hiç sorgulamadan inanmanızı tavsiye ederim. Sonraki 3 hafta boyunca sırayla önce öksürük, burun akıntısı, iştahszılık, ateş ve en son da kusma başladı ve köpeğimin sağlık durumu günden güne kötüye gitti. Yapılan değişik antibiyotik tedavileri maalesef çözüm olmadı çünkü doğru teşhis ve doğru tedavi uygulanmıyordu. 21 gün sonra Bella’yı Ada Veteriner Kliniği’ne getirdiğimde Bella distemper hastalığının son evresine geçmek üzereydi ( vücutta seğirmelerin başladığı). Evrim Bey test dahi yapmadan, sadece bakarak Bella’nın distemper olduğunu anladı ve hemen 5 günlük “overdose C” denen tedaviye başladı. Bu tedavide Bella’ya hergün serum ile c vitamini verildi ve aynı zamanda A vitamini kapsulleri ile de desteklendi. Birinci günün sonunda Bella’nın kusması durmuş ve tekrar az da olsa yemeye başlamıştı. 5 gün sonra dışarda koşabilecek kadar enerjik hala geldi ve hızlıca kilo almaya başladı. 5 gün sonra ilk aşısını yaptı Evrim Bey Bella’ya ve bundan 14 gün sonra da ilk karma aşısını oldu. Şuan çok sağlıklı ve hayatını Evrim Bey’e borçlu. Bu süreçte kendisi hergün Bella’nın durumunu gün içinde mesaj atarak takip etti, tüm sorularıma hızlıca geri döndü ve tedavi sürecin de bulaşıcı bir hastalık olduğundan tüm klinik çalışanları çok titiz davrandılar. Diğer köpeklere bulaşma riski olmaması için bazen klinik bahçesinde (Bella üşümesin diye altına battaniye sererek) serum takıldı, bazen bir odada geçtiğimiz yerler hemen çamaşır suyu ile temizlenerek. Biz çok şanslıyız ki Evrim Bey ile tanıştık ve tedavisi yok denen distemper hastalığını çok kolay ve kısa sürede atlattık. Artık Bella’yı tüm kontrolleri ve aşıları için bize çok uzak dahi olsa Ada Veteriner Kliniği’ne götürüyoruz.Hem kendisine hem de tüm ekibine minnetarız, herşey için tekrar teşekkür ederiz.”

Yazan: Sibel 

03-02-2017

“Kızım Şila,dünya güzeli ,asil bir Siyam’dır.Temmuz 2014 sonunda birgün sabah karşı kusmaya başladı,safra çıkarıyor gibiydi.Śila’nın yine naylon torba yediğini düşündüm,en büyük korkumdu evde çok dikkat ediyordum.Bütün birgün keyifsiz yattı.2.gün kusması devam edince veteriner hekime götürdüm.Śila’nın kan tahlilleri yapıldı,röntgen çekildi.Böbrek fonksiyonlarına baktılar.Kan tahlillerinin normal olduğunu ve böbreklerinde herhangi bir sorun olmadığını söylediler.Özel bir yaş mama yedirmemi söylediler ve bulantısı için iğne yaptılar.
Şila o gece kusmadı.4. Gün Şila çok az mama yediği halde tekrar kusmaya başladı.Veteriner hekime götürdüm,hekim Sila’nın iç organlarında tümör olabileceğini ve parça almaları gerektiğini söyledi.İzin vermedim.Hekimin,benimle konuşma şeklinden hiç tatmin olamadım.Şilayı alıp çaresizce eve götürürken aklıma bir hayvan sahibinin tavsiye ettiği Ada Veteriner Kliniğinden Evrim Egeden geldi.İnternetten telefon numarasını bulup ,akşam 20.00 ‘e randevu aldım. Tahlil sonuçlarını ve röntgenimizi götürdüm..Evrim Bey,Şila’yı muayne ederken bendende Şila ile ilgili bilgileri anlatmamı istedi.Hangi mamayı yiyor,ne kadar su içiyor,neşelimi,tuvaletini yaparken ses çıkarıyormu vs. Sonra tahlilerine baktı ve röntgeni inceledi.Ben en kötüsüne kendimi hazırlıyordum.Şilam çok kötüydü.Evrim Bey,Şila’nın bağırsaklarında bir sıkıntısı olduğunu ve lağman yapılması gerektiğini söyledi.Onun dışında şimdilik yaşına göre gayet iyi dedi.O gece Şila serum aldı ve lağman yapıldı.Evrim Bey ,bizimle birlikte gece 24.00 ‘e kadar klinikte kaldı.7 günlük bir beslenme programı çıkardı.Bu programa uyulması gerektiğini ve Şila’nın ne kadar su içtiğini ,tuvaletini nasıl yaptığını,ne kadar mama yediğini not etmemi istedi.7 gün içinde 2 kere bizi arayıp Şila’nın durumunu takip etti.Kızım Şila ,ertesi günden itibaren eski neşesine ve iştahına kavuşmuştu.1 yıl sonra Kasım -2015 de Şilam kilo kaybetmeye başladı.Evrim Bey’den randevu alıp Şila ile birlikte gittik.Dışarıya çıkmaktan hiç hoşlanmayan kızım kliniğe giderken hissedip hiç sesini çıkarmıyor,arabada kucağımda gidiyordu.Evrim Bey,kütüphanesinden ingilizce bir yayını alıp troid hastalıklarını anlatan bölümü açtı .Kendisi ile birlikte yazılanları okuduk,beni kedilerde troid nasıl olur,tedavi şekilleri hakkında bilgilendirdi.Testlerin yapılması gerektiğine karar verdik.Şila’nın test sonucunda Şila’nın troidlerinin çok çalıştığını ve bunun onu gün geçtikçe zehirlediğini anladık.EvrimBey,Türkiye’de henüz Atom tedavisinin olmadığını ama bir başka hastasının Avrupa’da yaptırdığını ve çok başarılı geçtiğini anlattı.İlaç tedavisi yapmaya karar verdik.Sabah/Akşam 1/4 oranında Thyromazol 5 mg başladık.Şila tekrar kilo aldı.Şilam Mayıs-2016’da tekrar keyisizleşti,bir sabah ağzında bir salya farkettim,hemen Evrim Bey’i aradım.Şilayı kliniğe getirmemi istedi.Kızıma ,epilepsi ve yüksek tansiyon teşhisini koydu.Şila ilk epilepsi tedavisini klinikte 4 gün kalarak başladı,bu süre içinde hiç kriz geçirmemişti.8 saate bir 90 mg Keppra almaya başlamıştı.12 saatte birde 1/4 oranında tansiyon ilacı alıyordu.EvrimBey,AyşeCan,Damla,Şehnaz,Özge,Görkem bana ve kızıma çok destek oldular.Kızıma nasıl bakmam gerektiğini anlattılar, bilgilendirdiler.Krizlerimiz sona ermişti,Şila eskisi gibi mamasını yiyor,keyifli ve neşeli bir şekilde hayatına devam ediyordu.Zor olmasına rağmen sevgili kızımın ilaç saatlerine gerekli özeni gösteriyordum.15-Aralık-2016 günü öğleden sonra Şilam uzun ve şiddetli bir epilepsi krizi geçirdi,krizden kurtulamayacak zannettim.Evrim Bey’i aradım ilaçlarının dozajına dikkat et,takip edelim dedi.23.Aralık günü Şilam kustu .24-Aralık günü kliniğe gittik.Şilam klinikte tedavi altına alındı.Gerekli bütün testler ve tedavi yapıldı.Evrim Bey ve AyşeCan Şila için ellerinden geleni yaptılar.Ben hergün 3/4 saatimi onlarla birlikte klinikte geçiriyordum.29-Aralık -2016 saat 17.10 da kızım Şila’yı kaybettik.Kızım Şila’ya yardımlarından dolayı başta Evrim Bey ve eşi Özlem hnm olmak üzere,büyük bir özveri ve sevgi ile çalışan ekip arkadaşlarına sonsuz teşekkürederim.Evrim Bey’in araştırmacı kimliği,işine olan sevgisi ve bağlılığını kliniğinden içeriye adımınızı attığınızda ve kendisini tanıyıp sohbet ettiğinizde anlıyorsunuz.Hayvanlara olan saygı ve sevgisini , sahibi ile hayvanı arasındaki bağı anlayıp tedavi sırasında son derece içten ,samimi bir o kadarda gerçekçi ve tutarlı bir şekilde durumu anlatan bir ekip çalışmasını görüyorsunuz.Evrim Bey ve ekibi,sadece sahipli hayvanlarla değil sokak hayvanlarınada yardımcı oluyorlar.Kliniğin kedisi Murtaza,sokaktan felçli alıp iyileştirdikleri gözleri kör köpekleri Mısır ile kocaman güzel bir aile Ada Veteriner Kliniği. Evrim Egeden ‘nin daha bir çok hayvana Şifa dağıtacağına eminim,işini büyük bir sevgi ile yapan ,bilgisini ve çıtasını sürekli arttıran ,aynı zamanda bu bilgileri yanındakilerle paylaşan bir hekimimiz.Başarılar dilerim Evrim Bey.”

Yazan: Erdem Şafak

31-10-2016

“Ailem ve yakin muhitimdeki herkes, kedi kopeklerini Evrim Bey’in klinigine goturuyordu. Benim de iki adet sultan papaganim vardi. Turkiye’de kustan anlayan veteriner olmadigini dusundugum icin uzun sure sultanlarimi “kuscu” tabir edilen birine goturdum. “kuscu”nun ve diger veterinerlerin teshis ve tedavi yontemleri bana guven vermemeye basladiginda, Evrim Bey’in klinigine gittim. Keske sultan papaganlari aldigim ilk gunden beri Evrim Bey’e gitseydim diyorum. Ornegin erkek papaganim surekli tunekten dusup yaralaniyordu. Bu durumun, hepatite bagli epilepsi nobetleri oldugunu Turkiye’de baska kac veteriner hekim cozebilirdi bilmiyorum. Hastaliklar disinda, gaga kirilmasi, kanat yaralanmasi vb travmalarda da hep o klinige kostuk. Ailemden diger kisilerin kuslarini da hep kendilerine goturduk. Hicbir ziyaretimizde caresiz geri gonderilmedik. Bazi kuslarimizdaki caresi olmayan durumlarda bile hayvanlarin agrilarini dindirip, yasam kalitelerini yukselttiler. Son olarak muhabbet kusumuzun gagasindaki bir deformasyon icin klinigine gittik. Hayvanin gagasi o kadar yamulmustu ki yemek yiyemez hale gelmisti. Zayifliktan olmek uzereydi. Goren herkesin “mantar” dedigi gagadan ornek alip incelediler. Problemin gagaya bagli yumusak dokuda ilerleyen bir kanser turu oldugunu buldular. Kusu ameliyata almak gerektigini soylediler. Kusu ameliyatta kaybetme ihtimalimiz az da olda vardi ancak aksi halde kesin olecekti. Kabul ettik. Ameliyat sonrasi hayvanin gagasi ilk gunku gibi duzgun, gaganin yanindan tasan ve dilini saran tumorlu doku da tamamen temizlenmisti. Bir de her gun vermemiz gereken, agriyi kesen ve tumorun yayilmasini yavaslatan ilacimiz var. Ameliyat oncesi can cekisen kusumuz, su an duzgun gagasi ile ev icinde ucusuyor. O gunden itibaren yasadigi her gun, Evrim Bey’in kliniginden hediyedir. Kus sahiplerine tavsiyem ve ricam; lutfen hayvanlarinizin degerini, satis fiyatina gore degerlendirmeyin. Kusu olume terketmeden once mutlaka Evrim Bey ve ekibi ile irtibata gecin. Bizimle ayni gunde ameliyata giren bir kanarya da sirtindaki dev tumorden kurtuldu ve gormeyen gozu acildi. Kendilerine cok tesekkur ederim ve dilerim kus sahiplerindeki veteriner bilinci zamanla olusur da en ufak bir sikayette kustan anlayan bir veterinere basvururlar. Bu sayede hem sikayet olumcul seviyeye gelmeden cozulme ihtimali artar hem de Evrim Bey gibi hekimlerin elindeki ornek vaka sayisi artar. Kendisine ve ekibine cok ama cok tesekkur ederim.”

Yazan: begüm

18-10-2016

“Ada veteriner kliniğiyle yollarımız 4 ay önce kızımız Lady’nin rahatsızlığı sebebiyle kesişti. Lady (coocker) cinsi ve 8 yaşında.Bizim hikayemiz kızımızın iştahtan kesilmesiyle, tuvaletini yapamama ve halsizlikle başladı. Bir hafta daha da bu halleri devam etti sonrasında apar topar kızımızı Bursa’ya fakülteye götürdük orada yapılan bir takım testlerden sonra kızımıza böbrek yetmezliği,hatta bir böbreğinşnde iflas ettiği söylendi aynı zmanada sistit teşhisi de konuldu hemen antibiyotik ve her gün sabah akşam uygulanan serum tedavisine başlandı. Bu sırada kızımız için pekte ümitli konuşmadılar elimizden hiç bir şey gelmemesi bizi daha da üzüyordu. Gün geçtikçe kızımız kötüye gidiyordu, serum tedavisi bittikten sonra tekrar antibiyotik kullanmaya başladık, bu sırada az da olsa yemeğe başlamıştı ama yattığı yerden kalkmaz olmuştu. Ramazan bayramının 3.gününün sabahı ayakları tutmamaya ve ani gelen titremesi daha da artıyordu hemen veterineri aradık bayram sebebiyle ulaşamıyorduk. Fakülteye götürmek istedik ama yine bayram sebebiyle acil servisinde bile kimse telefonlara dahi bakmıyordu.Hemen çevremdeki evcil hayvanı olan yakın arkadaşlarımı aramaya basladım çok yakın bir arkadaşım Ada veteriner kliniğini aramamı ve her koşulda ulaşabileceğimi ve yardım alabileceğimi söyledi vakit kaybetmeden aradım, Çağla Hanım çıktı karsıma telefondan ve ilk defa görüşmemize rağmen anlattığım şekilde neler yapmam gerektiğinden bahsetti ve anlatımı yaklaşımı o kadar iyiydi ki ertesi gün vakit kaybetmeden kliniğe gittik(şehir dışından Yalova’dan gidiyorduk). Gittiğimizde Çağla Hanım ve Evrim Bey tarafından karşılandık,hemen bazı testler yapıldı Evrim Bey yazılı bir şekilde kızımızın hastalığını anlattı ve aslında kızımızda böbrek yetmezliği teşhisi hatalıymış.Evrim Bey’in uyguladığı tedaviye cevap verdi ve birkaç saat sonra yemeğini yedi ayağa kalktı ve yürümeye başladı,doktorumuzunda beklentisi tam bu yöndeydi evet doğru yoldayız dedi ve ve umudumuz hekimimize inancımız daha da arttı.. Bu süreç biraz uzun olacaktı belki ama uygulanan doğruydu, kızımız çok nadir görülen addison diase(böbrek-üstü bezlerinin normal çalışmaması)ile birlikte kansızlık vardı,ve bununla birlikte kortizon tedavi sinede basladık. Evrim Bey’in uyguladığı ilaç ve tedavi sürecinden olumlu sonuçlar aldık kızımız normal hayatına döndü..Hayatı boyunca kullanacağı ilacı vardı ama çok şükür artık iyiydi. Sonrasında da Evrim Bey ile sürekli irtibat halindeydik. Bundan sonra ki süreç de belirli aralıklı zamanlarla testlerimiz devam edecek.Evrim Bey ile tanışmasaydık belki de yanlış konulan teşhis yüzünden yanlış ilaçlar yüzünden daha da kötü sonuçlarla karşılaşıcaktık Size tavsiyem kesinlikle ümidinizi kaybetmeyin biz o kadar şanslıyız ki bu süreçte Evrim Bey ve ekibi bizim yanımızdaydı…”

Yazan: Özlem Aksular

01-08-2016

“12 yaşındaki dişi kedimiz Kısmet’in DİYABET ve KİST sorununu bir başka veteriner hekim tarafından "yapılacak bir şey yok, karar sizin" dendiği bir durumdan, mevcut tüm kistleri alınmış ve tüm yaraları oldukça kısa bir sürede iyileşmiş duruma getiren sürecin baş kahramanları diyebilirim Evrim Bey, eşi Özlem Hanım ve Ada Veteriner Kliniği için.

Kısmet, Mayıs 2004’te yaklaşık 15 günlükken sokaktan aldığımız, hayatının ilk 6-7 yılında tüm aşıları ve kontrolleri aksatılmadan yapılan evimizin göz bebeği dişi bir kedi.
2013 yılında meme kistleri oluştu. İstanbul, Anadolu yakasında evimize yakın bir veteriner kliniğine götürdük ve bir ameliyat geçirdi. Neredeyse 10 yaşındaki bir kedi için korkularımız vardı ama anestezide sorun yaşamadı, ameliyatta kistler ve kistlerin olduğu meme lobları alındı, diğer loblar alınmadı, 1 gece yoğun bakımda kaldı, ertesi gün evimize getirdik. Patoloji temiz geldi. Dışarıdan bakıldığından her şey olması gerektiği gibi.
2016’nın Mart ayında karın bölgesinde elimize bir şişlik geldi. Daha önce oluşan kistler daha yumuşak, hatta sıvı dolu gibiydi. O nedenle yeni oluşan daha sert, misket boyutlarındaki kist için acele etmedik. Nedir, ne değildir bekleyelim dedik. Çünkü ilk ameliyattan sorunsuz çıkmıştı, beklemenin zarar getireceğini düşünmedik.
Fakat kist 1 ayda hızla büyüdü. Artık yaşı da ilerlediği için hala ameliyattan bir çekincemiz vardı. Daha hala düşünme aşamasındayken Kısmet’te kusma, kumuna gidip çişini yapamama gözlemledik. Tekrar aynı veterinere gittik, röntgende kiste bakıldı. O arada idrar tahlili yapıldı, idrarda şeker çok yüksek çıkınca "ya böbrektir ya diyabet" diyerek kana bakıldı. Kanda da oldukça yüksek gelince diyabet tehşisi ağıs bastı ve bir takım tahliller daha yapılıp kesin diyabet tanısı kondu.
Bundan sonrasında bir tür insüline başlandı. Biz bu süreçte her sabah Kısmet açken veterinere gidiyoruz, 3 kişi kediyi tutuyor, kan alınıyor, ölçüm yapılıyor, sonuç çok yüksek. Çeşitli doz denemeleri sonrası yeni ilaç deneyeceğiz dendi. Lantus’a geçildi. Ölçümlere hala klinikte devam ediyoruz bu arada. Ve sonuçlar hep 300-400. Asla aşağı inmiyor.
Kist gitgide büyüyor, ameliyata asla yanaşmıyorlar çünkü şeker yüzünden iyileşmez diyorlar. O da ameliyattan sağ çıkarsa tabi.
Bir zaman daha aynı süreçte Kısmet’im çileler çeke çeke bu ölçümler devam etti. Bir iyileşme yok. Daha da vahimi kistin üzerinde yara açıldı çünkü artık mandalina kadar olmuş bu kist deriyi de inceltip dokuda hasara yol açmaya başladı. Bize burada "kararı size bırakıyoruz, yapılacak çok fazla seçenek yok" dendi.
Bu noktadan sonra, çok önce yapmam gerekeni yaptım.
Aynı gün içinde Ada Veteriner’e e-mail attım, çok geçmeden dönüş oldu. Evrim Bey 1-2 tahlil daha istedi, diğer ihtimalleri eledik. Ertesi gün telefon konuşmasında ameliyatı gerçekleştirecek olan kişi, eşi Özlem Hanım ile birlikte kediyi muayene etmelerinin daha doğru olacağını bize söyledi. Bu arada benim çaresiz bir şekilde şekerden paniklememe rağmen, şekeri tahlil kağıtlarında belirtilen aralığa değil, ameliyata girebilecek aralığa kadar düşmesinin yeterli olduğunu anlattı bana.
Muayeneye gittik, Evrim Bey neredeyse tüm gününü bize ayırarak diyabetli bir kediye nasıl bakacağımızı uzun uzun ve sakin bir şekilde, her detayı göstererek, hasta sahibine uygulatarak anlattı. Burada bize anlatılanları uyguladıktan sonra gerçekten de GLİKOZU İSTENEN DÜZEYE GETİRİP BU DÜZEYDE SABİT TUTMAYI BAŞARDIK.
-Öncelikle eczaneden insanların kullandığı bir şeker ölçüm aleti aldık. Kısmet’in en çok sevdiği kişi annem olduğu için ilk ölçümü anneme yaptırdı klinikte Evrim Bey. Gerçekten de çok sakin ve rahat bir şekilde yaptık ölçümü. Sonrasında da evde devam edeceğimiz bu ölçümlerde asla 300-400’leri görmedik diyebilirim. Yani klinikte kedi zaten yeteri kadar gerginken üzerine bir de 3 kişi tutarak alınan kanda şekerin fırlamış olması çok normal. Burada GLİKOZ ÖLÇÜMÜNÜN KEDİNİN SAHİBİ TARAFINDAN YAPILMASININ doğruluğunu vurgulamak istiyorum çünkü bunun olumlu sonuçlarını Kısmet’te birebir gözlemledik biz.
-Bunun yanı sıra kullanılan insülin de rastgele ve gelişine yapılan iğnelerle yardımcı olmuyor. Kedilerde fayda eden Lantus adlı insülini KENDİ OTOMATİK ENJEKTÖRÜ VE DOĞRU DOZ İLE KULLANMAK GEREKİYOR. Her gün aynı saatlerde ve önerilen doğru dozlarda iğneyi yapıyorsunuz. Çok hassas dozlarda ayarlandığı için ilacın kendi enjektörünü kullanmaktan başka seçeneğiniz yok.
Evrim Bey gece-gündüz ayırmadan hep ulaşılabilirdi, her iğne saatinde ölçümlere göre bizi doz konusunda yönlendirdi. 10 Haziran’da evde ölçümlere başladık, sonuçları Evrim Bey ile paylaştım, dozu onun verdiği şekilde uyguladık. Sonrasında gerçekten de ilk konuşmamızda söylediği gibi Kısmet’in şekeri belli bir düzeye geldi ve neredeyse o oranda sabitlendi.
Kısmet, 200’ün altında bir glikoz ölçümü ile 23 Haziran’da ameliyata girdi. Kistin konumu ve büyüklüğü sebebiyle 3.5 kadar süren bir operasyon geçirdi. Özlem Hanım, tüm kistleri ve kalan tüm meme loblarını aldı. Burada belirtmeliyim ki ilk ameliyatında MEME LOBLARININ TÜMÜ ALINSAYDI DİĞER LOBLARDA TEKRAR KİST OLUŞUMU VE AMELİYATIN GEREKLİLİĞİ ORTADAN KALKABİLİRDİ. Biz bunu maalesef ikinci ameliyatından sonra öğrendik.
Ameliyat sonrasından 15-20 gün içinde yaralar muazzam şekilde iyileşti; diyabet olan ve başka kliniklerde "ameliyattan sağ çıksa bile yaralar iyileşmez" dedikleri bir kediden bahsettiğimizi hatırlatmak isterim. Dikişler alındı, kısmet normal yaşamına döndü. Ameliyat sonrası yemesi, içmesi, tuvaleti, herşey normal seyrinde gitti.
Ameliyatın üzerinden yaklaşık 1,5 ay geçti. Glikoz ölçümleri ve insüline aynı düzende ve Evrim Bey’in söylediği dozlarda devam ediyoruz. Artık ölçümler de 100 civarında sonuç veriyor. Biz kedilerde diyabetin ortadan kalabileceğini de yine Evrim Bey’den öğrendik. Dolayısıyla YILMADAN VE DÜZENİ BOZMADAN ÖLÇÜMLERE VE İĞNELERE DEVAM ETTİĞİNİZDE OLUMLU SONUÇLAR ELDE ETMENİZ ÇOK MUHTEMEL. Belki bir süre sonra ilaca hiç ihtiyacımız kalmayacak.
Çok uzun yazdım çünkü çilemiz büyüktü 🙂 O nedenle detayların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kedilerde yüksek şeker hiçbir şeyin sonu değil. Gayet başa çıkılabilir bir durum. Her şey sizde, hasta sahibinde bitiyor.
Aslında daha da önemlisi, bilgi sahibi, araştıran, her gün öğrenen ve sizi doğru yönlendiren hekimi bulmak sanırım 🙂 Ne kadar teşekkür etsem az.”

