Özlem Calp Egeden Petinfo Dergisi Röportajı

Kendinizi mesleki açıdan en başarılı gördüğünüz ve üzerinde yoğunlaştığınız dal hangisi?

-Evrim daha çok iç hastalıkları ve patoloji ile ilgileniyor;  endokrinopatiler, anemi management, çığır açan yeni ilaçlar; son zamanlarda onkolojiye de merak saldı. Ben daha çok cerrahiden keyif alıyorum. Cerrahiyi çok somut buluyorum, yaptığınız şeyin sonuçları çok net, iyi veya kötü. Rutin operasyonlarda dahi beklenmedik durumlarla karşılaşabiliyorsunuz ve bunlara müdahale edebilecek soğukkanlılığı taşımanız gerekiyor, ve tabii ki el yeteneği. Bu anlamda cerrahinin bana uygun olduğunu düşünüyorum.

Bunlara ek olarak Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ danışmanlığında bir egzotik hayvan teşhis-tedavi ünitesi oluşturma planımız var polikliniğimiz bünyesinde, umuyorum bir-iki ay içerisinde işlevsel duruma getireceğiz projeyi.

Mesleki anlamda bilgisine en sık başvurduğunuz kaynaklar neler? 

Bizlerden çok daha üstün mesleki bilgiye sahip hocalarımız ile sıklıkla konsültasyon yaptığımızı söylemekten gurur duyuyorum. Bizler pratisyen hekimleriz, görevimiz gelen her vakaya kendi kendimize teşhis koymak değil; gerektiğinde doğru uzmana yönlendirerek sorunun doğru şekilde çözülmesini sağlamak bence. Bu anlamda Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ, Prof. Dr. Erdem Acar, Dr. Halil Mahzunlar bilgi birikimlerinden en çok faydalandığımız hocalarımız.

Artı gerek İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesini’in, gerek Evrim ile benim mezun olduğumuz Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nin iç hastalıkları, cerrahi, doğum ve patoloji anabilim dallarından pek çok değerli öğretim üyesi hocalarımız onlara danıştığımız her konuda yardımlarını bizlerden esirgemeyerek çalışmalarımıza destek vermekteler, bu vesile ile her birine şükranlarımızı sunalım.

Meslektaşlarınız ile bir araya gelme ve vakalar üzerinde konsültasyon yapma konusunda neler düşünüyorsunuz? Sizin bu şekilde karşılıklı iletişimde bulunduğunuz meslektaşlarınız bulunuyor mu?

İki veteriner hekim bir araya geldiğinde vaka tartışmak kaçınılmaz hale geliyor, ucundan kıyısından açılıyor konu bir şekilde. Bilgisine güvendiğimiz hekim arkadaşlarımız var, özellikle onlarla vaka konsulte etmek ayrı bir keyif. Tabii bazen konsültasyonu da aşıp beraber müdahalede bulunma durumları da ortaya çıkabiliyor; mesela bu yıl Bodrum’a tatile diye gidip uçaktan iner inmez buluştuğumuz meslektaşımız ve arkadaşımız (Bodrum Veteriner Kliniği’nin güzel sahibesi) sevgili Fujer Turan ile, genel durumu oldukça kötü bir sokak köpekçiği için gecenin 2’sinde kliniği açıp  kan transfüzyonu yapmamız unutamayacağım anılar arasındadır 🙂

Şimdiye dek sizi çok zorlayan, üzen ve bu anlamda hiç unutamadığınız bir vaka oldu mu?

Yaş itibari ile bebeklikleri elimizde geçen, artık ailemiz gibi olmuş hastalarımız geriatrik döneme girmeye başladılar; keşke hepsinin şansı güzel olsa da sevdikleri-sevildikleri ailelerinin kucağında uzun ve mutlu ömürler yaşasalar. Bir Biggy’miz vardı mesela, lenfomadan kaybettiğimiz; ailesi süreç boyunca klinikte yaşadı resmen. Herkes elinden gelenin fazlasını yaptı ama olmadı. İşte Biggy gibi elimizde büyüyen ve o geriatrik dönemi göremeyen çocuklara üzülüyorum en çok.

Klinisyen hekimliğin daha ileri seviyelere taşınması için bir an önce gerçekleştirilmesi gereken çalışmalar nelerdir? Bu konudaki beklentilerinizi bize aktarabilir misiniz?

Meslek içi kursların, kongrelerin ve dünyada kullanılan yeni teknolojileri tanıtan seminerlerin, workshopların bir nevi devam eden eğitim dahilinde yaygınlaşması gerektiğine inanıyorum. Düzenlenen bu  etkinliklerin ücretleri de sponsor desteği ile makul düzeyde tutulmalı ki katılım artsın. Bilgi düzeyi ve teknoloji arttıkça, mesleğimizin değeri de artacaktır diye düşünüyorum.

