Hemanjiosarkomlar (yeni deyimle anjiosarkomalar) hem köpeklerde hem de kedilerde görülen oldukça kötü huylu tümörlerdir. Bu yazımızda Zagor’dan bahsedeceğimiz için hemanjiosarkomların köpeklerde seyri konusunda sizlere bilgi aktarmaya çalışacağız. Hemanjiosarkomlar damar endotelinden köken aldıkları için teorik olarak kan damarlarının bulunduğu her organda ortaya çıkabilme ve metastaz yapabilme yeteneğine sahiptirler. Beyin, dalak, karaciğer, kalp ve böbrek dokusunda sıklıkla rastlanabildiği halde bazen damar dokudan oldukça fakir olan kemik dokuda bile metastazlarına rastlamak mümkündür.

Klinik sahada biz hekimler, hemanjiosarkomları saatli bombalara benzetiriz. Tümör çoğu zaman hiçbir klinik bulgu ortaya koymadan büyümeye devam eder; ta ki bir gün yırtılıp kanamaya başlayana kadar. Hemangiosarcomların metastazik süreçlerinde klinik bulguların olmaması hastalığın teşhis edilmesini oldukça zorlaştırır. Bu yüzdendir ki çoğu hasta sahibi evcil hayvanlarının huzursuzluğunu fark ettiğinde tümör genelde patlayıp iç kanamaya dönüşmüş, acil operatif müdahale gerektirir hale gelmiştir. Bazen de rutin check-uplar veya herhangi bir operasyon öncesi kontrol sırasında x-ray ya da ultrason uygulamaları sırasında tümör varlığı saptanan şanslı azınlık hasta grubunda tümörün kanamasına bağlı komplikasyonlar şekillenmediği için, operasyon aşaması ve postoperatif dönem oldukça başarılı geçmektedir. Tümör göstermiş olduğu metastazik karakter doğrultusunda sınıflandırılmaktadır:

1) Dermal form
2) Subcutaneus form
3) Visceral form

1) DERMAL HEMANGIOSARKOM

Deriyi tutan bu form, erken teşhisinde doğru cerrahi yaklaşımla oldukça yüksek oranda tam iyileşmeye olanak verir. Beyaz ırk köpeklerde daha çok görüldüğü söylense de her renkten köpek ve kedide görülmesi mümkündür. Bu formda köpeğinizin derisinde daha çok morluğa benzeyen garip oluşumlar fark edebilirsiniz. Bu durumda mutlaka veteriner hekiminize danışmalısınız, erken yapılacak cerrahi müdahale hayat kurtarıcı olacaktır. Erken teşhis edilmediğinde metastaz vakaları ile karşılaşmak mümkündür.

2) SUBCUTENEUS HEMANGIOSARKOM

Deri altıda şekillenirler. Ne yazık ki uzaklaştırılsalar bile yarı yarıya metastaz yapabilme özelliğine sahiptirler. Operatör tümörün uzaklaştırılması sırasında alt dokulara penetrasyonunu göz önünde bulundurarak bu tip tümörlerin tedavisinde radyoterapi ve/veya kemoterapi sağaltımlarından yararlanmaya karar verilebilir. Radyoterapi bu tip tümörlerde operasyon sonrası tedavi olarak oldukça başarılı bulunmaktadır.

3) VISCERAL HEMANGIOSARKOMLAR

Temel olarak kalp ve dalak tutulumu gösterseler de, genellikle başlangıçta söylediğimiz gibi içinde damar olan her organda metastazlara rastlamamız mümkündür. Klinik semptomlar metastazın gerçekleştiği organa göre değişebilmekle birlikte, temel olarak iki ağır klinik tabloyla karşımıza çıkmaktadırlar. Birincisi; tümör dalaktayken yırtılmış ve karın içi kanamayla oluşmuştur, ki hastada akut karin sisligi, nefes alıp verirken zorlanma, hareket etmede isteksizlik, güçsüzlük gibi anamnez bulguları gözlenir. Klinik görünüm kanamanın şiddetine göre değişmektedir. İkinci klinik form ise perikardial efüzyon semptomlarıyla kalp tutulumlu formudur.

Perikard kalbin etrafını saran zarin ismidir. Kalp tutulumunda bu zarla kalp arasına dolan sıvı fazlası kalbe bası yaparak çalışmasına engel teşkil ettiği için hasta kısa sürede dolaşım şokuna girebilir. Bu durumda sıvının fazlası Perikardiosentez denen özel bir işlemle uzaklaştırılmalıdır. Bazı vakalarda perikardın cerrahi anlamda uzaklaştırılması yoluna gidilebilir. Ekte perikardiyal tümör tutulumlu ilk hastalarımızdan Talya’nın perikardial efüzyon sırasında alınmış doppler görüntülerini bulabilirsiniz. Tümör dalakta ise kanamanın durması için mutlaka hasta operasyona alınmalı ve dalak uzaklaştırılmalıdır. Bu tümör tipi genellikle büyük ırklarda gözlenmektedir ve erken tespit edilemediği durumlarda akut kan kaybi ile birlikte olumlere yol acabilmektedir. Bu yüzdenbüyük ırk, geriatrik hastalarımızın (7 yaş üzeri) batın ultrasonu ve kalp doppler muayenelerinin yapılmasını önermekteyiz.