Yazan: Prof. Dr. Meryem Koray

16-05-2016

“Evrim Egeden’i tanımam, 11 yaşındaki kedim Mişa’nın dışkısının kanlı olması ve uygulanan bazı tedavilerin cevap vermemesi nedeniyle oldu. Tahliller yapıldı, teşhisler kondu, ilaçlar uygulandı ama aylar alan bu süreçte Mişa iyileşmedi. Evde kedisi olup da, ona bağlanan kediseverler ne durumda olduğumu anlayabilirler. Sonra İÜ Veterinerlik Faültesi’nden bir arkadaşımın tavsiyesiyle Evrim Egeden’e geldik. İlk olarak şu veya bu tahlillden önce, Mişa’nın hali, tavrı, günlük düzenini anlamaya yönelik sorulara yönelmesi ilgimi çekti. Aslında, günümüzde teknolojiye dayanan teşhis ve doktorluktan önce, geçmişte rastladığımız- sanırım manuel doktıorluk deniliyor- hasta ile iletişime dayanan doktorluk ve teşhiste bulunma yaklaşımını oldukça olumlu bulduğumu da söylemeliyim. Bu nedenle Egeden’in bu yaklaşımını olumlu bulduğum gibi Mişa’nın hal ve tavrına ilişkin bilgi verdikçe bu günlük hallerin birçokşeye işaret edebildiğini de anladım Sorularına aldığı yanıtlardan sonra ise, Mişa için konulan “korona” gibi bir belalı virüs teşhisine katılmadığını belirterek beni şaşırttı Evrim Bey. Teşhisi konusunda, kitaplara başvurarak beni bilgilendirmesi de ilginçti. Kısa zamanda ve telaşla okuduklarımı tam anladığımı söyleyemem; ayrıca kedi hastalıkları konularına da aşina değilim; yine de bilgilendirme çabası hoştu. Dediği özetle şuydu: Mişa, gida allerjisi yaşıyordu ve yapılması gereken şey en başta, tahilsız (green free) gıdalar almasıydı. Bir süre bu yolla ve az bir ilaçla yol almaya çalıştık; ama tam yanıt alamadık. Hastalığın virütük bir yanı da olmalıydı. Bu nedenle tahliller yapıldı ve kortizonlu bir ilaçla tedaviye geçildi. Bugün geriye baktığımda, ciddi bir tedaviye geçmeden önce, bazı ihtşimalleri dışarda bırakmak için, basit yolların denenmesini de yerinde buluyorum. Mişa’nın tedavisi hala sürüyor; llacı azaltarak da olsa daha epeyce bir süre devam edecek. Ancak, artık dışkısı normalleşen, hareketleri düzelen sağlıklı bir kedim var. Aylarca umutsuz gibi görünenen bir hastalıkla uğraştığımdan, eski Mişa’ma kavuşmaktan dolayı da sevincim büyük. Bu sevincimde Evrim Egeden’in payının çok olduğunu da biliyorum. Teşekkürler Evrim Bey.”

Yazan: Özlem İbidan

15-05-2016

“Şansli evimizin prensesi 01.11.2007 doğumlu yedikule barinagindan 6 aylık iken sahiplendigimiz Belçika kurdumuz. Upuzun tüylü, oyuncu , sağlıklı güzel kizimiz yıllar geçtikçe bizi endiselendirmeye başladı. Upuzun tüyleri sertlesmeye dökülmeye uzamamaya ve rengi sararmaya başlamıştı. Vücudunun değişik yerlerinde bezeler oluşuyordu. Kuyruğunda gitgide büyüyen bir kitle vardı. Bu değişimler başladıkça gitmediği veteriner hekim neredeyse kalmadı. Bezeler için dagilmamis aşılar, kuyruktaki kitle için lipom ve tüyleri derisi içinde uyuz bazı yerlerde mantar dediler. Söylenenleri harfiyen uyguluyor hiç sonuç alamiyorduk. Kizim günden güne zayıflıyor bizim içimiz parcalaniyordu. Bir gün bir veteriner hekim arka bacak arası lenflerinin şiş olduğunu LENFOMA olabileceğini söylediği an dünyam başıma yıkıldı. Hemen klinige kaldırdık. Operasyon geçirdi. bezeler ve kuyruktaki kitle alındı. İl dışına hocaya patoloji ye gönderildi. Sonuç gelene kadar geçen süre anlatılır gibi değildi bezeler aşidandir kuyruk kanserse kesilir ya lenfoma ise diye karışık ruh hali içindeydim. Ve sonuçlar geldi "LENFOMA "
O an herşey bitti dedim. Tanıdığım ne kadar veteriner hekim varsa patoloji sonuçlarını raporları gösterdim. Son aşama en fazla 3 ay seninle dediler. Nisan 2015 di. Kizim günden güne zayifliyordu gözlerine bakamıyorum. Sürekli internette lenfoma yi okuyor,nasıl bir mucizeye ihtiyacım var diye düşünüyordum. Bu konuda sürekli araştırma yapan ve yazılar paylaşan ADAVET i aradım. Kizim için yardım istedim. Veteriner hekim Evrim Egeden tarafından şanslim Adavet e alındı. İlk muayene sonrası Vet hekim Evrim Egeden
‘Bana pek lenfoma gibi geliyor ‘deyince… Elimizdeki kapı gibi raporlar hocalardan gelen patoloji sonuçları nedir peki. Diye düşündüm.
Bir yanım hekimimize inanmak isterken bir yanım da bukadar hoca yapılamaz diyordu.
Adavet sanslimi sıfırdan ele alacaklarını söyledi.
Muayene,tahliller,patoloji ye giden örnekler kızımın ilkkez yatar hasta olması yoğun ilaç tedavisi hepsi biranda başladı. Korku içinde sonuçları beklemek gelen her sonuçta biraz daha umitlenmek Evrim Egeden ‘e inancımızı dahada arttiriyordu.
Çok zayıflayan kızımın kilo almaya başladığını görmek derisinin toparlanması, tüylerinin yeniden yumuşacık çıkması gözlerindeki ışıltı bakış açımızı tamamen değiştirmişti. Artık hiçbir kuşku kalmadan veterinerimizin çocuğumuzu iyilestirecegine inandık. Uygulanan tedaviye kizim cevap veriyordu. Klinik ev arası rutin gidip gelmeler, 20 kilo klinige teslim ettigim kızımın 40 kiloya cikmasi 3 ay yasar denen kızımın 13 aydır günden güne dahada iyiye giden kızımın hayata tutunmasini izlemek harika bir duygu.
VE Sunu anladım ki
Hocalarda yanilabilirmis. Önemli olan doğru adresi bulmamış.
LENFOMA teşhisi ile çare aramak için çıktığımız yolda doğru adresimizi bulmuş olduk.
Adres ADAVET di
Teşekkürler Evrim Egeden
Teşekkürler Adavet
Emeğinize sonsuz saygılar. Kizim ben ve tüm ailem size minnet borcluyuz”

Yazan: Lale Gunday 

06-05-2016

“Yazliktan geleli bir hafta olmustu. 3 Kasim 2015 gecesi 6 yasindaki maltese oglum çiko gürültülü bir sekilde, sanki kusmaya çalisir gibi bir nöbet geçirdi. Sabah hemen veterinerimize gittik. Kan tahlilleri yapildi, akciger filmi çekildi ve üst solunum yollari enfeksiyonu teshisiyle tedaviye baslandi. Bir müddet iyilesme görülse de Aralik 2015 de ayni sikayetler le ( sanki balgam cikarmaya calisiyor da cikaramiyormus gibi) tekrar veterinerimize gittik yeniden antibiyotik vs. igne ilac tedavisine baslandi. Yine tam sonuc alinamayinca "reverse sneezing" ( ters hapsirma) olabilecegi, ve bu durumda burnunu birkac saniye süreyle sikmanin iyi gelecegi söylendi. Bu arada kan tahlilleri gerekli diger tahliller ve endoskopi yapildi.Hic bir bulguya rastlanmadi. Yani ilk sikayetten itibaren 2 ay gecmisti sikayetler devam ama hala bir teshis yoktu.Çiko surekli hiriltili sesler cikariyordu. Baska bir veterinerin de görüsünu almak istedik. Orada da akciger filmi cekildi detayli kan tahlilleri yapildi .Kan tahlillerinde hicbir sey cikmadi. Akciger filmi icin ise akcigerde bir metastaz olabilebilecegi ayrica hiriltinin tracheal collapse olabilecegi soylendi. Çok yogun antibiyotik tedavisinden sonra akcigerin duzeldigi dolayisiyla metastaz suphesinin ortadan kalktigi söylendi ama hiriltilar devam ediyordu. Sonucta veterinerlerin o ana kadar soyledikleri ; ciko da bronsit gibi bir durum ayni zamanda da reverse sneezing veya tracheal collapse olduguydu. Sonunda bir baska veteriner çikonun detayli akciger ve kalp incelemesinden sonra sorununun burunda oldugunu söyledi. Bu bir asamaydi ve en azindan incelemeler burun bölgesine yogunlasacakti. Bu sürecte burundan alinan materyal incelemeye gonderildi mantar uremesi beklendi ama üremedi. Burun bölgesinden tomografi cekildi bir kitle goruldugu tutulum da yaptigi yaziyordu raporda ama o da net bir sonuc degildi. Yabanci bir cisim de olabilirdi burunda. Veteriner fakültesinde daha hassas aletlerle yeni bir endoskopi yapildi. Orada burundaki olayin kemik üremesi oldugu soylendi. Tomografiyi inceleyen radyologlar bunun bir yabanci cisim oldugunu cerrahlar tümor olabilecegini soylediler. Yani üç ayri görüs. Kemik üremesi, yabanci cisim, tümör. Ve 4 ay gecmisti. Bu arada ciko özellikle geceleri uyuyamiyor, nefes almakta cok zorlandigi için ayakta uyumaya calisiyor ve dengesini kaybedip düsüyordu. Nefes almaya çalisirken degisik sesler cikariyordu. Biz bunu astim belirtisi olarak yorumladik. Hatta gittigimiz veterinerlere bu sesleri tarifte zorlandigimiz icin video kayitlari götürüyorduk. Arastirdigimiz ve anlayabildigimiz kadariyla belirtiler bircok hastalikta ortak görülen belirtiler oldugu için tam teshis konulamiyordu. Sonuçta hastaliginin tespiti için ameliyatin gerekli oldugu söylendi. Tam bu asamada Ada Veteriner Kliniginde Evrim Bey’le tanistik. Evrim bey bizi dinleyip, Çikoyu görüp, yapilan tetkikleri inceledikten sonra Çikonun rahatsizliginin "Idiopathic lymphoplasmacytic rhinitis" olabilecegini söyledi. Çikonun zaten alerjik bünyeli bir köpek olmasindan ve bu hastaligin belirtilerinin de digerleri ile karistirilabilecek belirtiler olmasindan ve cerrahi müdahalenin iç açici olmayan sonuclar dogurabilecegi için son çare olmasi gerektiginden yola cikarak bize bir tedavi protokolu önerdi ve biz de kabul ettik. Bu sürecte direkt ve dolayli olarak bircok veteriner hekim çikonun durumundan haberdar oldu herkes bir yorum yapti ama Evrim Bey’in söyledigi "Idiopathic Lymphoplasmacytic Rhinitis" hastaligi ilk defa gündeme gelmisti. Evrim bey’in bizi en ikna eden yani kendi tecrubesi ile yetinmeyip surekli literaturden hastaligin teshis ve tedavi yöntemlerini arastirarak ve bizimle paylasarak uygulamasiydi.mSu anda Evrim beyin tedavisine devam ediyoruz bunun uzun süreçli bir tedavi oldugunu biliyoruz. Çikonun durumu eskisine göre çok daha iyi. insallah Evrim Bey sayesinde Çiko tamamen iyilesecek. Tesekkurler Evrim Bey iyi ki sizi tanidik.”

Yazan: Pınar Kolat 

03-03-2016

“Mahallemizdeki “hayvansever”lerin 4 aylık köpekleri barınağa kısırlaştırmaya götürmesiyle başlıyor hikâyemiz. Ne aşısı ne bağışıklığı olan bu 5 yavru barınaktan (Beykoz barınağı) distemper kapmış olarak döndüler -doğal olarak.

İki yavruyu çok ani bir şekilde kaybettikten sonra kalan üçünü yoğun tedaviye aldık. Gittiğimiz kaç klinik varsa hepsi distemper (gençlik hastalığı) için yapılacak bir şey olmadığını söyledi. Distemper bulaşıcı bir hastalık olduğundan uğradığımız veterinerler bizi kapıdan içeri almadı ve bu hayvanlar için yatış verecek yerleri olmadığını söylediler. Onlara kalsa biraz antibiyotik biraz ağrı kesiciyle ölmelerini izleyecektik.
Yavrularda kennel cough’ı çağrıştıran sürekli devam eden öksürük vardı. Ateşleri yüksek, iştahsız, gözlerinde enfeksiyon akıntıları ve göz bebeklerinde beyaz bulanık lekeler vardı. Ayrıca burunlarında gitgide koyulaşan akıntılar vardı. Burunları kurumaktan pul pul dökülmeye başlamıştı.
Biz bunca semptom arasında boğulurken veteriner arayış sürecinde kliniğinde sadece distemper tedavisi yapan, ve çoğu hastası sokak köpeği olan iyilik sever bir veteriner arkadaşa ulaştık. Kendisiyle tanıştığımızda rahat bir nefes aldık ve 3 distemperlı yavruyu gönül rahatlığıyla kliniğinde tedaviye başlattık. 3 yavru da new castle aşısı oldu. Bunun yanında 2 ay boyunca bağışıklıklarının güçlenmesi ve ishal olmalarını önlemek için Raw beslemeye başladık. Kasaptan aldığımız kemik, sakatat, tavuk ve et karışımı paketleri -24 derecede dondurarak mikropları öldürüp, ardından buzdolabında 5 saat çözüldükten sonra yedirdik. Destek olarak A vitamini, E vitamini, Neurotrophin PMG, Bioplasma, Immuneks, Gyno Ferro, Famodin, gerektiğinde Flagyl gibi bir cok supplement da ekledik, göz akıntıları için Terramycin merhem, beyaz-mavi lekeler için Ciloxan ve Flarex damla ve burunlarındaki kuruluk için Madecesol merhem uyguladık. Göz damlalarının bazı haftalar günde 6 kereye varan sıklıkta yapılması gerekti. Bu 2 ay boyunca antibiyotiklerine de devam ettik ve bu süreç sonunda 2 yavrunun öksürüğü, göz ve burun akıntıları ve ateş problemleri tamamen ortadan kalktı ve tek doz new castle aşısı artı bakım desteğimiz ile bu 2 yavru distemperı tamamen yendi.
Fakat kardeşlerden Haydut adını verdiğimiz yavru her ne kadar aralarında en zeki ve başı çeken olsa da vücudu diğerleri kadar dirençli değildi. Burnundaki sürekli akıntı nefes almasını zorlaştırıyor, nefes alabildiği nadir zamanlarda da öksürüğü rahat vermiyordu. Bir kez daha new castle aşısı yapıldı ikinci doz olarak. Bu dozdan sonra 2-3 gün semptomlar oldukça azalmıştı fakat bir hafta sonra hepsi daha da şiddetli olarak geri geldi. Kontrol için veteriner arkadaşın kliniğine gittiğimizde kapıdan girerken korktuğumuz başımıza geldi; Haydut’un distemper kaynaklı ilk epileptik nöbetine şahit olduk. Veteriner hastalığın sinirsel moda geçtiğini ve bir an önce new castle aşısının direkt olarak beynine yapılması gerektiğini söyledi. Eğer yapmazsak virüs sinirsel sistemde yayılarak ilerleyecek ve sonunda vital organların işlevini etkileyip ölümüne neden olacaktı. Haydut için hayatında bu aşıdan sonra ve bu aşıdan öncesi olacaktı fakat yapılmasaydı kesin ve yakın bir ölüm kaçınılmazdı.
Beynine yapılan aşıdan sonraki günleri tarif etmek gerçekten zor; tabiri caiz ise üzerinden kamyon geçmiş gibiydi. Elimizle yemek yedirip, kucağımızda tuvaletini yapmaya götürüyorduk. Bıraktığınız yerden kalkamıyordu, karın bölgesinde hafif seğirmeler başlamıştı ve altına kaçırıyordu. Az da olsa bir şeyler yiyordu ama evdeki kedilerden bile az tuvaletini yapıyordu. Gözümüz her an üzerindeydi çünkü bir epileptik nöbet daha gelirse tekrar etmesini önlemek için çok daha ağır ilaçlar vermemiz gerekecekti. Aradan bir 10 gün geçtikten sonra sevindirici olarak Haydut’un nöbeti hiç tekrar etmedi fakat genel durumu gitgide kötüye gidiyordu. Öksürüğü ve burun akıntısı geri gelmişti ve artık hiçbir şey yemiyordu, ateşi çok yükselmişti ve antibiyotik kullanımına devam edebilmek için ara verme zamanı gelmişti. İyice ümidimizi yitirmiştik.
İşte tam bu sırada Evrim girdi hayatımıza.
Son çare olarak ne yapabiliriz diye düşünürken, bir arkadaş tavsiyesi üzerine Ada Veteriner’de Evrim’den ikinci bir görüş istedik. Haydut’u gördüğünde direkt dürüst olarak Haydut’un sinirsel semptomlarının ilerlemesini önlemeye yönelik bir şey yapamayacağını söyledi. Biz de Haydut’un sinirsel durumunun stabil olduğundan ve sadece genel durumunun kötüye gittiğinden bahsettik. Bu durumda overdose C-vitamini tedavisi ile doğru antibiyotik kombinasyonundan faydalanabileceğimizi söyledi.
Haydut’un distemperdan dolayı bir de kalbinde hızlı atma durumu vardı, bu yüzden overdose C tedavisinin de riskleri vardı ama zaten çaresiz olarak bilinen bir hastalıkla mücadele ettiğimiz bu dönemde, denediğimiz onca tedaviden sonra artık kaybedecek bir şeyimiz olmadığına karar verip hemen o gün Evrim ile Haydut’un tedavisine başladık. 4 gün boyunca 2 saatlik serum ile Evrim’in gözetiminde overdose C vitamini aldı. İlk 5-6 gün pek bir fark göremedik fakat ateşi düşmüştü ve geri yükselmiyordu. Evrim’in tedavisinde sekizinci günde Evrim’in tavsiyesiyle Haydut’u kucağımıza alıp kardeşlerinin yanına götürdük. O an sanki bir mucizeydi. Tuvaleti için bile yattığı yerden kalkmayan, bütün gün bıraktığınız yerden kıpırdayamayan Haydut birden koşmaya başladı! Hem de öyle bir koşuyordu ki kardeşleri yetişemiyordu.
Bugün Haydut distemperı yenenlerden biri ve bunda yapılan son tedavinin payı büyük. Vücudunun sağ tarafında biraz seğirmesi kaldı ama onu da gururla taşımasını biliyor. Öyle ki yerde yatarken sağ elinin seğirmesinden dolayı çıkan sesi önlemek için sol elini kendiliğinden altına sabitliyor. Artık distemperın tek semptomu bu seğirmesi kaldı fakat yaşam sevinci kaldığı yerden devam ediyor.”