Ayrıca klinisyen hekim adaylarına verilmesi gereken dersler arasında uygulamalı güncel klinik işletmeciliği olmalı. Şöyle bir gerçek var, yeni mezun olduğumuzda işletme olarak klinik ne demektir zerre kadar fikrimiz olmuyor. Bir şekilde hepimiz House MD gibi teşhisler koyacağımız, hayatlar kurtarırken çok acayip paralar kazanacağımız krallıklar hayal ediyoruz. Piyasa içerisinde çalıştığımız yerlerden o işin öyle olmadığına dair üç aşağı beş yukarı bir şeyler öğreniyoruz fakat gün gelip kendi işletmemizi açmaya karar verdiğimizde, sudan çıkmış balığa dönüyoruz. Özellikle işin teknik kısımları, işletmecilik ve insan ilişkileri ile ilgili bilgi ve deneyim hep hatalar sonrası öğreniliyor ne yazık ki. Mesleğimizde bu anlamda eğitimi oldukça eksik görüyorum.

Veteriner hekimliğin en keyif aldığınız ve sizi en çok sıkıntıya sokan yönleri nelerdir?

Veteriner hekimliğin en çok keyif aldığım şifa dağıtma kısmı. Yani yaptığınız şey gözle görülür iyileşmeler oluşturduğunda bunun keyfine diyecek yok gerçekten. Detaylı bir diş temizliği ve ağız bakımı sonrası mutlulukla ve ağrısızca yemek yiyen yaşlı bir köpek, trafik kazası geçirmiş, asla bir araya gelmeyecekmişçesine yaralanmış gariban bir sokak kedisini sahiplenildiği evde tedavisi bittikten sonra oyuncakları ile oynayıp koştururken izlemek, doğum kanalında sıkışmış yavru ile saatlerce acı içerisinde kıvranan anne kedinin acil operasyon sonrası anesteziden ayılırken dahi bebekleri ile ilgilenmeye çalışmasını görmek, bunlar insanı inanılmaz motive eden şeyler.

Diğer yandan tüm kliniklerin öyle veya böyle güçleri dahilinde tedavilerine destek verdiği sokak hayvanlarının bir kısım sözde hayvan sever tarafından tamamen veteriner hekimlerin sorumluluğunda görülmesi ve “Biz bulduk getirdik, bırakıp gideriz, bundan sonrası sizin vicdanınıza kalmış” şeklindeki taşın altına elini sokmaktan, sorumluluğa ortak olmaktan uzak tavırları da bir o kadar can sıkıcı.

Sayıları onlar kadar fazla olmasa da bir grup gerçek melek var ki, sokakta buldukları hiçbir çaresiz hayvana arkalarını dönmedikleri gibi samimi şekilde maddi ve manevi, gerek tedavi sürecinde gerek tedavi sonrası sahiplendirme aşamasında ellerinden gelen tüm güçle bu hayvancıkların arkasında durarak kliniklerin yükünü hafifletiyorlar.

Bu anlamda sorunun nihai çözümü tabii sosyal devlette; “kısırlaştır-aşıla-yaşat” kampanyaları ile sokak popülasyonunun kontrol altına alınmasında. Ancak şu aşamada o noktaya gelmemiz için daha çok yol var gibi görünüyor.

Özellikle iyileşmesi mümkün olmayan, ötenazi yapılan ve yaşamına son verilmesini öngördüğünüz vakalarda bunu hasta sahibine nasıl açıklamalı ve hayvan sahibinin sakinleştirmek için izlenecek yol ne olmalı sizce?

Benim inandığım bir şey var, evrenin biz veteriner hekimlere sunduğu tek görev önümüze gelen her canlıyı fiziken iyileştirmek değil. Bazı umutsuz durumlarda yumuşak geçişlere vesile olmak, o dönemi mümkün olduğunca sakin ve acısız atlatmalarını sağlamak. Bizim yaşadığımız çoğu vakada hasta sahibi de aktif şekilde çözüm arama sürecinin içerisinde olduğundan olan biteni adım adım yaşayarak gözlüyor.

Özellikle Evrim zor vakalarda sonuna kadar mücadele etmeyi seven bir hekim; kat edilen yolu ve gidişatı tümüyle detaylandıran ve tüm olasılıkları ortaya koyan bir tarzı var; dolayısı ile gidişat eğer çıkmaz bir yola doğru ilerliyor ise, kimseyi bir şeye ikna etmek gibi bir durum oluşmuyor, o karar aileler ile ortaklaşa şekilde veriliyor.

Çoğu hasta sahibimiz için evlatları gibi oradaki can, duygusal anlamda ailenin bir parçasına veda etmek çok zor olsa da o çocuk için elinden gelen her şeyi yapmış olmak, ve bu noktadan sonra olabilecek en yumuşak geçiş ile acılarının son bulacağını bilmek insanları bir parça da olsa rahatlatıyor.

Sizin de eklemek istediğiniz, bizle paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?

Teşekkür ediyoruz 🙂

Paylaşmak güzeldir...

Benzer Yazılar