Basit semptomlar erken teşhise yönlendirebileceği için gözden kaçırılmamalı ve üzerine gidilmelidir. Kalbi tutmuş bir hemangiosarkom, egzersiz yapmak istemeyen bir köpek olarak semptom verebilir ve perikardial efüzyona dönüşmeden yakalanırsa bu sürecte semptomları kontrol etmek daha kolay olabilir.

Köpeklerde hemangiosarkomlar tüm öteki türlerden daha çok gözlenmektedir. Genellikle orta yaşlı ve yaşlı köpeklerde gözlense de 1 yaşın altında tespit edilmiş vakalar da vardır. German Shepherd, Doberman, Golden Retriever, Boxer gibi ırkların tümöre yatkınlık göstermesi tümörün genetik bağlantısını ortaya koymaktadır. İnsanlarda hemangiosarkomlarla ilgili yapılan bazı çalışmalarda bazı kimyasalların oluşum üzerine etkisi tespit edilse de köpeklerde yapılan böyle bir çalışma yoktur.

Tümörün visceral (iç organ) tutulum gösterdiği durumlarda radyoterapi tedavi şıkları içerisinde değildir. Dalak üzerinde bulunan tümör meydana gelecek iç kanamadan kaynaklanabilecek akut ölümü önlemek adına çıkarılmalıdır fakat bu hastanın sağ kalım zamanını değiştirmemektedir. Ne yazık ki tümör çıkarılsa bile hastanın prognozu çok iyi değildir. Hastalarla ilgili kendi deneyimlerimizden yola çıkarak söyleyebileceğimiz şey, başarılı vakalarda dahi hasta ile sahibine birbirlerine ancak veda edebilecek süreyi kazandırdığımızdır. Visceral formda operasyona ek olarak kemoterapi uygulamaları, kedilerde olmasa da köpeklerde sağ kalım süresinde sağ kalım sürelerine oldukça olumlu katkı sağlamaktadır. Kemoterapi çoğu hasta sahibinin önyargılı olduğu bir konu olduğundan karar verebilmek konusunda zorlanabilmektedirler. Bu yüzden bu yazının eklerinde sizlerle sadece tümörün çıkarılması(operatif müdahale) ile tümör çıkarılması artı farklı kemoterapi protokollerinin kullanıldığı çalışmalardan elde edilen sağ kalım oranlarını paylaşıyoruz.

Bana bu yazıyı yazdıran köpekten bahsetmek istiyorum biraz da…

Zagor, hayatımda tanıdığım en karakterli, algısı en açık German Shepherd sanırım. Şu anda 12 yaşında ancak 3 yaşındayken kronik ishali nedeniyle tanıştığımız ve ardından tedavi sürecinde birlikte geçirdiğimiz 3-4 aylık dönem benim tüm ırka bakışımı değiştirdi diyebilirim.

Zagor bir akşam aniden gelişen halsizlik ve solunum güçlüğü ile kliniğe geldi. Gerekli tahliller yapıldıktan sonra verilen operasyon kararı öncesi tartıldığında 40 kg idi. Operasyonla birlikte 13 kg 750 gr’lık dalak tümörü bedeninden uzaklaştırıldı. Yaşını ve başka parametreleri göz önüne alarak sahibiyle ortak vermiş olduğumuz karar neticesinde Zagor’a postoperatif kemoterapi protokolü düzenlemedik ve kalan zamanını ailesi ile huzurla geçirmesi için taburcu ettik. Basina gelen bu duruma eski bir dosta üzülür gibi üzülsem de, tüm ömrü boyunca ona ailesinin bir ferdi gibi davranan sahipleri olduğunu biliyor olmak, operasyonu konusunda her şeyin başarılı gitmesi ve Zagor’a olan son görevimizi yerine getirdiğimizi bilmek beni mutlu ediyor.

Bu yazı kaleme alındığında Zagor hala hayatta ve umarım daha çok uzun bir ömrü olur. Her zaman çok özel ve güçlü bir oğlandı, operasyondan 1 hafta sonra sahibiyle birlikte yürüyüşe çıkmış olduğunu biliyor olmak hala beni oldukça şaşırtıyor.

Vakayı hem Zagor için, hem de bugüne kadar dalaktan çıkarttığımız en büyük hemasarkom olduğu için paylaşmak istedik.

Saygı ve sevgilerimizle…

Ada Veteriner Polikliniği Vet. Hek. Özlem Egeden

Vet. Hek. Evrim Egeden

Paylaşmak güzeldir...