Yazan: Hulya Aybek

29-02-2016

“Oğluş ile veteriner klinikleri maceralarımız Nisan 2014 de başladı. 11. ayını dolduran tekir erkek kedimi kısırlaştırmak üzere bıraktığım gayet hatırı sayılır bir klinikten sağlıklı olarak alamadım. Oğluş keyifsiz, iştahsız ve hareketsizdi; ilk haftalar bu anormallik, ameliyat sonrası normal olur dendi. Ama kedim yemek yememeye ve hareket etmemeye devam ediyor gün geçtikçe de eriyordu. Artık çok zayıf ve tepkisiz kedimi ameliyat sonrasının ikinci haftasında aynı kliniğe götürdüm. Durumu kritik dendi ve acilen oksijen haznesine alındı, yanlış hatırlamıyorsam üç gün durdu yedi gün iğne- ilaç v.s. devam ettik. Durumu normale dönünce eve getirdim. Arası uzun sürmedi tekrar hastalandı bu sefer bir de öksürük krizleri de durumuna ilave edilmişti; tüy çıkartmaya çalışırmış gibi öksürüyordu. Veteriner bağırsaklarında tüy birikmesinden şüphelenip bir macun önerdi. Tekrar oksijene alındı, bazı testler yapıldı (anormal bir durum çıkmadı) röntgen alındı akciğerleri su toplamış denilip idrar sökücü verildi. Ve neye dayanarak bilemiyorum FIB teşhisi konuldu; bağışıklık sistemini güçlü tutmak üzere İnterferon tedavisi önerildi… Ölecek, bağışıklık sistemi çok düşük falan interferona ikna edildim. Yaz ayında öksürükleri ve keyifsizliği geçti normale döndü; artık öksürmüyor, iştahı da, keyfi de gayet iyiye gidince İnterferon kullanmayı bıraktım, sonbahar ortasında Oğluş’un öksürükleri tekrar başladı ve hızlı bir şekilde hayatını tehlike altına aldı. Çok tedirgin ve korku içinde hareketsiz yaşamaya çalışıyordu. En ufak hareketinde bazen de sebepsiz uyurken bile öksürüklere boğuluyordu… Bir gün nefesi kitlendi evimize yakın yine hatırı sayılır başka bir kliniğe koşuşturdum. Oksijen verildi, röntgen alındı, ciğerler su toplamış denildi, Diuril ve Tecar gibi ilaçlar verildi. 1-2 saat sonra durumda hemen iyileşme gösterince FIB olma şansının olmadığı kalp rahatsızlığı olabileceği söylendi. Kalp için Eko istendi başka bir kliniğe Eko için gittik ama kedimi sakinleştiremedikleri için Eko çekilemedi, veterinerim Eko çekilemeden tam bir teşhis koyamayacağını ve bundan dolayı da tedaviye başlayamayacağını dile getirdi. Benim ruh halim oldukça berbattı, tedirgin ve stresliydim veteriner hekimim beni sakinleştireceğine tersleyip durumu benim için daha da zorlaştırdı. Birkaç krizi yine aynı yöntemlerle geçirdik. Ben artık internet ve makaleler karıştırmaya başladım. Okuduklarım ve gözlemlediklerim beni Astım ya da Bronşit üzerine yoğunlaştırıyordu. Veterinerime okuduklarımı anlattım kalp olmama durumu olabilir Astım olma durumunu da göze alıp bir tedavi uygulayabilir miyiz diye sordum ama yanaşmadı… Başka bir veterinere gittim o da rahatsızlığının aşırı kilosunundan (7 kilo 200 gram), karaciğerinin yağ toplamasından kaynaklanabileceği söylendi. Eprax verdi… Herkes bir şeyler söylüyor, kedim ise ha bire iğne yiyor, stres ve huzursuzluğu artıyor üstelik durumunda da hiç değişiklik gözükmüyordu… Ne yapacağımı bilemiyordum, uyutmayı bile düşündüm, yaşam kalitesi çok düşmüştü öksürüklerden artık nefes alamıyordu. Başka bir arkadaşım Evrim beyi önerdi. Burası bizim son şansımızdı Kadıköy’den kalktık Etiler e… nihayet hem fikir olduğum bir veteriner buldum. Evrim bey her şeyden önce tedirginliğimi ve stresimi sezip önce beni sakinleştirip bilgisini paylaştı sonra da tedaviye başladı. Evrim bey oğlumun Astım olduğunu söyledi ve tedaviye başladık, inanılmaz güzel 1,5 ay yaşadık Oğluş ameliyat öncesi yaramaz ve vahşi haline döndü… Ne kadar böyle refah içinde yaşayacağız, Oğluş’u neler bekliyor bilmiyoruz ama en azından doğru yolda ve doğru ellerde olduğumuzu bilmek huzur veriyor… Yalnız olmadığımı bilmek de ayrıca beni güçlü kılıyor.”

Yazan: Aslıhan

22-02-2016

“Kedim Happy 2014 Kasım ayında kansere yakalandı.Meme tümörünü palpe ederken farketmiştim ve xx’da yaşadığım için fakülteye götürdüm.Önüme operasyon seçeneğini sundular ve kararı bana bıraktılar.İyi ve kötü huylu olma olasığının %50’e 50 olduğu söylendi ve ben gelecekte daha da büyüyüp yayılmasından endişe ettiğim için operasyonu uygun gördüm.xx Veteriner Fakültesi’nde yapılan total mastektomi sonucunda bütün meme lopları kontrol edildi ve tek bir lopta bulunan tümör uzaklaştırıldı.Alınan örneği patolojiye götürdüm ve sonucunda "Adenokarsinom Grade III" olduğunu öğrendim.Uzun ve meşakatli bakım sonucunda kanseri atlattığımızı düşündüm.Happy olabildiğince sağlıklı, hatta daha iyiydi bile diyebilirim.Ta ki Ağustos 2015 ayında arka bacak bölgesinde başka bir kitle keşfedene kadar.Fazlasıyla endişelendim, tekrar nüksetme durumunu düşündürdü ve beni korkuttu.Tekrar fakülteye götürdüm.Bana fakültede tekrar "theranekron" kullanmam söyledi ve başka bir seçim olanağı sunulmadı.Bunun bu kadar dar bir kapsamda olabileceği zihnime oturmamıştı.Kanserli hastalarda yapılan operasyon sonrasında kemoterapi veya radyoterapi vs.. daha seçeneklerin olduğunu da göze alarak uzun süredir Facebook sayfasını takip ettiğim Ada Veteriner Polikliniği’nin kurucu Veteriner Hekim’i olan Evrim Egeden ile irtibata geçtim.Kliniğine bizzat uğramak,tanışmak ve Happy’nin geleceği hakkında bilgi almak istedim.Bana hastalığın seyri hakkında detaylı ve gerekli bilgileri sundu.Kullanmamı sundukları Theranekronun kanseri kısıtlayıcı-durdurucu etkisinin olmadığı, yetersiz kaldığını dile getirdi ve kemoterapi uygulanması gerektiğini söyledi.Operasyonun üstünden 9 ay geçmişti evet geç kalmıştık belki ama onlar için 1 ay bile bizim hayatımızda 1 yıl kadar önemli olabileceğini dile getirdi ve gerekli tedavi protokolünü belirledi.Aklınıza binlerce soru geliyor.Ya işe yaramazsa, ya boşuna eziyet çektirmiş mi olurum, ya yan etkileri çok büyük düzeyde mi ortaya çıkar, ya kötü etkileri daha mı fazladır zarar mı vermiş olurum, tümör kitleleri tamamen bitecek mi, bir daha tekrarlayıp tekrarlamaz mı vs..Beyniniz bu soruların karşısında çalışmaz hale geliyor.Ama emin olun derin bir nefes alın ve karşınızda iyi bir hekim varsa kendinizi ve hayvanınızı emanet edin, size zaten gerekli açıklamayı Evrim hocam yapacaktır.Hastalığın durumu, kanserin çeşidi, kanserin seviyesi, hayvanın yaşı, cinsiyeti, kedi veya köpek olması, operasyon olup olmaması, hekimin başarılı vs.. olması bu faktörlerin hepsini etkiliyor.Happy 10 yaşındaydı, siyam kedisiydi ve yaştan dolayı riskleri de göze aldığımızda çok ağır bir antineoplastik ilaç kullanılmayacaktı, asıl hedefimiz survivordı.Onun yaşam ömrünü uzatabilmek, yaşam kalitesini arttırabilmekti.Bu herkeste böyle olacak değil.Bu bize çizilen bir durumdu.Ama kemoterapiden korkmayın.Empati kurun ve kendinizi onun yerine koyun.Yaşamayı mı seçersiniz, yavaş yavaş ölmeyi mi?Yaşamayı seçeceğinize eminim.Evrim hoca bana o güveni vermişti.Fakat daha öncesinde meme tümörünün böyle farklı bölgelere metastaz yapması bizi şüphelendirmişti, farklı bir tümör çeşidi tekrar ortaya çıkmış olabilirdi.Bu yüzden biyopsi örneği almamız gerekti.Evrim hocanın eşi Veterier Hekim Özlem Egeden bana operasyonun risklerinden bahsetti, aslında çok küçük bir operasyondu, tümör kitlesinden parça alınacaktı fakat sıçrayan tümör parçaları riski bölgelerdi, en uygun olanın arka bacakta olduğunu belirledi, sinirin çok yakınında olduğu için o bölgenin felç kalabilme olasılığını da belirtti .Korkulan durum gerçekleşmedi, Özlem hoca sayesinde çok başarılı bir operasyon gerçekleşti ve Happy ne felç kaldı ne de ardından başka bir olumsuzluk yaşadı.Eve götürdüğümde eskisi gibi yürüyor, iştahı yerinde, keyfi de yerindeydi.Biyopsi alınması sizi korkutmasın.Kanserin ilerleme durumu, çeşidinin tespiti için bu gerçekten gerekli.Alınan sonuç gene adenokarsinom çıktı, bunlar yaptığı metastazlardı.Evrim hocanın belirlediği protokol sonucu 3 haftada bir gelmemiz gerektiğiydi, hedefimiz 4 seanstı.İlk önce hemogram değerlerine bakıldı, kan hücrelerinin sayıca miktarı kontrol edildi.Hiçbir aksilik durumu olmadığı için yavaş infüzyon şeklinde kemoterapik ajan verildi.Bu veriliş süresi gerçekten uzun, en az 2-3 saatinizi ayırmanız gerekiyor.Oluşabilecek yan etkileri minumuma indirgemek için zaten öncesinde ve sonrasında da gerekli tedbirler alınıyor.Biz bu süreçte kemoterapinin hiçbir yan etkisine rastlamadık.Ne kan hücrelerinin sayısında tedaviyi engelleyecek şekilde azalma şekillendi, ne kemoterapinin en sık görülen yan etkisi olan kusma şekillendi.Her bir seans öncesinde tekrar kan parametreleri kontrol edildi ve seanslar ilerledikçe tümörün büyümesininin durduğunu gördük.Bütün seanslarımızı ciddi bir aksilik yaşamadan tamamladık.Evrim hocanın gerekli ilgisi, öğrenme istediğini hiç solmaması, hayvanları gerçekten sevmesi ve değer vermesi bize şimdiden 3 ay bize kazandırmıştı.Ben şuan kedimi,meleğimi kaybettim.Ama Evrim hocam bize 6 ay kazandırdı.Eğer kemoterapi tedavisine başlanmasaydı Happy’nin yaşam ömrü 1-2 ay kadar kısa bir süreydi.Hedefimize ulaşmıştık, 4 seansı aksilik olmadan tamamlamış, yaşam süremizi ve kalitemizi belli bir ölçüde uzatmıştık.Eğer yapılan operasyonun ardından hemen kemoterapi başlansaydı şuan belki hala yanımda olabilirdi.Ben Evrim hocamı tanımakta geç kaldım, keşke en başından beri onu tanıyabilseydim..Ama bu yazıyı sizlere bir nebze örnek göstermesi açısından yazıyorum zaten kendisi bu süreçte hayvanıza tedavi olarak, size de ruhsal olarak iyi gelecektir ben kendisinden yaşça küçük olduğum için bana ayriyetten abilik de yaptı, hakkı ödenmez, hep destek oldu.Yaşayabileceğiniz aksilikler sizi korkutmasın, kanser hangi canlıda olursa olsun ağır bir hastalık durumu ve yaşayanla çevresindekileri de kapsayan ağır bir süreç.Onunla beraber sizde bu savaşın içine dahil oluyorsunuz.Sakın demoralize olmayın ve tedaviden kaçmayın, kendinizi hayvanınızın yerine koyun, zaten en doğru olana karar vermiş oluyorsunuz.İyi ki Evrim Hoca’mı ve poliklinikteki bütün çalışanları tanıdım.Her durumda bizimle ilgilendiler, yardımcı oldular.Hayvanları gerçekten seven ve değer veren, insanlara da saygıda kusur etmedikleri bir ekip Ada Veteriner Polikliniği..”

Yazan: Olcay Akyıldız

05-02-2016

“FIVli kedim Beşir’in ağzındaki yangılarla başetme maceramız:

Beşir (kedim) beşir olmadan önce bizim sitenin bahçesindeki kedilerden biriydi. Eve almış olduğum kedim Pelin’in kızkardeşi diye çağırıyorduk onu. Gerçi sonradan anladık ki ameliyatlı bir erkek kedi imiş tıpkı pelin gibi. Sarı beyaz hep iyi huylu sokulgan bir kediydi. En uslulardan. Hiç bir zaman apartmana girmez kimseye rahatsızlık vermezdi. Tek yaptığı eğer sevmek isterseniz koşarak gelip arka patisini ayakkabınızın üzerien koymaktı. Hep temas isteyen bir kedi. Sonra bir gün sık sık apartmana girdiğini ve bizim katta dolaştığını farkettik. Benim ve komşumun kapısı önünde miyavlıyor bir şey anlatmaya çalışıyordu. Kirli, zayıf ve sağlıksız göründü gözümüze. Herhalde aç kaldı dedik. Mama vermeye çalıştık ama mama da yemiyordu. Değişik şeyler denedik hiç birini yemedi. Hatta yemek görünce paniğe kapılıp yemekten uzaklaşıyordu. Biz bir anlam vermeye çalışırken bir anda yemek yemeye çalıştığı bir gün korkunç bir çığlık attı. Herhalde dişi ağrıyor ya da ağzında bir yara var diye düşündük ve hemen veterinere götürdük. Tablo kötüydü. Ağzı tamamen kızarıklık, yara ve yangılarla doluydu. Yemek yemesi imkansız gibi bir şeydi. O anda ilk nasıl bir tedavi uygulandı hatırlamıyorum ama Evrim şayet sokakta kalırsa ölür demişti onu hatırlıyorum. O kadar zayıf ve çaresiz gözüküyordu ki. Belki ilk olarak kortizon yapılmıştı hatırlamıyorum ama geçici olarak eve aldığımı ve iyileşip de ağzı toparlar toparlamaz iştahla yemek yemeğe başladığını hatırlıyorum. Bir sure evde tuttum ama evdeki kedim Pelin durumdan hiç memnun olmadığı için ve o da hasta ve huysuz olduğu için mecburen bahçeye geri bıraktım ama bir gözüm de üzerinde idi. Yemek yiyip yemeyeceğini takip edecektim. Sonra maalesef çok hızlı bir şekilde evdeki kedim öldü. Ben o zaman yine geçici olduğunu düşünerek henüz adı olmayan bu kediyi yeniden eve aldım. Ve tedavileri nükseden aüız yangıları esnasında ortaya çıktı ki kedi FİV li. Sonrası çok uzun bir süreç neredeyse iki yıla yayılan bir süre içerisinde veterinerim evrim eşi özlem ve benim denemediğiz şey kalmadı diyebilirim. Bir yandan bağışıklık sistemini güçlendirecek şeyler denerken bir yandan da rutin tedavi süreci devam ediyordu. Önce dişleri çekildi. Bu yangıyı azaltan zaman zaman da geçiren bir yöntem olarak literature geçmişti. Bir ümit dedik ama yangılar yine nüksetti. O süreçte balık yağından, arı sütü ve polene uzanan yelpazede denemediğimiz yol kalmadı. Sürekli hypoalerjan mama veriyordum ama bir ay geçmiyor yangılar nüksediyordu. Kortizon yapılınca 24 saat içinde toparlanıp canavar gibi oldugu icin ben evrime ısrarla lütfen kortizon yap diye yalvarıyordum o da bana olmaz bir noktada bu defa kortizonun zararlarından dolayı hayvan zarar gorur diyordu. Sonunda rest çekti eger kortizon istiyorsan baska veterinere git ben o riske girmem dedi. Organ fonksiyon testleri ile bile bu iş olmaz dedi. Sonra diş kökleri şayet alınamadı ise onlar da tetikliyor olabilir diye bu defa köklerin da alındığı bir operasyon geçirdi beşir. Artık benim kedimdi ve adı beşir olmuştu. Bu kadar eziyete rağmen dünyanın en yumuşak ve iyi huylu kedisi olmaya devam ediyordu. Kökler çekilince dedik bu iş olacak o esnada bağışıklık sistemi için interferon da kullanmaya başladık. Neticede hiç bir şey fayda etmedi. Bazan araya giren zaan uzuyordu ama her defasında birden yine iştahsız günler başlıyor beşirin ağzının içi kıpkırmızı oluyordu. Bu arada evrim beni sık sık esir alıp tedavinin tüm süreçlerini, neleri denediğimizi geriye kalan alternatifleri anlatıyor ben boşver kortizon yapalım yaşadığı kadar yaşasın dedikçe o olmaz başka bir yöntem bulmamız lazım diyordu. Sonra bir gün gözleri parlayarak dedi ki. Bi şey deniyeceğiz seninle. Bu dedi astımlı köpekler için kullanılan astım maskesi. Flixotide inhaler ile çok çok daha düşük düzeyde bir kortizonu hayvana zarar vermeden nefes yöntemi ile vereceğiz. Bakalım işe yarayacak mı? Neticede mesele dogru dozda kortizonu iç organlara zarar vermeden hayvana verebilmek. Heyecanla denemeye giriştik. Bu defa ben de onun kadar heyecanlıydım. Daha önce önerdiği şeyleri yapıyor ama içimden çoğu zaman du bakalım yapayım ama işe yaramayacak diyordum. Netice de sabah akşam bu işi yapmaya başladım ve interferon vermeye de devam ettim. Son iki aydır beşirin ağız yangıları hiç tekrar etmedi hatta o hale geldik ki eskiden her gun arayıp taciz ettigim veterinerim beni arayıp yaaa kediyi getir görmem lazım diye ısrar etmeye başladı. Netice: en azından şimdilik astım maskemiz ve biz sağlıklıyız.”

Yazan: Aslı Bayram
04-02-2016

“Bu Bilateral Intramural Ektopik Üreter teşhisi koyulan Margot’nun hikayesi. Margot 3,5 yaşında bir labrador. Bundan yaklaşık 2 sene önce sürekli ateş ve sistit şikayetleriyle rahim içi iltihap teşhisi konularak kısırlaştırıldı Margot. Ve her şey bundan sonra daha da kötü gitmeye başladı. Uykusunda idrar kaçırma, sık tuvalete çıkma, idrar tutamama gibi şikayetleri baş gösterdi. Bütün bunlar zaman zaman ayaklarında tüy dökülmesi, karında ve vajina çevresinde kızarıklıklarla devam etti ta ki bir gün karnında büyücek kırmızı bir şişlik çıkıp ne olduğunu anlamak için kan tahlili yaptırana dek. Margot’nun creatini- karaciğer ve özellikle böbreklerin sağlıklı olduğu ve görevlerini iyi yapıp yapmadığını gösteren değer-3 katına çıkmıştı. Margot böbrek yetmezliğine doğru gidiyordu. Bu, kandaki zararlı maddeleri süzemez hale geldiğinde böbrekler ve canlının hayatı için yapılacak çok fazla bir şey kalmayacağı anlamına geliyordu. Ancak Creatin değerinin bir canlıda yükselmesinin başka sebeplerinin de olabileceğini açıklayarak – yüksek protein, fosfor vb diyeti, hipertansiyon vs- Evrim Bey Margot’nun hikayesini mutlu sonla bitirecek adımı attı. Ultrason. İşte bu noktada Margot’nun doğumsal bir anomalisi olduğu anlaşıldı. Böbreklerden çıkan üreter adı verilen iki kanal idrar kesesine olması gerektiği gibi bağlanmıyordu. İdrar keseye tam dolamadığı için bu ip kadar ince üreter isimli kanallarda birikiyor hatta böbreklere doluyordu. İki üreter de çok şişmişti ve böbrekleri enfekte etmeye başlamaları an meselesiydi. Biriken idrarı boşaltmak için sonda, enfeksiyonu ve sistiti önlemek için vulvaplasti uygulandı ama artık yapılacak tek şey üreterleri olması gereken hallerine döndürmekti. Çok zor ve riskli bir ameliyattı ama daha önce benzeri yapılmıştı ve hasta uzun yıllar sağlıklı bir şekilde hayatına devam etmişti. Dr Erdem Acar ve Özlem Egedan 3 saat süren bir ameliyat geçirdiler. Margot’nun üreterleri kesenin içerisinde seyredip birleşmişlerdi. Bir ilkti. Ama ameliyat başarılı geçmişti. Üreterler olması gerektiği şekilde çalışmaya başlamıştı. Ve şimdi Margot’nun genel durumunda gözle görülür bir değişme oldu. Daha rahat atlayıp zıplayıp koşuyor-belli ki hastalık hareketlerini kısıtlamıştı ve ağrısı vardı-, uykusunda kaçırmıyor, karnında yaralar çıkmıyor ve tüyleri dökülmüyor. Ameliyattan bu yana 2 ay geçti. Creatin değeri düşmeye başladı ve ultrason verilerine göre de üreterlerde ve böbreklerde küçülme görülüyor. Bütün bunlar son 6 ay içerisinde yaşandı ve çok zorlu bir süreçti. Bizim için birçok şeyi kolaylaştıransa Evrim Bey’ in konuyla ilgili yorulmadan sıkılmadan bizi aydınlatmak için verdiği bilgiler, hep bir çıkış yolu bir alternatif arama çabası, her olasılığı değerlendirip bize gösterdiği sonsuz ilgi, alaka ve destek oldu. Margot’nun şansı Evrim Bey, eşi Özlem hanım ve ekibi oldu. Sonsuz teşekkürler.”

Yazan: Füsun

27-01-2016

“Ada Veteriner doktorları Evrim ve Özlem çok uzun zamandır 3 kedimizin de doktorları. Ben burada özellikle 16 yaşındaki Ankara kedimiz Buz ile ilgili yaşadığımız süreci anlatmak, Evrim ve Özlem’e teşekkür etmek istiyorum. Çünki onlar olmasaydı hayatı boyunca hep hastalıkla yaşayan Buz bu kadar uzun bir hayat süremezdi. Buz doğuştan sağır. Ayrıca dönem dönem sara nöbetleri geçiriyor. Son iki yıldır da hipertiroid hastası. Evrim’in verdiği tedavi ile hipertirodi ilk teşhis konduğunda çok kötü durumdayken uzun zamandır kontrol altında. İki yıl içinde çok kilo verdi ancak hareketli bir kedi. Bundan 3 ay önce ön bacaklarından birinde bir kitle çıktı. Evrim kanser teşhisi koydu. Kitle alınmaz ise sürekli kanayacak ve Buz’u öldürecekti. Kitle alındı. Evrim ameliyatta Buz’u kaybedebileceğimizi çünki bu düzey hipertiroid hastsaı bir kedinin amleliyatının da riskli olduğunu ama bu riski de almazsak zaten öleceğini söyledi. Ameliyat sonrası kanserin nüks de edebileceğini ekledi. Kesinlikle ameliyat olmalı dedi. Buz ameliyattan sonra bir ayda iyileşti. Ancak Evrimin dediği gibi bir buçuk ay sonra kitle aynı yerde yeniden çıktı. Evrim kanserin agresif bir tür olmasından dolayı bu sefer bacağı kesmelerinin iyi olacağını aksi durumda Buz’un kanamadan öleceğini söyledi. Evrime ve Özleme o kadar güveniyorum ki hiç tereddüt etmeden ampütasyon ameliyatına izin verdim. Ameliyat sırasında ölme riskini de biliyordum ama ameliyat olmasa kesinlikle ölecekti. Göz göre göre Buz’umuzu ölüme terkedemezdik ki Evrim ve Özlem de asla ölüme terkedemeyiz dedi. Özlem Buz’un bacağını kesti. Ve Buz şu anda çok sağlıklı. 16 yaşında 3 bacakla da gayet güzel yaşıyor. Kilo bile aldı. Tüyleri de eski parlak haline döndü. 3,5 yaşındaki oğlum sürekli Buz’un bacağını geri takalım dese de arada sokaktaki kedilerden bacak alıp Buza takmayı önerse de o da bu duruma alıştı. Özlem’ ve Evrime çok teşekkür ediyorum. Her zaman doğru teşhis ve doğru tedavi kararı ile bu sefer ölecek dediğim Buz uzun uzun yaşadı. Ayrıca Ada Veteriner 24 saat ulaşılır bir klinik. Tüm çalışanları güleryüzlü ve yardımsever. Hayvanlara çocukları gibi davranıyorlar.”

Yazan: zeynep – nejat önal

26-01-2016

“PONKİ’miz kurtuldu Ponki 15 yaşında,kastre-erkek bir “Norveç Orman Kedisi” ve bebekliğinden beri evde yaşamaktadır. Sorunlar 8 ay kadar önce “kanlı-mükuslu-ishal”le başladı. Ponki’deki zayıflamayı o güne kadar “yaşlandı ve az yemek yiyor” üstelik diş ve dişeti sorunları da var şeklinde yorumlamıştık.Ama dışkıda kan olunca daha o gece internetten bulduğumuz tanınmış bir kliniğe koşturduk. Gerçekten derhal müdahale edildi.Serum,antibiotık tedavisi,kanamaya karşı K-vitamini,vs tüm bilinen palyatif ve semptomatik tedavilere başlandı.Tahliller için alınan kanın sonuçları çıktı.Ponki “ağır derecede anemik ve karaciğer fonksiyonları da bozulmuş” halde. Konan teşhis ise (genel duruma,ama temelde globulinler oranına dayanarak) “FIP”. Bunun ne demek olduğunu kedi sahiplerinin hemen hepsi bilir.Hele yaşlı bir kediniz varsa bu tanı’nın anlamı “mali gücünüz yettiğince, elden gelen tek şey destek tedavisiyle zaman kazanarak kedinizi, dayanabildiği ve dayanabildiğiniz sürece, biraz daha görebileceksiniz” demektir. İnterferon dahil her türlü destek tedavisine derhal başlandı, fakat 20 gün sonra bile Ponki’nin durumunda bir düzelme veya stabilizasyon bir tarafa, giderek kötüleşme gözlemlendi.Anemik durumu da artık ölümcül aşamaya ulaşmıştı. Belki kumar oynanmış diyeceksiniz ama, kendimiz de bilim insanı olmamıza rağmen “bilime temelde güvenin sonsuz, fakat uygulayıcılara güvenin sınırlı olması gerektiği” kriterine dayanarak, Ponki’mizi (yine internetten bulduğumuz) “Ada Veteriner Kliniği”ne naklettik. Elde, yapılmış tetkiklerle ilgili neredeyse sadece sözel ve ancak hatırlayabildiğimiz kadar bilgi olduğu için, çok daha sistematik bir düzen içinde, ve kaçınılmaz-gerekli asgari sayıda tahlille işe baştan başlandı. Burada Sayın Vet. Evrim Egeden’in inanılmaz derecede isabetli ve hiçbir şekilde “ben bilirim’ciliğe” sapmadan, tamamen bilimsel-somut kriterlere bağlı yaklaşımları sayesinde, çok kısa sürede gerçek teşhise ulaşıldı. Ponki bir hipertiroid hastasıydı. Burada, vakanın bilimsel tartışma ve yorumuna hiç girmeden (bu zaten Evrim Bey gibi mesleğine aşık ve mesleğinde sürekli kendini dahi aşmaya çalışan gerçek veterinerlerin işi) söylenebilecek tek şey, ümitsizlik içindeyken tesadüfen tanıştığımız Evrim Bey’in, araştırmacılığıyla desteklediği bilimsel formasyonunu,kişisel ve mesleki zekasını, mali beklentilerle karartmaksızın Ponki’mizi bize bağışladığıdır. Başta Evrim Bey olmak üzere ADA Veteriner Kliniği’nin tüm çalışanlarına sonsuz teşekkürlerimizle… NOT: Ponki nerdeyse tek bir ilaçla ikinci hayatına mükemmel şekilde devam etmekte. Üstelik Evrim Bey tarafından kendisine bir de diş-çene operasyonu hediye edildi. Sevgi ve Saygılarımızla Zeynep – Nejat”

Yazan: Ecemşah Güven

28-12-2015

“Köpeğim Çaki 8,5 yaşında, yaklaşık 30 günlük iken evimize geldi ve o günden beridir Evrim Bey’in kontrolünde. Husky cinsi olan dişi köpeğimiz kısır ve 36 kilo idi ve son 1-2 senedir oldukça hantallaşmıştı. Sürekli ön iki kolunu iki yana ayırarak göbeğinin üstüne ağırlığını verip, kafasını düz bir şekilde zemine koyarak yatardı. Hareket etmekten mümkün olduğunca kaçınırdı. Yağlı ve şekerli gıda tüketimi de oldukça fazlaydı. Şu zamana kadar irili ufaklı sağlık sorunları yaşadıysak da, 20 Kasım 2015 tarihinde köpeğimiz yemek yemeyi kesti ve gün içinde toplamda yedi kez kustu, tuvaletini yapmıyordu ve üstelik hiç olmadığı kadar halsiz görünmeye başladı. Bunun yanı sıra nefes alış verişleri normalden kat be kat daha hızlıydı. O gece Ada Veteriner Klinik’e gittik, köpeğimiz günlerdir ilk kez dışkı yaptı ve dışkısı yeşil renkteydi ve çok katıydı. Köpeğimizin daha önceden de bağırsak problemi olmuş olması sebebiyle yine bir bağırsak sorunuyla karşı karşıya kaldığımızdan şüphelendik ve röntgen çekildi. Serum bağlandı ve ağızdan lavman etkisi gösterecek ilaçlar verildi. O gece eve döndük fakat aynı belirtiler ertesi gün de tekrarladı, hatta nefes alış verişleri daha da hızlanmaya başladı. Yine hemen kliniğin yolunu tuttuk, o gece nöbetçi olan Vet. Hek. Görkem Bey mide dönmesinden şüphelendi ve yine röntgen çekilmesi gerektiğini söyledi. Çekilen röntgen görüntüleri ve köpeğimizin nefes alış veriş video görüntülerini Evrim Bey’e iletti. Sonrasında Evrim Bey kliniğe gelerek semptomları değerlendirdi ve neticede üç ihtimalle karşı karşıya kaldık: mide dönmesi, bağırsakta bir problem ya da pankreasta bir problem. 21 Kasım gecesinde kliniğe yatışı yapıldı ve 24 Kasım gününe kadar semptomları değerlendirerek Evrim Bey’in uygun gördüğü antibiyotikler verilerek serum takviyesi yapıldı. Ayrıca, köpeğimizin verdiği tepkileri doğru analiz edebilmek adına bu süreç içinde herhangi bir ağrı kesici verilmedi. Bu süre boyunca köpeğimize sıvı ya da katı gıda da verilmedi. Her gün röntgeni çekilmeye devam edildi. Bu dönemde defalarca hem anal hem de oral lavman yapıldı zira köpeğimiz yine tuvalete çıkmamaya başlamıştı. Nitekim, köpeğimizin geçmişindeki bağırsak problemleri ve semptomlarının kapsadığı hastalık ihtimalleri dikkate alınarak; operasyon yapılmaya karar verildi. 24 Kasım tarihinde yapılan operasyonda, bağırsak sorununun olmadığı fakat (en kötü senaryo olan) pankreatit hastalığı olduğunu öğrendik. Operasyonda Özlem Hanım pankreas, mide ve bağırsakta sayısız lezyon gördüğünü; dokunduğu her dokunun adeta kıyma gibi elinde parçalandığını söyledi. Bu sebeple pankreasa hiçbir müdahale yapılmadığını ama içeriyi temizleyebildiği ölçüde temizleyebildiğini söyledi. Bu lezyonlar da yangı ya da kanserli dokuydu; köpeğimizin %15-50 arasında kurtulma şansı olduğunu ve uyutulma ihtimalinin söz konusu olabileceğini ancak böyle bir karar vermeden önce köpeğimizin uyanmasını beklemenin ve vereceği reaksiyonların neler olacağını görmemiz gerektiğini tavsiye ettiler. Fakat hastalığın ciddiyeti karşısında görebileceğimiz tüm olumsuz senaryolar (çok fazla acı ve ağrı çekebileceği, anesteziden sancılı bir şekilde uyanabileceği, acıya dayanamayabileceği) bize anlatıldı. Hekimlerimizin tavsiyesi doğrultusunda köpeğimizin var olan tüm şanslarını değerlendirmeye kadar verdik. İlk 24 saat çok önemliydi, tüm olumsuzluklar arka arkaya meydana gelebilirdi fakat köpeğimiz uyandığında oldukça uysal ve sakindi; acıya karşı beklenilenden çok daha fazla direnç gösteriyordu. Alınan parça patalojiye gönderildi ve alınan kan örneği enfeksiyon olup olmadığının tespit edilebilmesi için laboratuvara gönderildi. Ancak hekimlerimiz operasyonda gördükleri görüntüler nedeniyle Çaki’nin hastalığının kanser olmadığını düşündüklerini ve kuvvetle ihtimal Çaki’de pankreatit olduğunu belirttiler. Sonuçların beklendiği bu dönemde ameliyat sonrası itibariyle köpeğimize her gün 2000 ml serum, antibiyotik (Cleocin), mide koruyucu, vitaminler ve Sandostatin uygulandı. Bu tedavi grubunda Çaki’nin hastalığının pankreatit olduğu düşüncesinin yüksek olması nedeniyle özellikle günde 3 defa uygulanan Sandostatin isimli ilaç çok büyük öneme sahipti. Bu ilacın saatinde verilmesi adeta hayati önem taşıyordu. Bu süreçte yine su içmesi yasaktı. Evrim Bey yurt dışından besin takviyesi getirdi ve Çaki bir dönem yalnızca bu takviye besinler ile beslendi. Köpeğimiz ameliyattan sonraki 2. gün (26 Kasım) hareketlenmeye başladı ve 3. gününde de (27 Kasım) ilk kez dışkıladı. Bu çok önemli bir gelişmeydi. Çünkü vücut fonksiyonlarının yerine gelmeye başladığının tespiti sağlanmış oldu. Her gün saatli bir şekilde ilaçlarını almaya devam ediyordu, düzenli olarak idrar ve dışkısını yapmaya da devam ediyordu. 1 hafta sonra enfeksiyon test sonuçları geldi ve herhangi bir enfeksiyona rastlanmadığını öğrendik. Akabinde gelen pataloji sonuçlarında da Çaki’nin kanserli hücresinin bulunmadığını öğrendik. Bu durumda veterinerlerimizin üzerinde durduğu ve tedavi şekli ile süresini belirledikleri "pankreatit" hastalığı olduğu kesinlemiş oldu. Bu noktada belirtmek gerekli ki; Çaki’nin yatışının yapıldığı 21 Kasım itibariyle köpeğimizin gösterdiği tüm semptomlar doğru değerlendirilmiş, uygulanan her ilaç doğru tespit edilmişti. Hekimlerimiz Çaki’nin ne tepki vereceğini tespit etmek amacı ile ağrı kesici vermemeyi uygun görmüşlerdi çünkü bu hastalık çok nadir görünen bir hastalık olup karşı karşıya kaldığımız sorunun ne olduğunu bilemediğimizden ağrı kesici uygun bulunmamıştı. Ancak hastalığın ne olduğuna dair kuvvetli belirtiler ortaya çıktığında (ameliyat sonrası) hemen pankreatit tedavisinin eksiksiz uygulanması ile ağrı kesiciler de verilmeye başlandı. Ameliyattan sonra morfin verilmiş olup ikinci gün dozu daha düşük olan bir ağrı kesici ile tedavimiz devam etti. Tedavi ilerledikçe ağrı kesicinin dozu hekimlerimizin uygun gördüğü süreç ve dozda azaltıldı. Üç günde bir kan tahlilleri yapılarak Çaki’nin başta beyaz kan hücreleri olmak üzere birçok değeri incelendi ve ortaya çıkan sonuca göre tedavi döngüsündeki ilaçlarında eklemeler ya da çıkarmalar yapılarak tedavimiz devam etti. Ameliyat sonası 12. gün itibariyle Çaki tamamen normal bir köpeğin verdiği tepkileri vermeye başladı. Eskisinden çok daha hareketliydi. Evrim Bey bu tablo karşısında yakında çıkabileceğimizi belirtti ve ameliyat sonrası 17. günün akşamı son tedavi döngüsü tamamlanınca taburcu olduk. Çaki’nin her gün serum alması gerektiği belirtildi. Ancak taburcu olduktan 2 gün sonra Çaki’nin evdeki durumu ve tahlillerine paralel serum alınmasına da gerek kalmadığı belirtildi. Çaki’nin düzenli olarak takip edilmesi gerektiği, yağlı her türlü gıdadan uzak kalması gerektiği, gastrointestinal düşük yağlı mama ile besleneceği, su içme sıklığı ve miktarının kontrol edilmesi gerektiği; pankreas sorununun diyabeti de tetikleyebileceği, düzenli şeker ölçümlerinin yapılması gerektiği belirtildi. Bunun yanı sıra Çaki’nin sebze ve yağsız et ile beslenmesi gerektiği açıklandı.
Şu an veteriner hekimlerimizin kontrolünde, onların belirttiği beslenme programına bağlı kalarak ve reçete edilen ilaçlarıyla Çaki’nin tedavisi devam ediyor. Pankreatitin çok nadir görülmesi ve nüksetmesi ihtimaline karşı, köpeğimizin tüm tepkileri izleniyor ve veteriner hekimlerimiz de köpeğimizi halen kontrol ediyor.
Çaki’nin şu an bu kadar sağlıklı olması hekimlerimizin var olan semptomları çok doğru ve tüm ayrıntılarıyla değerlendirmiş olmaları, olabilecek tüm risklerin üzerinde durmuş olmaları ve bu zamana dek var olan vakaları değerlendirmiş olmalarına bağlıdır. Evrim Bey ve Özlem Hanım ile tüm veteriner hekimlerin çok araştırmacı ve çözüme yönelik hekimler olmaları ve köpeğimizin yaşama/kurtarılma ihtimalinden asla vazgeçmemeleri sebebiyle, onları herkese tavsiye ediyoruz.”

Yazan: Cansu Özmen

28-11-2015

“Alfred Lord Tennyson, sevmek ve kaybetmek, hiç sevmemiş olmaktan daha iyidir, der. Ben şiddetle katılmıyorum. Birini sevmek, özellikle de kronik ve tedavisi olmayan bir hastalığı olan birini sevmek dünyanın en zor işi. Birinin nefes alıp verişini izlemek, zaman zaman kötüleştiğinde acısı karşısında çaresiz kalmak, bir kediye ne zaman akciğer nakli yapılacağını sorgulamak, onun yeniden eskisi gibi nefes alabildiğini görmek için kendi ciğerinden bir parçayı dahi feda edebilecek olmak, fakat bunu deli muamelesi görmemek adına kimseye söyleyememek gibi zorlukları var.

Evrim Egeden’le seneler önce bir arkadaşım vasıtasıyla tanışmıştım. 4-5 aylık kara bir kedi İstanbul’da bir araba tarafından ezilmiş, saatler sonra Galatasaray Üniversitesi’nden bir hoca tarafından bulunup Ada Veteriner Kliniği’ne getirilmişti. Videosundan gördüğüm kadarıyla kedi yürüyemiyor, sürekli miyavlıyor fakat kendini sevdiriyordu. Ameliyat edilmiş, kuyruğunu kaybetmiş, sağ arka ayağı da topal kalmıştı. Artık yürüyebiliyordu fakat kaza ya da ameliyat sonucunda ortaya çıkan kronik kabızlık onu senelerce rahatsız edecekti. 2011 senesinin yılbaşında anemisi artmış ve apar topar kan nakli yapılmıştı. Arkadaşım kediyi evime getirerek, “sen buna birkaç gün bak, ben gelip alacağım” dedi. Arkadaş, birkaç gün sonra ülkeyi terk etti ve bir daha da gelmedi. Kediyle ilgili dikkatimi çeken ilk şey konuşmasıydı. Her isteğini konuşarak ifade ediyor ve cevap verildiği sürece de konuşmaya devam ediyordu. İsteği yerine getirilene kadar da susmuyordu. Bir kapının açılmasını istiyorsa, bir size bir kapıya bakarak dakikalarca miyavlar, kapı açılmazsa da kola zıplayıp asılarak kapıyı açardı. Topal ayağıyla ağaçlara tırmanır, köpekleri kovalar ve tüm bunları yaparken de konuşmaya devam ederdi. Onu döven kedilere karşı bile çok şefkatliydi, onları uyurken temizlerdi. Adını, Aşk ve Gurur’un yakışıklı ve asil karakteri Mr. Darcy’den aldı. Birkaç ayda bir tıkanıyor, beslenme ve likit vazelinle dışkılayamadığı zaman lavman olmak zorunda kalıyordu. 2011’den beri kaç kere lavman olduğunu hatırlamıyorum bile. Bütün bu süreçlerde Evrim Egeden sürekli yanımızdaydı. Her soruma sabırla cevap veriyor, Darcy için yeni tedavi yöntemleri araştırıyordu. 2014 senesinin Kasım ayında Darcy nefes alırken hıçkırır gibi sesler çıkarmaya başladı. Röntgen çektirdiğimizde ciğerlerinde ciddi bir problem olduğunu fark ettik. Önce Tekirdağ’da rutin bir enfeksiyon tedavisi gördü fakat durumunda bir değişiklik olmadı. Ben aşırı telaşlı olduğum için ulaşabildiğim herkese danışıyordum. xx Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nde bir hocaya muayeneye gittiğimizde plevral efüzyon (paryetal ve visseral plevra arasındaki boşluğa sıvı dolması) olduğunu söyleyerek, plevrasından sıvı örneği almaya çalıştı. Gelgelim, sıvı gelmedi. Zira teşhis yanlıştı.

Evrim Egeden en sağlıklı teşhisi tomografi çektirerek koyabileceğini söyledi fakat Darcy’nin nefes darlığı anestezi almasını riskli hale getiriyordu. Bir anestezist eşliğinde Evrim Egeden’le beraber tomografi çektirdik. Darcy’nin ciğerlerinde nedenini bilemediğimiz bir enfeksiyon oluşmuş, iyileşmiş fakat hasar bırakmıştı. Yapılacak hiçbir şey yoktu. Darcy’nin ciğerlerinin bir kısmı fonksiyonunu kaybetmişti. Evrim’in teşhisi pulmoner fibrozisti. Ben bunu kabullenmekte çok zorlandım. Tomografi bunu net bir şekilde ortaya koysa da kabul etmek istemedim. Fıtık ağrılarının verdiği umutsuzlukla belini çektirmeye giden, hocalara kendilerini üflettiren insanların gözü dönmüş çaresizliğiyle Darcy’nin sonuçlarını yurtdışında bir dahiliye uzmanına, bir radyoloğa bir de kardiyoloğa gönderdim. İkisi hayatının geri kalanında onu destekleyecek ilaçlar tavsiye ederken, biri derhal yoğun bir antibiyotik ve kortizon tedavisine başlanmasını gerektiğini söyledi. Bütün bu süreç içinde Evrim’e danışmadan hiç hareket etmediğim için bu tedaviyi de onaylamasını istedim. Evrim, tedavinin işe yarayacağına inanmadığını ama bunu kabullenmek istemediğimi anladığını ve istersem tedaviye başlayabileceğimi söyledi. Pes etmek istemediğimden Darcy’yi 4 aylık yoğun ve en nihayetinde gereksiz bir tedavi sürecine soktum. Darcy bu sırada öksürmeye de başlamıştı. Evrim’in tavsiyesiyle eve bir oksijen konsantratörü aldım. 4 aylık tedavi de bittiğinde Evrim’in araştırarak bana önerdiği bir inhaler edindik ve sadece bunu ve oksijen terapilerini uygulayarak hayatımıza devam etmeye başladık.

Bu aylar süren zorlu süreçte Evrim’e kaç soru sorduğumu bilmiyorum. Korkarım yüzlercedir. Ve korkarım yüzlerce soru daha soracağım. Her soruma yaptığı ayrıntılı araştırmalarla yanıt aldım. Darcy bu süreç içinde neşesini, inadını, enerjisini, iştahını tıkandığı nadir zamanlar dışında hiç kaybetmedi. Öksürük krizlerine de girse, benimle konuşmaya devam etti. Çektiği tüm acılara karşı, tüm kediler gibi, belki hepsinden de çok metanetliydi. Onu iyileştirmek için ona ne acılar çektirirsem çektireyim, benden kaçmak istediğinde bile, kafasını koltuk altıma sokup, benden bile bende saklandı. Aradan bir sene geçti. Evrim’in Darcy’nin yaşam kalitesini artıracak çözümleriyle buraya kadar geldik. Önümüzde kaç ay ya da sene var bilmiyorum. Her gün için minnettarım. Darcy’nin ölümünden sonra tek bir avuntum olacak. Evrim Egeden bu süreçte hep bizimleydi ve dünya üzerinde tıbbın pulmoner fibrozla ilgili geldiği noktada ne varsa, bize o imkanı sağladı, yapabileceğimiz her şeyi yaptık.

Bir kedi için bu kadar yoğun hisler beslemek size komik geliyorsa, bir kediyi gerçekten tanıyıp sevmediğiniz içindir. Belki de sevmemelisiniz. Zira ömürleri çok kısa.”

Yazan: i.n.t. 

23-11-2015

“Kendisi kopegimin kurtaricisidir. Bundan yaklasik 10 ay once gayet fit olan kopegimin karin bolgesinde abdominal sarkiklik olusmaya basladi. Antrenmanina dikkat ettigim halde bu sarkiklik buyumeye devam etti. Sonrasinda testislerinde atrofi yani kuculme oldugunu farkettim. Boyun bolgesinde kalinlasma ani kilo artisi ve su icisinde korkunc bir cogalma oldu. Veterinere gittigimde kendisi bunu yasliliga bagladi fakat ben oyle olmadigini biliyordum cunku o ana kadar kopegim standart kiloda ve kasli bir kopekti. Oldugu yerde durmayan yasina ragmen ovgu alan bir kopekti. Once karninda tumor olmasindan korktum arastirmaya basladim fakat veteriner ustunde durma dedi. Fakat 5 ay once acikcasi dunyam basima yikildi. Kopegimin ensesinde ve sirtinda egzama gibi yaralar olusmaya basladi. Basta egzama sandigimiz yaralar gittikce buyuyerek sirta yayilmaya basladi. Bu esnada kopegim psikolojik olarak cokmeye, derisi incelmeye asiri derecede esneklesmeye ve hassaslasmaya basladi. Yara olan deri kararip simsiyah olmustu. Komutlari algilayamiyor hicbirsey yapmak istemiyor sadece catlayana kadar su icmek istiyordu. Yaraya ne ilac tedavisi uygulansa da pozitif karsilik vermedi. Yaralar buyuyup irinli hale geldi ve kalin kabuklar tutmaya basladi. O bolgedeki tuyler tamamen dokuldu ve yeni tuyler cikmiyordu. Derisi iyice esnemeye basladi eklem bolgeleri kumas gibi kat kat oluyordu. Cok su icip surekli eve cisini yapmaya basladi. Bu oyle bi hale geldi ki kopegim su bulamayinca yattigi yere cisini yapip icmeye calisiyordu. Hizla kopegimin cokusunu izliyordum diyebilirim. Yuksek miktarda para harcamis olsam da sonuca ulasamadik. Artik umudumu kestigim anda arkadasimin tavsiyesiyle evrim beyle tanistim. Kendisi ilk basta sagolsun surekli telefonla yardim istegime karsilik verdi. Baskasi olsa cildirirdi herhalde:) saat zaman dinlemeden ne zaman arasam bana yardim etti. Bu esnada ben yabanci makalelerden teshislerden kopegimin cushing sendromu olabilecegini farkettim. Bunu evrim bey ile paylastim. Kendisi kopegimi muayeneye getirmemi gordugunde anlayabilecegini soyledi ve nitekim oyle oldu. Kopegimin cushing testi rontgeni biyopsisi vs hepsi kendisi tarafindan yapildi ve sonuc tahmin edildigi uzere cushing sendromu cikti. Cushing sendromu kopeklerde birkac turde olan ama yuksek oranda bobrek ustu bezlerinde olusan bi tumorun hormonlari asiri calistrmasi sonucu olusuyormus. Kaslari eritiyor testisleri kucultuyor sirtta bahsettigim yaralari cikartip kalsiyum fazlaligindan deriyi karartiyormus. Ayrica asiri su icme ve cis tutamama sorunu da yaratiyormus. Yaralar ilaca karsilik vermezmis cunku cushing sendromunun ozel bir ilaci varmis. Kendisinin bu surecteki kopegime olan sevecen tavrini soylemeden gecemeyecegim. Klinigin bekleme banklarinda uyuyakaldigi icin uykusunda kani alinan,kendisinin ofisine kadar heryere cisini yapan kopegime gosterdigi sabir ve sevecenlik icin ayrica tesekkur ediyorum. sonuc olarak tedaviye basladik. Yurtdisindan ilaclarini getirttik ve kendisinin belirledigi duzende kullaniyorum. Suan kopegim cok daha iyi yaralari duzeliyor artik oyun oynamak istiyor idrarini kacirmiyor asiri su icmiyor ve cok daha pozitif. Evrim bey in bu konudaki ozverisi yardimseverligi meslegini severek yapmasi ve uzman yaklasimi tavsiye edilmeyecek gibi degil. Tesekkurler Evrim Egeden. Kendisi biricigimin hayatini kurtardi:)”

Yazan: TUFAN SAKARYA
02-11-2015

“18 aylık dişi bir doberman sahibiyim.Köpeğim 12 aylık iken tüylerinde kepeklenme sorunu yaşamaya başladım,veterinerime götürdüğümde hiçbir tetkik yapmadan mevsimsel olduğunu söyleyerek,sözde tüylerini güçlendirici takviyeler verdi.Kullandığım takviyeler fayda etmeyince tekrar gittim,bukez yine hiçbir tetkik yapmadan alerji olduğunu ve vereceği şampuanla 8 hafta boyunca yıkamam gerektiğini ve bunun yanında da hipoalerjenik mama kullanmam gerektiğini söyledi.Söylediklerine harfiyen uymama rağmen iyileşme kaydedemediğimiz gibi birde köpeğimin vücudunda(sırt,kalça,boyun) çıban tarzı şeyler çıkmaya başladı.Bu çıban benzeri şeyler bazen kendiliğinden bazende benim zorlamamla patlıyor ve içinden kan ve iltihap çıkıyordu,durum gittikçe kötüleşiyor ve beni endişelendiriyordu.Tüm bunların sonucunda köpeğimi Site Editörleri Tarafından Kapatıldı Veterinerlik Fakültesi’ne götürdüm;yaptıkları tüm testler (kan,parazitoloji,mikrobiyoloji) normal çıktı ve teşhis koyamadılar,ancak uyuza benzediğini söyleyerek reçete yazdılar,ancak ben bu reçeteyi yazdıkları ilaçların içeriklerinden dolayı redettim.Tüm bu aşamalardan sonra köpeğimi son çare olarak ADA VETERİNER’e EVRİM BEY’e götürdüm.Evrim Bey;yaptığı tetkikler ve araştırmalar neticesinde,kısa ve sert tüylü köpeklerde karşılaşılabilecek (özellikle doberman) bir rahatsızlık olduğunu buldu.Eski veterinerimin yanlış tedavisi sonucu köpeğimi aşırı ve yanlış(tüylerin çıkış yönü tersine) yıkamam neticesinde kıl köklerinde foliküller oluşmuştu meğerse.Uygulamış olduğu 1 aylık antibiotik tedavisi ile köpeğim şimdi eskisi gibi sağlıklı.Aslında son derece kolay olan tedavi ; iş bilmez ve maddiyatı ön planda tutan eski veterinerim yüzünden kabus dolu zamanlar yaşamama sebep oldu (maddi-manevi).Evrim Bey’e ; bana ve köpeğim ARİA’ya olan yaklaşımı,uzmanlığı ve uygulamış olduğu doğru tedavi için çok teşekkür ederim.”

Yazan: Dilek Sakarya

01-11-2015

“Bizim oğlumla hikayemiz, şu anda onüç yaşında olan ama bir buçuk yaşından beri şifa aradığım Edi’m (cocker) ve onun, ancak iki sene önce tanışabildiğim kahramanı Evrim Egeden’le ilgili. On seneye yakın gezmediğimiz, gitmediğimiz hoca (!) kalmamıştı bundan iki sene öncesine kadar, ama olan hep aynı dönme dolap misali,oğlumun yaralı ve kanayan ayaklarına kortizon, ameliyat, bir zaman sonra tekrar kanayan ayaklar ve üzüntü, böyle bir süreç .Bizi tahlil bile yapmaktan aciz, güya cerrah hocaların elinden doğru teşhisle o kurtardı. Artık düşünmek bile istemiyorum geçmişte olanları…Çok ama çok zordu. İki sene önce bir vesileyle Nilüfer Aytuğ Hocayı ve sonra da kahramanımız Evrim Egeden’i tanıdım. Oğlumda aklınıza gelebilecek çoğu hastalık, kanında mikrop (Leishmania, Babesiosis) ki bunlardan ancak bir tanesi olurmuş genelde, hepsi vardı.Sonra dalağında bu mikroplardan dolayı oluşan kütle vardı o alındı. Sağolsun hücrelerine kadar baktı Evrim. Troid teşhisi kondu. Uzun, sabır ve yoğun bakım gerektiren bu süreci, ümidini hiç kaybetmemiş olan ben sonunda Evrim’le başarıyla atlattık. Kan değerleri uzun süredir hep aşağıda olan oğlum artık iyi, ayaklar da düzeldi sadece birkaç vitamin ve tek ilaçla. Ben, bayram geceleri de dahil olmak üzere her soruma sabırla cevap veren, elinden hiç düşürmediği o kitabıyla son altı tedavisini de ücretsiz gönülden yapan kahramanımız Evrim’e teşekkür etmek istiyorum.İstanbul’da gidebileceğiniz, güvenebileceğiniz tek hekim. Araştırma aşkı ve işine olan tutkusu yaşını çok aşıyor inanın. Diyorum ya o benim senelerdir aradığım mucizeyi gerçekleştirdi. Artık oğlum zorla yürümekten kurtuldu, hop hop koşuyor maşallah. Biz onu çok seviyoruz.”

Yazan: Başak Adanur
12-06-2015

“Sokakta bulduğum, ayağında ciddi derecede kesik olan kediyi yakınlardaki bir veterinere götürdüğümde kedinin hiç bir şekilde kurtulma imkanının olmadığını ve ayağını kesmenin tek çözüm olduğunu söylediler. Daha önce cilt hastalığı olan ve bir türlü iyileşmeyen kedimi Ada Veteriner sağlığına kavuşturmuştu. Umutsuz vakalar konusunda en doğru çözümleri sundukları için Ada Veteriner’e gittim. Burada da ayağı kesmek gerektiğini söyleyeceklerini düşünürken Evrim Bey bıkmadan haftalarca kediyle özel olarak ilgilendi ve ayağını kurtardı. Anlık çözümler yerine ellerinden gelenin en iyisini yapmak için çaba gösteren harika bir ekip var Ada Veteriner’de. Evrim Bey hem mütevazı hem de bir o kadar işine hakim. 7/24 açık olması da bonus :)”

Yazan: ismail onur kaya
13-05-2015

“Merhabalar, dün akşam 8 aylık muhabbet kuşumun kanat altında yoğun bir kanama olması nedeniyle acil olarak Evrim Bey’in bulunduğu levent ada veteriner polikliniğine gittim. Kendisi kanama olduğunu duyunca hemen ilgilendi, hatta başka bir işi olmasına rağmen bizi araya sıkıştırarak küçük bir operasyonda bulundu. Hatta muhabbet kuşumun gece üşümemesi hatta sıcak kalması gerektiğini söyleyerek kendi kuşuna ait ısıtıcı lambayı bana bir geceliğine ödünç verdi, beni hiç tanımamasına rağmen, hatta akşam kayıt sırasında telefon numaramın alınması bile atlanmış olmasına rağmen. Şu anda ben bunları yazarken muhabbet kuşum arkamda konuşmakta, ve kendisi sayesinde. Buradan kendisine tekrar teşekkür ediyorum.”

Yazan: rüya gider
02-04-2015

“Kızım Daisy haziran 2014 de topallamaya başladı.röntgenler temiz çıkıyordu.yaklaşık ıkı hafta sonra buna iştahsızlık ve halsizlik eklendi.yıllardır gittiğim veterinerim toksoplazma teşhisi koydu ve tedaviye başladık.yaklaşık 7 ay antibiyotik kullandık.cevap alacagımıza kızım günden güne daha da kötülesti.yüksek ateş ve burun kanaması da eklendi.sık sık serum vermeye başladılar.anlık toparlasa da yine kötüleşiyordu.sabahlara kadar basında bekleyip o halini görüp bişey yapamamak beni çok üzüyordu.iyice zayıflamıştı.başka bir vete gittik ama ondan da sonuç alamadık.yaptıgı iğne alerji yaptı.endişelencek bir durum olmadığını kortizonda vererek iğneye devam etmemi söyledi ama ben cesaret edemedim kortizona.Ümidi kesmiş çocugum ölecek diye bekliyordum artık.tam bu çaresizlik içinde bır tanıdıgım bana Evrim Egeden i önerdi.kendisinin çok iyi ve mütevazı bir doktor oldugunu söyledi.maddi olarakda bitmiştim artık.tabiri caizse kol gibi faturalar çıkarıyorlardı ve Daisyimde hep kötüye gidiyordu.Neyse Evrim Beye de gitmeye karar verdik.Daha ilk karşılaşmamızda hepimiz çok etkilendik.karşımıza mütevazı,araştırmayı seven,hocasına danısacak kadar kompleksiz bir beyefendi çıktı.Bize saatlerini ayırdı.Böyle bir ilgiyi muhtemelen Mayo Clinic de göremeyiz diye düşündüm:)Tahliller ve gözlemlerden sonra LYME teşhisi koymuştu.Toksoplazma elenmişti.BizE yeni ilaçlar verdi ve her gun arayıp Daisy nin durumu hakkında geri bildirim alıyordu.1 aylık tedavi süreci sonunda kızım neredeyse eski sağlığına kavustu:)Daisyim 8 yasında ve tedaviye başlayalı 2 ay oldu ama kızımı gören yavrumu bu diye soruyor:)eskisi gibi enerjik artık:)bir süre daha tedaviye devam edecegiz.Evrim Beye ne kadar tesekkür etsem az.Gercekden harika bir doktor ve insan.Gittiğinizde kendinizi evinizde gibi hissedeceksiniz.Ordaki herkes çok ilgili.”

Yazan: Necla Cemaloğlu
05-11-2014

“Merhaba.Zagoru 7 aylıkken aldık. Kısa sürede ailemizin bir ferdi oldu. Hepimiz ona çok bağlandık derken 2 ay sonra yoğun ishal oldu. Çiftliğin veterinerin ne yaptıysa olmadı. Sonra bizi Evrim Beye yönlendirdiler. Ada kliniğine ilk geldiğimizde Zagor zayıf, halsiz ve sürekli dışkı yapıyordu. Evrim bey Zagor’u 1.5 ay kadar klinikte tuttu. Bu sürede tahlilleri ve tedavisi yapılıyordu. Sonunda araştırmaları sonucu oğlumuz yüzde otuz etli kemikle ,ataları gibi beslenerek sağlığına kavuştu.şimdi Zagor 9 Yaşında. Oğlumuz şu an da büyük bir ameliyat geçirdi.14 kg. Ağırlığında bir tümör vücudundan çıkarıldı.Tomografide karaciğer tümörü sanılsa da ( bu tümör tedavisi mümkün değilmiş) Evrim Bey yüzde birlik bir ihtimali değerlendirip ameliyata Aldı. Ben ağlayarak ,vedalaşarak çıktığım kliniğe eşim ve çocuklarımla Zagoru ziyarete gittim. İnanıyorum benim oğlum bunu da atlatacak. İnanmak çok önemli . Ben Evrim Bey’e, değerli eşi Özlem Hanım’a inanıyorum ve çok güveniyorum. Onlar cana can veriyorlar. Umarım sizler de değer verdiğiniz sevimli dostlarınızın zor anlarında böyle bir ekiple sorunları çözersiniz.”

Yazan: Nero-Birsen 

24-08-2014

“Ada veterinerlik dolayısı ile Evrim bey ve Özlem hanımla can dostum Nero 8 aylıkken 2005 yılında bir köpek dostumuz aracılığı ile tanışmıştık. Nero ile ilgili tüm rutin kontrolerde ve zaman zaman yaşadığımız küçük sorunlarda hep yanımızda oldular. Ama en son yaşadığımız sıkıntımızı onlar olmasaydı aşamayacağımızı tüm samimiyetimle söyleyebilirim. Zira, neredeyse Nero’ yu kaybetmek üzereyken yardımımıza koştular.
Biz, 2010 yılında Büyük şehir kaosundan kurtulmak daha rahat yaşamak üzere canım oğlumla Muğla-Dxxya yerleştik. Gel zaman git zaman, Nero da sağlık sorunları başladı.Bütün keyfi kaçmış, O enerjik hayvan yerinden kalmaz, merdiven çıkmaz hale gelmişti. Yatıp kalktığında ne yazık ki hemen yürüyemiyor, bacakları uyuşuyordu.Arka ayak dirseklerinde göz kenarlarında ve kafasında deride kepeklenmeler (bence ::(( )oluştu. bu durumda onu bulunduğumuz yerde, güvendiğim (?) bir hayvan hastanesine götürdüm. Röntgen çekildi ve kalça çıkığı teşhisi kondu. Bu arada kan testleri yapıldı ve % 60 gibi büyük oranda kansızlığı olduğu, benim kepeklenme diye nitelendirdiğim durumun ise, bir tür kan parazitinin yol açtığı leşmayadan kaynaklanabileceği söylendi. Bunun üzerine tekrar leşmanya testi yapıldı ve negatif yani yok çıktı. Buna sevinmiştik, zira araştırırsanız hastalığın çaresinin olmadığını öğreneceksiniz. Bunun üzerine kansızlık için başka ilaçlar kullanmaya başladık.Yine kalça çıkığı içinde oğlumu yürütmemem, merdiven çıkarmamam gerektiği bilgisi verildi.

Ancak,tedaviye başladık aradan 1-1,5 ay geçmesine rağmen ne yazık ki, durumunda bir değişiklik olmadığı gibi daha da kötüye gitti. Bunun üzerine hemen Evrim beyi aradım. Sağ olsun bizi unutmamıştı (zira ara dan 4 yıl geçmişti). Durumu anlattım, anlatır anlatmaz belirtilere dayanarak leşmanya olduğunu söyledi. Tabii ben tüm rahatlığımla, hayır test yaptırdım, negatif çıktı demeyi ihmal etmedim. Ama, O bana hemen kan alıp kendisine göndermemi (dxx-istanbul), bu hastalık için eliza testi yapılması gerektiğini söyledi. Ben yeniden paniklemiştim. Hemen dediğini yaptık. Ve ne yazık ki, sonuç bu sefer pozitifti. Hemen tedaviye başladık. (Bu arada oğlumda görülen hastalık belirtileri de ilerlemişti. dirseklerde, göz kenarlarında yaralar açılmaya, kafa ve yüzünde kalın kabuklar oluşmaya başlamıştı.) Türkiye de bu hastalıkta kullanılan sadece bir hap var. Bunu bir aya yakın kullandık ancak, hastalık ciddi ilerlemişti. Artık, oğlum yerinden ihtiyacı haricinde kalkmıyor, en sevdiği yemekleri bile yemiyordu. Öyle ki. 2014 yılbaşı gecesinden sonraki iki gün titremeye başladı. Kendisi bir Rottwiler olan oğlumun üzerine polar battaniye örtmeye başlamıştım. Buna, itiraz dahi etmiyordu. Hemen, Evrim beyi aradım ve bana durumunun ağırlaştığını, alıp İstanbul a getirmemi direk müdahale etmesi gerektiğini söyledi. Biz aynı günün gecesi hemen yola çıktık ve ertesi gün akşam 17.00 da klinikteydik. Evrim beyi görür görmez ağlamaya başladığımı ve " ne olur oğluma bir şey olmasın" dediğimi daha dün gibi hatırlıyorum. Hemen testlerini yaptı, serum bağladı. Durum hiç parlak görünmüyordu. Bunu Evrim beyin yüzünden de anlamak mümkündü. (her ne kadar belli etmemeye çalışsa, söylemese de elinde büyüyen Nero’ yu bu haliyle gördüğünde biraz olsun afallayıp, üzüntü ile karışık ürtüğünü hatırlıyorum) (Evrim Beyi, uzun zamandır tanıyan biri olarak meslektaşlarından onu, iyi bir veteriner olmasının yanında ayıran en belirleyici özelliğinin, gerçekten işini sevmesi -bilgiyi sevmesi ve dolayısıyla hayvanları sevmesi onları bir CANLI olarak görmesi olduğunu söyleyebilirim)
Ama o umutsuz olmamamı, olumlu düşünmemi söylemekten geri kalmadı. Bu hastalıkla ilgili yurt dışında bir ilaç olduğunu onu getirebilirsek şansımızın artacağını belirtti. Yurt dışında bunu benim için yapabilecek ne yazık ki bir tanıdığımın olmadığını belirttim. Bunun üzerine daha önce aynı hastalığı geçiren bir köpek
sahibinin olduğunu söyleyerek, bizim için onunla irtibat kurdu. Şansımız vardı ki, O kişide bu isteğimizi yapacak durumdaydı ve 2 gün sonra ilaçlarımız geldi. İstanbul a geldikten 1 hafta sonra, oğlumu klinikten çıkararak, eski apartmanımıza götürdüm. Ben ve oğlum gündüzleri bahçede, geceleri kalorifer dairesinde kalarak, tam 30 gün, günde 3 tane olmak üzere iğneleri yapıldı. Evrim bey her gece tüm yorgunluğuna rağmen, evine gitmeden gelerek bu iğneleri yorulmadan, şikayet etmeden, surat asmadan yaptı. Bu bir süresince, zaman zaman kan testi yapıp, durumu kontrol etmeyi ihmal etmedi. Bu kadar yüksek dozda ilaç alımı tahmin edersiniz ki, yan etki yapacaktı. Biz de de oldu. Böbrek değerlerinde problem çıkınca biz dönüş hazırlğı yaparken, Evrim bey bunun doğru olmadığını, böbrek değerleri düzelmeden gitmememiz gerektiğini belirterek bizi uyarmayı ihmal etmedi. Elbette, aksini yapacak değildik. 15 gün daha kaldık, böbrekleri de düzelttik. Bu arada, bağışıklık sistemini desteklemek amacıyla, ozon tedavisi de, yapıldı. Hastalığın tedavisi olmadığından, sadece ilaçlarla baskılandığından oğlumun bağışıklığının düşmemesi gerekiyor. Ozon tedavisi, bunun için destekleyici bir tedavi oldu.

Biz hala ilaçlarımızı kullanmaya, Evrim beyle haberleşerek (yaklaşık 1000 km öteden) durumu kontrol altında tutmaya devam ediyoruz. Umarım ki, bir daha ki sefere İstanbul a oğlumla, Evrim beyi sadece ziyarete gideceğiz. Oğluma ikinci yaşama şansını veren EVRİM beye ve klinikte çalışan tüm herkese sonsuz TEŞEKKÜRLER. İYİ Kİ VARSINIZ.”

Yazan: Zeynep Selen Almaleh 

10-07-2014

“Kedim Casper’a 10 yaşındayken Diabet tanısı kondu. Maalesef Turkiyede kedi diabeti ile ilgili fazla ve faydalı bilgilere kolay ulaşılmıyor ve biraz deneme yanılma yapılıyor. Casper’a ilk başta diabet hapı kullandık ve hemen WD mamaya geçtik. Ancak hap hiçbir şekilde şekerini düşürmeye yaramadı ve zorunlu olarak insüline geçtik. Yabancı kaynaklara göre kedilerde insülin kullanımı çok tavsiye edilmiyor ve çoğunlukla Humulin N kullanımı tavsiye ediliyor. Humulin ne doz ayarlamasını yaklaşık 3-4 haftada oturttuk ancak orta süreli etkiye sahip olduğu için günde 3 defa 8 saat arayla insülin ignesi yapmaya başladım. İşim evime yakın olduğu için şanslıydım çünkü diabet bir kediyi mamasız 8-9 saat bırakmanız riskli denmişti. Hem mama vermek hem de kendi hayatımla dengelemek için, iğne saatlerini öğlen 12:30, akşam 8:30 ve sabaha karşı 04:30 olarak ayarladım. Bu arada, genellikle WD kuru mama, arada bir de WD konserve mama veriyordum. 1 sene sonra insülin dozunu arttırmamıza rağmen, insulin etki süresi 6 saate düştü. Bu günde 4 insülin iğnesi demekti. Bu durumda daha uzun etkili olan Lantus’u denemeye karar verdik. Lantusun doz ayarlaması da 2-3 haftayı buldu. Bu sürede Casper WD kuru mama ile beslenmeye devam ediyordu. Bazen bir uygulamada 6 unite insülin yapıyordum ve etkisi 14 saat bazen 16 saat bazen 20 saat sürüyordu. Şekeri 190 civarındaysa yeni doz uygulamıyordum. Şekerinin çok düşüp şeker komasına girmesinden korktuğum için. Hep uygun şekerine göre doz yapmak için 2 saatte bir kulağından kan alıp şekerine göre ya iğne yapıyor ya da 2 saat sonra yine kan alıp şeker durumuna bakıyordum. Hem Casperın kulakları delik deşik oluyordu hem de benim hftsonu bir sinemaya gitmem bile devamlı değişen insulin iğnesi saatleri yüzünden münkün olmuyordu. xx üniversitesi dahiliye dekanı Nxx, Ada Vet Kliniğini tavsiye etti. Evrim Bey ile görüşmemi istedi. Kendısinden randevu alıp Levent’teki kliniğe gittim. O günden beri kendisine yatıp kalkıp dua ediyorum. Bana ilk görüşmemizde WDyi hemen bırakmamı ve DM konserveye geçmemi önerdi ve 12 saatte bir Caspera insulin yapmamı (12 saatte bir olması Casperın durumuyla alakalı) şekeri düşük olsa bile, insulinin dozunu düşürerek yine de yapnam gerektiğini. Eğer çok düşükse 12 saat sonunda o dozu atlamamı ama sonraki 12 saat sonunda yeniden insülin yapmamı söyledi. Açıkcası önceleri düşük şeker seviyesinde insulin yapmak korkutucu geldi ama yakın takipte kalarak Evrim Bey’in dediklerini uyguladım. Evrim Bey’in tavsiyelerinden önce Casper’a günde iki defa belli sabitleyemediğim saatlerde, her uygulama başına 8 ünite, günlük toplam 16 ünite insulin yapıyordum ve Casper’ın şekeri günlük 16 üniteye rağmen 350-450 arasındaydı. DM konserve mama ile inanılmaz bir gelişme oldu ve insulin dozu da hızlıca düşmeye başladı. Yaklaşık 1 sene, sadece DM mama yedi ve sabah 7:30 / 2ünite, akşam 19:30/ 3 ünite yaptım ve şekeri ara sıra 300lere çıksada genelde 200ün altında devam etti. Bu arada kilo verdi ve genç delikanlı oldu resmen. Ve daha da iyisi, son 4-5 aydır sadece sabahları kan şekerine bakıyorum, ortalama 130-170 arası çıkıyor, 2 unite yapıyorum, ve yarım DM konserve veriyorum. Akşamları şekeri 50-70 arası çıktığı için son 4-5 aydır geceleri iğnesini yapmıyorum, sadece diğer yarım DM konserveyi veriyorum. digger bir kedim daha var. Yemeklerini ayrı odalarda veriyorum ama eğer Casper diğerinin kuru mamasından kaçak olarak yerse, şekeri sabah tekrar 300-350 çıkıyor ancak 2 unite ve DMye devam edince şekeri ertesi sabaha düşmüş oluyor.Evrim Bey RAW food ile ilgili bilgi vermişti. Ben de araştırdım ve mantıklı geldi. Kedilerime raw foodu da alıştırmak istedim ancak Casperın ilgisini çekmedi, diğerlerinden de sadece bir tanesi ilgilendi. ama eminimki bir alışsalar çok daha sağlıklı olacaklar ve diş taşları da olmayacak. Çünkü kediler etcil, nişastaya mısıra ihtiyaçları yok..avlanan hayvanlar bunlar doğaları gereği. Benim, eşimin ve Casperın hayatını degiştirdi Evrim Bey ve ben ona minnet doluyum! Bakımından sorumlu olduğu hayvanını seven herkese Ada vet Evrim Beyi tavsiye ediyorum! Teşekkürler!”

Yazan: Ayris Ekmekcioğlu
18-10-2013

“Merhaba, Bizim pekinez 7 yaşında bir oğlumuz var Adı Dombi; 3 senedir bel ağrıları nedeni ile sorun yaşıyoruz zaman zaman ağrılar dayanılmaz oluyor ve çığlıklar atarak acılar çekiyor ve iki büklüm oluyor yürümek dahi istemiyordu.. önceleri ne olduğunu anlayamadık dizlerinde sorun var zannettik ama Evrim Bey sağolsun sorunun dizde değil bel ya da omurilikte olabileceğini söyledi bu arada bir çok veteriner hekimle de iletişime geçtik hepsi tomografi çekilmesi gerektiğini söyledi.. Evrim bey bize bir ilaç tavsiye etti önceleri çok çekindik ilaç saralı hastalar için iyi gelen bir ilaçtı. TSite Editörleri Tarafından Kapatıldı adlı ilacı haziranın 10’undan beri kullanıyoruz sorunumuz ortadan kalktı gerçekten inanılmaz bir durumdu bizim için; Dombi sokakta dolanırken kucağımızda merdiven indirip çıkarıyorduk, ya da yokuş yukarı çıkarken mutlaka kucağımıza alıyorduk yorulmaması için..Şu anda şükürler olsun koşup oynuyor ve ağrısı kalmadı..bu mucize ilacı bize tavsiye ettiği için Evrim Bey’e sabah akşam dua ediyorum..”

Yazan: Aylin Camadan
17-12-2012

“Merhaba, Evrim Bey ile ilk müşteri hasta ilişkimiz kızımız noktayı aldıktan sonra başlamıştı. Nokta 2.5 aylıkken bir boğaz enfeksiyonu geçirdi ve getirdiğimiz ilk veteriner hekim ‘kötünün iyisi yaşamaz’ deyince eşimle çok kötü olmuştuk. Hemen Evrim Beyin yanına gittik ve gittiğimiz günün sabahına iyileşti. Şimdi kızımız hamile =) Geçen gün kliniğin doktorlarından Hasan Bey noktayı ultrasona aldı. Hasan Bey de son derece güler yüzlü, cana yakın, ilgili, bilgili bir veteriner hekim. Bize 2 küçük yavrumuz olacağını söyledi ve görüntülerini izletti =) Bunun için kendisine ve bütün çalışanlara buradan teşekkürlerimi iletmek istiyorum. =))”

Yazan: Gizem Süzen

06-11-2012

“Son bir hafta içinde yeni golden yavrumla birlikte o kadar zor günler geçirdik ve kimsenin de böyle şeyler yaşamasını istemediğim için bu yazıyı yazıyorum.
28 Ekim 2012 tarihinde Bursadaki bir köpek çiftliğinden çok istediğim bir golden yavrusu edindim. Erkek arkadaşımla birlikte istanbula getirdik ve ilk iş Roxy’i xx Merkezinin yanındaki bir veteriner polikliniğine muayene ettirdik. Herhangi ters bir durum olmadığını daha sonra parazit testleri için dışkısını getirmemizi istediler. Ertesi gün dışkısını götürdüm ve bir sıkıntı olmadığını söylediler. O gece köpeğim inanılmaz şekilde durgunlaştı ve ertesi gün uyandığımda ishal olduğunu gördüm. Direk olarak xxdeki veterinere gittik. Hap şeklinde bir antibiyotik ile geçeceğini söylediler. Verdikleri hapı mamasına karıştırıp vermeye başladım ama Roxy yemek yemeyi de reddediyordu. O gece boyunca aç kaldığı için gecenin ilerleyen saatlerinde safra kustu. Sabah uyandığımda ishali daha da şiddetlenmişti, yine veterinerine götürdük. Distemperden (gençlik hastalığı) şüphelendikleri için kan testi yapıldı. Bizde bu süreçte tüm hastalıkları araştırdığımız için tek isteğimiz distemper olmamasıydı. Neyse ki testi negatif çıktı. O an çok sevinmişken bize köpeğimizin kanlı ishal (parvo) olduğunu söylediler. Bu hastalığın köpeklerde kusma ve kötü kokulu ishalle başlayıp büyük bir oranla öldürücü olduğunu, bize pek umut vermeyen bir şekilde belirttiler. O andan itibaren serum, antibiyotik ve antikor tedavisi yapılacağını ama başarılı olup olmayacağını bilemediklerini söylediler. Tedavi öncesinde ve sonrasında Roxy safra haricinde hiç kusmadı (daha sonra öğrendik ki parvonun en büyük belirteci aşırı kusmadır.) Bunu takip eden 2 gün boyunca aşırı üzüntülü ve bizim gibi öğrenciler için yüksek maliyetli bir tedavi uygulandı. Yaşadığımız üzüntünün döktüğümüz gözyaşının tarifi yoktur. 2 gece boyunca onun başında bekledik. Artık Roxy’i kaybedeceğimizi düşünmeye başlayıp buna inanmıştık. Tam bu esnada onu başka bir veterinere götürme fikri aklımıza geldi. ADA VETERİNER POLİKLİNİĞİ’Nİ internette okuduğum bir tavsiye üzerine aradım. Sahiplerinden Evrim Egeden ile telefonda görüştüm ve her ne olursa olsun köpeği getirmemizi maddi manevi hiç bir sorun olmayacağını söyledi. Roxy’i ADA VETERİNER’E götürdüğümüzde ağlıyorduk. Evrim Bey Roxy’i muayane etmeden önce diğer veterinerden kan değerlerini istedik. WBC değeri olarak bilinen beyaz kan hücreleri sayısı Roxy’de normalin üstündeydi. Parvo olan bir köpeğin bu değerinin 17000’lerden 3000’e hatta daha da az rakamlara düşeceğini ve özellikle parvoya yakalanmış bir köpeğin durmadan kusacağını söyledi. Roxy’nin WBC değeri 17800’dü ve hiç kusmuyordu. Evrim Bey bence bu köpek parvo değil izosporası (sadece bir antibiyotik şurupla geçen bir parazit türü) var dedi. Özellikle parvo testinin sıklıkla hata verebileceğini önemli belirtinin kusma ve WBC değeri düşüklüğü olduğunu söyledi.Tabi yine de kanlı ishal olmuş olabileceğini ama bu durumda da kusması engellenen bir köpeğin bu hastalıktan asla ölmeyeceğini söyledi. Bize tüm belirtileri ve çözümleri literatürden gösterip, bu gece Roxy’nin orada özel bir odada kalmasının iyi olacağını söyledi. O gün diğer veterinerde serum verildiği için herhangi bir serum vermeyeceğini izospora olma ihtimaline karşı antibiyotik şurup vereceğini söyledi. Ertesi gün gittiğimizde 2 gündür serum alıp sadece uyuyan köpeğimiz koşup top oynuyor ve yerinde duramıyordu. ( hatta şuan bana bu yazıyı bile zor yazdırıyor:) ) Roxy’i hemen eve götürdük, her tarafa koşturan bize rahat vermeyen dünya tatlısı bir Golden Retriever’a dönüştü. Eve döndüğümüzün ertesi günü Evrim abi arayıp Roxy’i sordu.
Yavrunuz hastalandığında lütfen her zaman için 2. bir veterinere gidin. Eğer İstanbul Avrupa Yakasında yaşıyorsanız kesinlikle LEVENT ADA VETERİNER’E gidin. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum gerçek anlamda bir hayvan sever ve bir o kadar da bilgili veteriner bir aileyle karşılaşacaksınız. Ada Veteriner’den Roxy kucağımızda ağlayarak girmiştik, gülerek ve sağlıklı bir şekilde çıktık 🙂 Son olarak şunu söylemek istiyorum; veterinerin iyisi kötüsü olmaz demeyin, bilgilisi ve bilgisizi oluyor.
TEŞEKKÜRLER ADA VETERİNER :)”

Yazan: Bahar

03-09-2012

“Ben 2 ocak 2011’de Site Editörleri Tarafından Kapatıldı’un çok özel diye iddaa ettiği, rottweiler cinsi köpeğimi pet shoptan aldım. Pet shoptan alınan köpeklerin hangi ortamlarda üretildiklerini bilmemek, köpek sahiplerini her zaman zor durumda bırakmaktadır. Vitrin önünde onların sevimli hallerini görmek sizi yapmamanız gereken bir hataya itmektedir.Ben bu acı tecrübeyi yaşamış biri olarak kesinlikle böyle bir hataya tekrar düşmeyeceğim…Yaptığım hata yüzünden uzun ve yorucu bi süreçten geçtim.Başından sonuna kadar yaşadıklarımı burada paylaşarak,köpek sahiplerini doğru adrese yönlendirmeye çalışacağım.Umarım aşağıda anlatacaklarım herkesin işine yarar…. Köpeğim Luca’yı aldığımda 4 aylıktı ve tam bir arslan parçasıydı. Daha sonrasında ise gözümün önünde erimeye başladı. Bebeklik dönemlerinde irtibat halinde olduğum Evrim Bey’le de, kilo verme sürecini gözlemlemeye devam ettik.Luca 7 aylıkken 34 kilolarda iken, 9 aylıktan sonra 30 kilonun da altına düşmüştü. Vücudu sürekli su kaybediyordu ve çok yemesine rağmen hiçbir şekilde kilo alamıyordu. Hemen tiroit hormonlarına ve gerekli kan tahlillerine bakılarak ilaç tedavisine başlandı. Bir süre kilo almaya başlayıp sonrasında tekrar kilo kaybetmeye devam etti. Bu sırada Evrim Bey, diğer veteriner hekimlerden de bilgiler alıyor fakat birçok şeyde ikna olamıyorduk. Bu yüzden iç hastalıkları uzmanlarının da önerilerini alıp beni çeşitli hayvan hastanelerine de yönlendirdi. Zaman kaybetmeden kitaplardan araştırdıklarını benimle paylaşıyor ve saatlerce anlatıyordu. Luca bir sürü tahlillerden geçti ve içmesi gereken ilaçları zamanında alarak ulaşması gereken kiloya geldi. 17 ay yorucu ve sabırlı bir süreçten sonra 43 kiloya kadar çıktı. Kilo almasından çok, sağlıklı bir bedene kavuştuğu için çok mutluyum. Ömrü boyunca içeceği düşük tozdaki ilaçları bulmak bayağı bir zaman aldı. Fakat Evrim Bey, başarılı bir şekilde kimsenin bulamadığı hastalığın yan etkilerini de bularak, rottweiler cinsi bir köpeği ortaya çıkarmayı başardı Evrim Bey’in araştırmacı tarafı sayesinde köpeğim daha sağlılklı bir görümün kazandı. Sizi aydınlatacak ve güveninizi kazanacak başarılı tecrübelere sahip olup, yapılması gerekeni de çok iyi takip etmektedir.Bu durum belki de tez konusu olacak kadar önemli bir vakaydı.Umarım hiçbir köpek sahibi benim yaşadığım bu sıkıntıları yaşamak zorunda kalmaz.Buradan gönül rahatlığınla ve büyük bir güvenle Evrim Bey’i TAVSİYE EDİYORUM!!!! Tecrübeli ve düzgün çalışan ADA VETERİNER’DEKİ ekibine de buradan teşekkürlerimi iletiyorum..Büyük bir sabır ve istekle köpeğim Luca’yı iyileştiren veteriner hekim Evrim Egeden’e de saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum….”

Yazan: Hulya

24-06-2012

“Benim 8 yaşında dünya tatlısı bir labradorum var. Şubat ayında yürümekte zorluk ve düşmeler başladı. Film ve emar çektirdik, displazi ve tüm omurgada fıtık teşhis edildi. Oğlumu dört pofesör gördü, bazıları altın implant dedi, bazıları kortizon tedavisi dedi. Kortizonu denedik ama gittikçe şişti ve inanılmaz tuvalet sorunu başladı. Evrim Egeden ile tedaviye Nisan ayında başladık ve inanılmaz sonuçlar aldık. Felç olacak kendinizi hazırlayın demişlerdi şu anda oğlum düşmeden yürüyor ve çok keyifli. Daha önce sürekli yatar, çok mutsuz görünürdü artık eski hareketli haline ve neşesine döndü. Evrim Egeden’in tavsiyesi ile beslenmede de çiğ ete başladık . Yaklaşık üç aydır çiğ etle besleniyor, çok mutlu ve fit olma yolunda hızla ilerliyor. Çok zor ve sıkıntılı günler geçirdik. Felç mi olacak? ölecek mi? soruları insanın tüm yaşam sevincini yokediyor en acı olanı da konuşamıyor derdini anlatamıyor. Bu sıkıntılı dönemi Evrim Egeden sayesinde atlattık. Halen takip içindeyiz, sık sık telefon açarak gelişimini yakından takip etmesi insana müthiş güven veriyor. Yandaki sütünda yazan, “Diğer uzmanlara göre hangi yönleri daha ön planda” sorusunu cevaplamak istiyorum. Evrim Egeden köpeğinizi kendi köpeği gibi sahiplenen ve hep umut veren sizi sürekli pozitif düşünmeye iten bir doktor. Bu işi ticarete döken , çok yüksek muayene ve tedavi paraları alan doktorların yanında önceliği doğru tedavi etmek olan Evrim Egeden’e çok teşekkür ederiz. İçtenliği ve hasta takibindeki hassasiyeti için kendisine çok müteşekkiriz.”

Yazan: dilek
17-05-2012

“barınaktan evlat edindiğim 4 yaşındaki labrador kızıma tvt teşhisi konmuştu.farklı bir veteriner tarafından yürütülen kemoterapisinin 2.uygulaması sonrasında badem yemek yemeyi reddetti.ardından ishal ,kusma dolu kabus günler başladı.eski hekimin yetersiz olduğuna kanaat getirdim çünkü sürekli bunlar normal semptomlar deyip geçiştirmişti.tabiki içime sinmedi,iyi ki de sinmemiş yavrumu kaybediyordum. birçok araştırmam sonunda kıymetli veteriner hekim Evrim bey , eşi Özlem hanım ve ekibi hakkındaki paylaşımları takiben bademi ada veteriner kliniğine götürdüm.ardından maraton başladı. öncelikle kliniğe yatırıldı.badem uzun bir süre serumla beslendi yemek yemeyi reddetti..Evrim bey ve ekibi bıkmadan usanmadan bademle yakından ilgilendi.Gözümle görmeseydim eğer bu ekibin hayvanlara karşı bu kadar sevgi dolu , bu kadar ilgili olacağına inanmazdım. Kızım üzerinde emeği geçen ; Sayın Evrim Egeden, Sayın Özlem Egeden ,Sayın Görkem bey,Sayın Mine hanım,Sayın Ufuk bey,Sayın Ayça hanım,Sayın Mirza bey emeğinize ve yüreğinize sağlık.”

Yazan: Işıl Akgül
06-03-2012

“Arvoyu benimle tanıştırarak beni çok mutlu etmiş olan arkadaşım çağıl mevzuyu uzun uzun anlatmış. Bu nedenle detayları geçerek iki çok önemli noktayı belirtmek istiyorum. Öncelikle ölüyü diriltmek, arvonun öleceğini düşündüğümüz o korkunç anlarda bile asla vazgeçmediği ve hayata döndürdüğü için, ikinci olarak da eve dönmüş olmamıza rağmen hala arayıp nasıl olduğunu sorduğu ve merak ettiği için kendisine minnettarım. Bunların yanında çağıl’ın yine söylediği gibi, hastalığın her aşamasında bize olabilecekleri anlatması, kitaplardan göstermesi, bunların hepsi çok değerli ve daha önce başka veterinerlerde bulamadığım özellikler. Daha 8 aylık olan ve kurtulmak için gerçekten çok savaşan arvonun hayatını kurtardıkları için ve ayrıca bu süreci bizim için ve arvo için sadece bir veteriner hasta ilişkisinden öteye taşıdıkları için çok teşekkür ediyorum ve çok inanıyorum ki başka bir yerde çok farklı noktalarda olabilirdi iyileşme sürecimiz. Yine en önemlisi bulunduğunuz veterinere güvenmek ve elinizden geleni yaptığınızdan emin olmanın verdiği rahatlık.”

Yazan: Elif Aslan
05-03-2012

“İstanbulun önde gelen sayılı barınaklarından birinde bulunan yavrumuzun bir veteriner hatası sonucu vefatına 3 gün kala bir hayvansever tarafından ADA poliklinige nakledilmiştir.Ameliyatı gerçekleştiren ünlü bir hocanın ve EVRİM EGEDEN bey’in üstün çabaları sayesinde yavrumuzu hayata döndürmeyi başardılar.Çok iyi sağlık hizmeti vermelerinin yanı sıra,psikolojik destek sağlayarak bizleride motive ettiler.Günden güne iyileşen yavrumuzu gördüğümüzde mucizenin adını ‘SİZ’ koyduk. Ameliyat ve tedavi sürecinde emeği geçen tüm çalışanlarınıza bütün içtenliğimizle teşekkür ediyoruz… Ellerinize,içtenliğinize,melek gibi olan yüreklerinize binlerce teşekkürler..”

Yazan: Çağıl Özalp

29-02-2012

““Ölüyü diriltmek” ……Arvo Evrim Bey’le ilk tanıştığımızda 3 günlüktü. Yaşaması çok güçtü, süt anne bulunmuştu ancak arvo ve kardeşleri memeyi kapmıyordu. Pek çok veterinere sorduk, çok basit gibi gözüken bir olay, bir hayata malolacak bir olay, ama cevapsız kalmıştık… Evrim Bey’e yine böyle bir tavsiyeyle gittiğimizde, pek umutsuzdum, Tüm olumsuzluğumu yansıtmama rağmen, bütün gün Evrim Bey ve ekibi bu olaya kitlenmişti, denenmedik yol kalmadı, 8 saat kaldık orda, Evrim Bey ve ekibi, veterinerlerden tutun da yardımcı arkadaşlara kadar, gidip gelip onlarla ilgileniyordu, bebekler birtürlü memeyi kapmadılar….günün sonunda Ada poliklinikte öğrendiğim ilk şeydi, azim… Önce arvo sonra diğer iki kardeşi memeyi kaptılar.
Arvo 8 aylık bir canavar oldu. Çok hareketli, oyuncuydu. İki gün içinde ne olduğunu ne o ne biz anlayamadan, arvo başını bile dik tutamaz hale geldi, arkadaşıma onu ziyarete gittiğimde, karnı çok şiş bir halde mermerin üstünde başı eğik hareketsiz duruyordu. Durumun ciddiyetiyle evrim Beye koştuk. Hiç vakit kaybetmeden testleri yapıldı. Evrim Bey ve eşi Özlem Hanım’ın test sonuçlarını aldıklarındaki yüz ifadelerinden olmaması gereken birşeylerin olduğunu anlamak zor değildi. Arvoya daha o gün, teşhisi konması çok zor olan pankreatit şüphesiyle yaklaşıldı. Pankreas patlamış, şeker 480, vücutta 40 000 akyuvar sayısını gösteren ağır bir enfeksiyon ve daha kötüsü pankreasın sindirim enzimlerinin diğer organları sindirmeye başlamış olması, iki günü almamıştı arvonun karaciğer, böbrek, bağırsağının bir anda zincilerleme bir reaksiyon içinde iflasın eşiğine gelmesi. Bir de üstüne şeker koması…Ve Arvo işte 5 ayrı hasta gibi Evrim Bey’in karşısındaydı…
Kime sorduysam, hani yüzünü ekşitmek derler ya, çok zordu pankreatitten dönmek, Evrim Bey de aksini hiç söylemedi zaten. Günler ve gecelerce uğraşıldı, iki ileri bir geri, zor ve hayli yıldırıcıydı bence… Ama imkansız olmadığını öğrendik…Hem Ada Veteriner Polikliniği için, hem hasta sahibi için, hem Evrim Bey, hem de sevgili eşi Özlem Hanım için Herkese sonsuz fedakarlığı için çok minnettarız.
Ve kurtulduk. Arvo yine eskisi gibi ayaklarımıza saldırıyor. İnsülin tedavisi devam ediyor. Nereden döndüğümüzü düşününce…
Bütün bu süreç içinde, nasıl kurtulduk diye düşündüğümde. Çok şey öğrendim. Avcumun içi birsürü şeyle dolu. Herşeyden önce, burayı farklı kılan, veterinerlik hizmetinden fazlasıyla karşılaşmamızdı. Standart bir tedaviden daha öte birşeyden sözediyorum. Belki size ilginç gelecek. Yaratıcılık ve iletişim. Evrim Bey, bence önce arvoyu tanıdı ve onunla bir bağ kurdu, ben dışardan baktığımda bu sürecin her aşamasında, arvo, Evrim bey, ekibi ve hasta sahibinden oluşan bir takım gördüm, ve bu takımı kuran evrim beydi. Öncelikle pek çok veterinerin aksine, hiç çekinmeden kitabı karşınıza açar ve olaya sizi dahil eder, pek çok veterinerde yabancıyken burda tüm sorularınıza cevap alırsınız, bazen saçma sapan önerilerinizi bile sabırla dinler. Söylemeye çalıştığım şey Evrim Bey arvoya kitlenerek, onunla birlikte hareket etti. Arvo ne kadar bırakmadıysa, Evrim Bey de o kadar kilitlendi, bırakmadı. Sürecin her aşamasında evrim bey hep yeni birşeyle geldi mesela, ben mimarım bizim işimizde yaratıcılık birinci sıradadır. Fakat yaratıcı bir veteriner ilk defa görüyorum, evrim bey test sonuçlarını aldığında saatlerce odaya kapanıp, bilmece çözer gibi deneyimlerinden, deneyimlerini aştığı yerde uzmanlardan, kaynaklardan kitaplardan araştırdı olayı, yılmadı. Böbrek yetmezliğinin önünden dönmemizi düşünüyorum mesela. teşhis konduktan sonra dahi evrim bey her gün bir sonraki gün başımıza gelebilecek olayın öngörüsüyle, hastalıktan bir adım öndeydi. Arvo’yu hazırladı o savaşa.
Bence Evrim Bey araştırmacı, şüpheci, yaratıcı, hırslı, azimli, iyi bir yönetici ve dosttu arvo’ya herşeyden önce. O yüzden başarılı oldu. Sanırım bu bileşenler, buraya ‘Ölüyü diriltir’ denmesinde etkili rol oynayan şeyler. Çünkü en ufak bir şansınız varsa yaşamaya dair, Ada Polikliniğin, bu kriz yönetim anlayışıyla, bunu kaçıracağını hiç sanmıyorum.
Bir de bilenler bilir, önemi hiç azımsanmayacak bir his var, bu yorucu sürecin her anında ..huzur… her ne olursa olsun doğru yerde olduğunuzu bilmenin verdiği huzur.
Teşekkürler Ada Veteriner Poliklinik”

Yazan: güngör can 

11-02-2012

“28 yıldır köpek besliyorum. istanbulda yüze yakın veteriner tanıdım.bunların içinde Site Editörleri Tarafından Kapatıldı hayvan hastanesi ve Site Editörleri Tarafından Kapatıldıveterinerlik fakültesi de var.bir köpegim felç oldu bininçsiz veterinerler yüzünden zaman kaybettim ve köpegim öldü. başka bir köpegim yine gıda zehirlenmesi oldu. yine aynı şekilde bilinçsiz tedavi uzun antibiyotik tedavisi yüzünden o da öldü.daha sonra evrim beyle tanıştım.hayatımda onun kadar gercekten hayvan seven ilk planda can kurtarmaya calışan veteriner görmedim. hiçbir yerde kesinlikle onun kadar ilgi görmedim hayvanlara. cogu veterinerlerde hasta hayvanları yüzeysel bir ilgi ve sadece ticari amacla yaklaşımı hissettim. yaklaşık 6 yıldır tanışıyorum ve köpegim hastalandıgı zaman asla kaygılanmıyorum.çünkü mükemmel bir veterinerim var .herkese tavsiye ederim mutlaka çok çok memnun olacaksınız hem siz hemde minnoşlarınız. ayrıca insan olarakta bu kadar samimi sıcakkanlı ve dürüst insan oldugunu ilk görüşte anlayacaksınız. teşekkürler EVRİM BEY”

Yazan: Leyla Degirmen

11-01-2012

“vincent’i 2002 yilinda New York’taki bir barinaktan aldik. yetkililer bizi detayli bir sorgudan gecirdikten, ona sahip cikabilecegimizden emin olduktan sonra hikayesini anlattilar. Vincent’i George Washington koprusunde kurtarmislar.. 4 – 5 yas civarinda olabilirmis. seneler evvel yayinlanan bir TV dizisi karakteri Aslan adam Vincent’i ruhen ve fiziken hatirlattigi icin adini bu sekilde koymuslar. Vincent Istanbul’a tasindi, bir yavru kedi buyuttu, Onca yil bir defacik bile olsun tirmalamadi, isirmadi, hicbir zorluk yasatmadi, aksine bilgelik dolu bakislarla bize muthis anilar yasatti, bizimle hayati paylasti.. bu yaza kadar evdeki 2. kedimiz ile mutlu mutlu yasiyorken, Temmuz ayinda on kolu feci bir sekilde kirildi. Apar topar guvenebilecegimiz tek yere, Ada Vet. klinigine kosturduk.. Evrim bey ve ekibi gerekenleri acilen yerine getirdiler. kirigin rontgeni bir dehsetti.. omuz ile dirsek eklemi arasidaki kemik ortadan, imkansiz denecek sekilde kirilmis, iki ayrilmis parca haline gelmis..”14/ 15 yasinda, acil ameliyat mi, bu kirik nasil olur” sorulari.. Evrim Bey testlere basladi ve ortopedi ile ilgili operatorlere de vakayi anlatti, gosterdi.. cogunun yanitlari daha da dehsetti; kemiklerin o kadar bosalmis icleriyle platin takilamayacak bir kirik gibi gozukuyordu, kolu ameliyatla kesilmeliydi, kanser olup olmadigi biyopsiyle bakilmaliydi, hatta yuksek ihtimal nasilsa kanser cikar, hayvana zor olmasin uyutulsun diyen bile cikti.. Evrim Bey, elimize tum verileri aldigimizda, ameliyati bir secenek olarak eledi. Ameliyatla kolu kesmek kolaydi ama kemiklerin ici bu kadar bosken ya sonrasi? Neden, nicin , nasil hakkinda bir fikre sahip olacak yeterli kanitlar yokken ve zaten acisi dindirilmisken, uyutma bu asamada soz konusu bile olamazdi. Daha detayli testler yapildi. Yasinin 14/ 15’den de fazla oldugu ve daha bircok aksilik ,yaninda umut verebilecek veriler de bu yeni test sonuclariyla birlikte ortaya cikti. Durum zordu, ama cozumun de mumkun olabilecegini Evrim bey sayesinde anladik. Ekibinin her uyesi, kendisi bizle fazlasiyla ilgili , tum bu surec icinde her zaman yanimizda olunca karamsar ve kotu hissetmek pek mumkun olamadi.. Daha da onemlisi uyguladigi tedaviye Vincent cevap verdi. kirigi 2 ay gibi bir zamanda, hizla iyilesti. Simdi pinpon topuyla bile oynuyor, kosuyor Vincent’imiz.. Bir 19luk icin oldukca hareketli.. Eskiden beri onun bize gonderilen bir hediye oldugunu dusunurduk, ama Temmuzdan beri bir baska “her gunumuz bir hediye” 🙂 Evrim Beye, Ozlem Hanima, ekibine ne kadar tesekkur etsek az.. Zor ve cozulemeyen vakalardaki basarilarina bizzat sahit olduk, her evcil hayvan dostuna tavsiye ediyoruz..”

Yazan: Frida

09-01-2012

“Cafe Nero’da bir arkadaşımla beraber 3 aylık, çok sevimli ama arka ayakları tutmayan bir kedi bulduk. İlk önce yakınlardaki bir vetenire götürdük ve raşitizm tedavisine başladılar. İlk birkaç ay iyi gider gibi oldu, biraz güçlendi. Fakat sonra birden anlayamadığımız şekilde hiç basamaz oldu. Ada Veteriner’e ilk o zaman götürdük Frida’yı. Evrim’le de o sırada tanıştık. Röntgen çektiler ve Frida’nın birkaç tane kırığı olduğunu, daha da kötüsü kemiklerinin içinin boş olduğunu söyledi. İnsanlarda da olan “cam kemik” diye bir hastalık olabileceğini söyledi ve kortizon tedavisine başladı. Frida’yı 15 gün boyunca sabah akşam oraya götürdük ve bir kortizon tedavisi uygulandı kemikleri için. Yavaş yavaş tıparlandı ve güçlendi. 1, 2 ay da böyle sürdü. Sonra kendini kaşıdığında kulağının altındaki derinin yırtıldığını farkettik. Anlam veremedik. Bir süre geçici bir çözüm olarak ve ne olduğunu tam anlayan kadar kafalık takarak kendini kaşımasını önledik. Sonra duruma daha kesin bir çözüm bulmak için Evrim bir hocasına da durumu danışmayı önerdi ve Frida’yı o gördü. Durumunun cücelik gibi olduğunu, genetik bir bozukluğu olduğunu ve C vitamini ya da kolejen kullanarak deriyi güçlendirebileceğimizi söyledi. Evrim yine de altta yatan nedenin daha başka birşey olabileceğini düşünüyordu. tam olarak Cushing sendromuna uymamakla birlikte benzer bir durum olabileceğini, kortizol hormonunun aşırı ve orantısız çalışmasıyla ilgili olabileceğini düşünüyordu. Sonra o sırada güvendiği bir hocasına da Frida’yı götürmeyi önerdi. Frida’dan parça aldık ve patolojiye gönderdik. Patoloji sonucu da Evrim’in düşündüklerini doğrular nitelikteydi. Frida’nin kortizol seviyesi fazla çalışıyordu. Evrim Ketoral diye ilacı kullanmamızı önerdi. Pek umudumuz kalmadığı halde bunu da son çare olarak deneyelim dedi. Ve inanılmaz bir şekilde Frida kendisini kaşıdığı halde derisi yırtılmamaya başladı. Şimdi yavaş yavaş yaraları iyileşiyor ve evin içinde hopluyor sızlıyor:)”

Yazan: Öykü Kuruhüseyino

22-10-2011 

“8 sene önceydi,oğlum Mad’i ilk aşılarını yaptırmak için Evrim’e götürmemiz. İlk karşılaşmalarından itibaren sanki Mad kendi köpeğiymişçesine o kadar ilgili,o kadar sevgi dolu ve güvenilirdi ki, 8sene boyunca, oğlumun son nefesine kadar onunlaydık. Bu süre boyunca her konuda her saatte bizim sorularımızı cevaplamaktan ve bize yardımcı olmaktan hiç çekinmedi. Hiç bir doktora güvenemeyeceğimiz kadar çok güvendik Evrim’e.
Oğlumuz henüz bir yaşındaydı ilk önemli hastalığımızla tanıştığımızda. Tiroid hormonunda bozukluk olduğu çıktı ortaya. Evrim’in maddi manevi her türlü yardımıyla birkaç ay boyunca uyguladığımız doğru tedavi sayesinde kurtulduk bizi üzen bu hastalıktan. Zaman zaman ortaya çıkan ufak tefek rahatsızlıklarımızı da çok rahat atlattık. Arada uyuz geçirdik, oynarken kalçamızı çarptık hemen telefonlara sarıldık, ayağımıza pisi pisi otu battı küçük operasyonlar geçirdik, an geldi krizler geçirdik, sıkça bağırsak problemleri yaşadık ve hatta artık bu konuda uzmanlaşır olduk, tüy dökmeleri, iştahsızlık problemleri derken dopdolu, geri dönüp baktığımızda nasıl geçtiğini anlayamayacak kadar kısa ama bir o kadar uzun 8seneyi geçirdik Evrim’in yardımlarıyla.
8sene boyunca bizi üzdüğünü düşündüğümüz tüm bu hastalıkların aslında birer hiç olduğunu öğrendik karşımıza çıkan son hastalığımızla. ‘Pankreas kanseri’ . Yaşadığımız o büyük kriz anından sonra Evrim’le yaptığımız telefon görüşmeleri sonucunda Mad’i acilen evimizin yakınındaki bir kliniğe kaldırmak durumunda kaldık. Serumlar alıp,bilinci açıldıktan sonra Evrim’in bizi bulunduğumuz klinikten aldırdığı pet ambulans sayesinde oğlumuzu kendisine ulaştırdık. Ada Veteriner Polikliniği’ne vardığımızda oğlumun bilinci tekrar kapanmıştı. Öncelikle onun kendisine gelmesini sağlayacak ilk müdahaleyi yaptıktan sonra sırada olasılıklar üzerine konuşmak ve tabiiki hasta sahipleri olarak bizi sakinleştirmek vardı. Durumlar normale dönünce herşey biraz daha netleşti. Kliniğe gelmeden önce acil durum için götürdüğümüz veteriner hekimin anlam veremediği bu durum yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı. Evrim’in ilk bulgularla direk olarak koyduğu teşhis pankreas kanseriydi. Durumu, koşulları ve olasılıkları konuştuk hep birlikte. Kabullenmesi çok güç oldu tabii ama oğlumun veteriner hekimi olması dışında aileden biriymiş gibi Evrim’in bize karşı olan anlayışı, bu zor durum karşısında verdiği psikolojik destek gerçekten sonsuz teşekkür sebebimizdir.
Kendisini tanıdım tanıyalı araştırır Evrim. Hep kalın,kocaman kitapları vardır. Literatürde ne yazdığını okur,sonra internetteki diğer veteriner hekimlerin benzer vakalarda karşılaştıklarını yazıya döktükleri tezlerle kendi bulgularını birleştirir. Yanılma payı azdır. Bu zamana kadar oğlumuz Mad’e koyduğu teşhislerin hiçbirinde yanılmamıştırda. Bu sebeple gözüm kapalı teslim ederdim bir sorunumuz olduğunda oğlumu Evrim’e. O ne derse inanıp güvenirdim.
Pankreas kanserinin en önemli belirtilerinden biri olan kan şekerindeki düşüşleri görebilmek adına bir haftaya yakın bir süre Mad’i yanında tutmak istedi Evrim. Evimiz uzak olduğu için biz oğlumuzu orada bir başına bırakmak istemedik. Böyle bir hastalıkla olan mücadelesinde yanında olmalıydık. Ve Evrim inanılmaz bir teklifle bizim de oğlumuzla birlikte klinikte kalabileceğimizi söyledi. Böylece gece boyu oğlumuzun yanında kalabilecektik. Klinikteki odalardan biri resmen bizim odamız oldu 10gün boyunca.
Başta Evrim olmak üzere, ellerinden gelen hiçbir yardımı esirgemeyen tüm klinik hekimleri sayesinde 10gün boyunca günde 5-6 kez yapılan kan tahlilleri ile oğlumuzun kan şekerindeki düşüşler ve artışlar tespit edildi. Türkiye de satılmayan bir ilaç ve kortizon kullanımıyla bu seviyeyi dengede tutabilmeyi sağladı Evrim. Her kan şekeri düştüğünde bayılan ve bilincini kaybeden köpeğimiz artık birkaç zaman daha hayatını bu şekilde devam ettirebilecek çözüme ulaşmıştı. Maddi anlamda da bizi düşünerek koşulları ve olası sonuçlarını bize anlatan sevgili veteriner hekimimiz Evrim’in bize yaptığı bir diğer iyilikte Türkiye’de bulunmayan ve oğlumuza en uzun yaşam süresini sağlayabilecek ilacı bulmamızı sağlayışı oldu.
Bulguları,hastalığın teşhisi,karar süreci,psikolojik desteği ve tabiiki kansere pek işlemeyen tedavi süreciyle oğlumla 4 ay daha dolu dolu zaman geçirmemi sağlayan Evrim’e kocaman bir teşekkür borçluyum şimdi.
Nisan ayında ortaya çıkan çaresiz hastalığımıza rağmen onun yaşama süresini uzattığı ve bu süre boyunca desteğini hiçbir zaman esirgemediği için tanıdığım,gözüm kapalı herkese tavsiye edebileceğim tek doktordur Evrim.”

Yazan: Derya Yilmaz

07-04-2011

“geçtiğimiz cumartesi günü benim orda ağzı burnu dağılmış kanlar içinde bir kedi camımın oraya geldi hemen acil bir şekilde oturduğum yerdeki veterinere götrüdüm ve kediye araba çarptığını çenesi kırıldığını söyledi ne yapıcağımı şaşırdım hemen araştırmaya girdim haftasonu olduğu için biraz zorlandım hemen tavsiye üzerine profesör dr erdem suphi hocayla görüştüm ve kendisi şehir dışında seminerdeydi pazartesiye kadar beklememi söyledi hocamız bende çekmeköyde veteriner Site Editörleri Tarafından Kapatıldıbeye getirdim kedimi hemen bir iğne yaptı en azında 1 gece ağrısız geçirsin diye hemen pazartesi günü etilere erdem hocaya geldik ve ameliyata aldı allah razı olsunki okadar güzel ilgilendilerki bizimle babamda çok memnun kaldı ordan çıktık aldık kedimizi hemen ada veteriner polikliniğine okadar güzel ilgileniyorlarki hemen evrim bey oksijen tüpüne bağlanmasını söyledi ve 2 gece yatması gerektiğini söyledi antibiyotik ve sabah akşam serum alınacağı bildirildi bende kedimi bıraktım oraya gönül rahatlığıyla evrim bey vede idil hanımdan allah razı olsunki bulduğum ağzı burnu parçalanmış olan erkek kediyi hayata döndürdüler okadar çok memnun kaldımki allah onların kalbine göre versin bgnde gittim tekrar yatsın dedim 2 gün daha ama evrim bey dediki hiç gereği yok kediniz çok iyi oldu ve gerçekten kedim şu anda çok iyi alıcam onu ben evime götürüceğim ada veteriner polikliğine orda bütün çalışanlara evrim bey vede idil hanıma sonsuz saygılarımı sunuyorum ve çok teşekkür ediyorum operasyonu yapan profesör dr erdem suphi hocamada çok teşekkürler ameliyatından dolayı”

Yazan: Nazlı Çetinel 

07-09-2010

“3  sene önce minik suflemizi alırken tanıştık Evrim ve Özlem’le. Pet Shoplara güvenmediğimiz için veteriner tavsiyesiyle almak istemiştik köpeğimizi ve Evrim Bey’in kendisinin doğurttuğu köpeklerden biriyle karşılaştık. En büyük şansımız oldu bu:) Suflemiz nazlı bir kız olduğu biz de onun üzerine çok titrediğimiz için aslında çok normal olan ama bizim sorun zannettiğimiz olaylarla gece gündüz sık sık rahatsız ettik Evrim Beyleri:) (Gözüne toz kaçtı, galiba halsizliği var, bi garip mi havlıyo bize mi öyle geliyo, bi değişik mi bakıyor gibi:) 3 sene içinde 3 tane de kedimiz oldu şimdi hem sufle(cavalier king charles) hem de kedilerimiz için Ada Klinik’i sık sık ziyaret ediyoruz. Onların güler yüzü, hayvan sevgisi, misafirperverlikleri ve işlerindeki profesyonellikleri sayesinde hem petlerimiz hem de bizim için veteriner ziyaretleri ayrı bir keyif (siz de bilirsiniz ki petler veterinerin yolunu tanıdıklarında ağlamaya başlarlar ama bizimkiler için gerçekten keyifli bir ziyaret oluyor) tüm bunların yanı sıra bence en önemli nokta hayvanları gerçekten seviyor olmaları ve veterinerlerine bir ticarethane gözüyle bakmıyor olmaları. En ufak örneklerden biri: kedilerimizden birini kısırlaştırmak için fazlasıyla ısrar etmemize rağmen ‘hayır bu çocuk sokağa çıkıyor onu hırpalarlar’ diyip inatla kısırlaştırmaya karşı çıkmaları, yapmamaları… özetle: telefonumdaki numaralar silindiği için veterinerin numarasını ararken buldum bu siteyi ve yazılanları görünce sanki benim hakkımda yazılmışçasına mutlu oldum çünkü daha önce yazılanların hepsi kesinlikle her kelimesine kadar doğru ve ben de bir iki satır yazmadan duramadım 🙂 Sayın Özlem ve Evrim Egeden; iyi ki sizi tanımışız 🙂 Sevgi ve saygılarımla”

Yazan: Daleks

05-07-2010 

“Evrim Bey ve eşi Özlem Hanım’dan kör bir kedi aldım ben. O tarihten beri defalarca aşı, kısırlaştırma gibi hizmetler için götürdüm kedimi ADA veteriner kliniğine (Evrim Bey ve Özlem Hanım’ın kliniği bu). ADA veteriner kliniğinin bildiğim diğer bazı kliniklere göre avantajları bence şunlardır: – Bekleme süresinin 5 -10 dakikayı geçmemesi; zamanı kısıtlı kişiler için bu özellik çok önemli. Mesela, başka bir yerde kedime pire tedavisi yapılması için 1,5 saat beklediğimi hatırlıyorum. – Klinikte, kendileri dışında çok sayıda veteriner ve yardımcı personel var; petiniz hemen muayeneye alınıyor. Aşı yapılacak ise, orada geçirdiğiniz süre 10 dakikayı geçmiyor. – Teknik donanım olarak da, şimdiye kadar gördüğüm diğer veteriner kliniklerinden iyi. – Her ikisi de gerçekten çok sempatikler. Oturduğum semte göre oldukça uzak bir yerde bulunmalarına rağmen metroya binip 1. Levent’e gitmeye üşenmiyor, petimi kendilerine tedavi ettiriyorum., Yolunuz 1. Levent’e düşerse, mutlaka kliniklerine uğramanızı, kendileriyle tanışmanızı tavsiye ederim.”

Yazan: Pinar

28-06-2010

“Evrimle oglum lucy(nickname lucifer:-)) henuz 10 aylikken tanistik. Ex Veterineri evime uzak oldugundan ve sadece tirnaklarinin kesilmesi ve tuylerinin fircalanmasi gerektiginden yakinda bulunan ve evrime ait olan klinige goturdum. 10 ay boyunca kizim diye sevdigim kedimin erkek oldugunu soyledi. Saka gibi. Nisantasindaki veteriner bu kadar sure boyunca disi deyip bir de disi karnesi cikarmisti ogluma. Klinik levent’te olmasina ragmen fiyatlari da cok uygun,ilgi zaten mukemmel. Oglum su anda 7 yasinda. Her ne kadar vahsi bir pers prensi olsa da evrim ve ozlemi cok seviyor. Evrim ve ozlem sizleri cok seviyorum ve herkese tavsiye ediyorum.”

Yazan: Betul

23-06-2010

“sevgili evrim ve özlemi yaklaşık 3 ay önce çok sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesi neticesinde tanıdım. 3 kedimden ortanca olanı 🙂 ölmek üzereydi ve eski veterinerimiz ne olduğunu anlamadığı için tüm ilaçları bilinçsizce kendisine enjekte etmeye başlamıştı. durumu ağırlaşınca başka veteriner arayışı içerisinde ada policlinic’e koştuk ve özlem ve evrim o ölecek sandığımız kedimi 3 günde iyileştirip eve gönderdi 🙂 bu derece başarılı olmalarının yanında son derece şeker ve hayvansever insanlar. hatta hayvanlardan çocuk diye bahsediyorlar 🙂 3 kedisi olan bir insan olarak hepsini toparlayıp veterinere gitmek hayli güç oluyordu, evde hizmet vermeleri çok büyük bir artı. tüm hayvanseverlere evrim ve özlem’i tavsiye ederim.”

Yazan: Gokce Sahin

18-05-2010

“Ada Poliklinik’i (Evrim Egeden-Özlem Calp Egeden) bir tanıdığım tavsiye ettiğinde, kedim Zorba oldukça kötü durumdaydı; sırtında açık bir yarası vardı, ki bu yara, daha önce geçirdiği bir operasyon yerinin, ne yazık ki başka bir veterinerin (defalarca uyarmama rağmen) yaptığı tıraş sonucu yeniden ortaya çıkması ile oluşmuştu.. Zorba’nın, aynı zamanda bacakları ve karnı da epeyce şişmişti, çok keyifsizdi.. Kedim 14,5 yaşında olduğu için o açık yarayı yeniden temizleyip dikmek oldukça riskliydi. Daha önce danıştığım bir kaç veteriner hekim yaranın ancak genel anesteziyle yapılacak bir operasyonla kapatılabileceğini ancak kedimin yaşı ileri olduğu için bu operasyonu da yapamayacaklarını söylemişlerdi. Sonuç olarak, Zorbanın vücudundaki ödemi indirip, açık yarayı başarılı bir ameliyatla (üstelik lokal anesteziyle) kapattılar. Kedim gayet iyi durumda artık. Çok iyi sağlık hizmeti vermelerinin yanı sıra, Ada Poliklinik’te çalışan herkes çok güleryüzlü ve özenli.. En önemlisi de hayvanları çok seviyorlar bence..”

Yazan: Yeliz K.

24-07-2009

“Evrim beyle ve eşi Özlemi 6 senedir tanıyorum. Evrim beyle ilk köpegimi Akmerkezden aldıktan sonra o dükkanın tavsiyesi üzerine tanıştım. Şu anda 2 tane köpeğim var. Bu altı sene içinde evimin adresi 3 kez degişti ama nereye taşınırsak taşınalım veterinerimiz hiç degişmedi. Çünkü çok ilgililer, Aşı zamanını onlar düzenli takip ediyor ve önceden telefonla bildiriyorlar. Eğer siz köpeginizi onlara götüremiyorsanız onlar istediginiz adreste hizmet veriyorlar. İşlerini çok severek yaptıklarına, Bıdık ve Fındığımı çok sevdiklerine tüm kalbimle inanıyorum. Herkeze tavsiye ediyorum.”

Yazan:  İpek Ünal

31-12-2008

“Evrim ve eşi Özlem’i tanıyalı 6-7 sene oldu sanırım, tesadüfen yerine kedimi götürmüştüm. Pek veteriner beğenen bir insan değilim, bir çoğunun gerçekten hayvan sevdiğinden bile şüpheliyim. İlk andan itibaren Evrim’in ve Özlem’in hayvan sevgisini gözünüzle görebiliyorsunuz. 7-8 kedilerinin olması da bunun bir göstergesi tabii… Kedimi Evrim kısırlaştırdı. Çok psikopat bir kedi olmasına ve hatta Evrim’in dudağını patlatmış olmasına rağmen hala seviyor kızımı 🙂 Bu hizmetlerin hepsini ücret mukabili aldım ondan. Ama asıl iyi tarafı yoldan bulduğumuz ve ölmek üzere olan bir yavru kedinin tüm bakımını üstlenmesi oldu. Kan kanserinden şüphelendiğimiz bu minicik kediye bütün bayram boyunca serum bağladı, antibiyotik ve kortizon verdi, oraya gittiğinde besledi. Ve hepimiz ölecek diye beklememize rağmen yaptı Evrim bu tedaviyi ona. Bu zamanda insanlar birbirine yardım etmezken ölecek bir hayvancağıza bakması beni çok etkiledi. O tedavi etti, biz evimizi açtık ve besledik… Ve en güzeli kedicik kurtuldu 🙂 Bende duruyor hala, karların kalkmasını bekliyorum. Evrim çok iyi bir doktor, gerçek bir hayvansever ve her zaman güleryüzü ile size ve can arkadaşınıza en iyi hizmeti vermek için çalışıyor. Yüzde on milyon tavsiye ediyorum.”

Buradaki yorumlar tavsiyeediyorum.com‘dan alınmıştır.

 

Paylaşmak güzeldir...