FIP’le İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar

Makaleye İlişkin Notlar:

(1) FIP hastalığında yapıldığı söylenen ve hastalığı teşhis ettiği iddia edilen coronavirüs testinin, ne speed ne de elisa antikor testinin hastalığın teşhisinde yeri yoktur. Hatta bazı durumlarda bu testler kafa karıştırıcıdır. Bu testlerde oluşan titreler coronavirüsün rol aldığı iki hastalık formu arasında değişmemektedir. Hastalığa karşı çok yüksek antikor titreleri hastalığın FIP olduğunu göstermediği gibi, titrenin 0 çıkması olmadığını da göstermez. PCR doğrultusunda FIP hastalığını tespit etmek mümkün değildir. Bu doğrultuda teşhis edilen hastalarda da sonuç şüphelidir. Sağılıklı hayvanların kanında da bağırsakta olduğu gibi virüse rastlanmıştır. Bu durum kedinin hasta olduğu anlamına gelmemektedir.

(2) Hastalıkla ilgili tek doğru kabul edilen test IDEXX lab. tarafından üretilip pazara sunulmuş, S proteinindeki mutasyona bakan testir. Bu test de kedinin FIP olduğunu göstermez, hasta bir kedinin test negatif çıkması halinde FIP olmadığını gösterir. Bu test başlangıçta yapılarak bir kedinin risk altında olup olmadığı anlaşılabilmektedir. Testin ne yazık ki Türkiye’de satışı yoktur.

(3) Islak FIP denen, hastalığın efüzyon tipinin tespiti nispeten kolaydır çünkü abdomen ya da göğüs boşluğundan alınan sıvı çok karakteristiktir. Altın sarısına kayan rengi ve içerisinde bulundurduğu protein ve fibrin dolayısıyla yapışkanlığı hastalık için spesifiktir. Sıvının laboratuvarda incelenmesiyle de şüpheli durumlarda teşhis için kanıt toplanabilmektedir.

(4) Kuru FIP yani virüsün non-efüzyon formunda işler biraz daha karışmaktadır. Hastalığın kesin teşhisi, alınan biyopsi ve otopsi sonucunda yapılacak immunohistokimyasal yöntemlerle konabilmektedir. Böyle durumlarda ortaya çıkan klinik durumun çoklu laboratuvar testleriyle desteklenmesi hekiminizin doğru teşhise yaklaşmasını sağlayacaktır.

(5) FIP hastalığı kedinin kendisiyle ilgilidir, yani genetik yatkınlıktan kaynaklanır. Bunun hastalığa zemin hazırlayan en önemli neden olduğu kabul edilmektedir.

(6) FIP hastalığında kedinin bağışıklık sisteminin virüse saldırması semptomları ve hastalığı oluşturur. Bunu bir tür alerjik reaksiyon gibi düşünebilirsiniz (Yani doğru kedi olmadan virüs olsa da hastalık olmaz). O yüzden kedinin stabil bir şekilde kalmasını sağlayan ve sağ kalım üzerine en çok etkisi olan ilaç grubu immun supresyon yapan ilaçlardır.

(7) FIP hastası bir kedinin hastalığı yavrusuna bulaştırdığına ya da başka bir kediye mutant virüsü bulaştırdığına dair hiçbir kanıt yoktur. Bu yüzden evdeki kediniz FIP hastalığından öldüğünde diğeri için endişelenmenizi gerektirecek hiçbir durum yoktur. Hatta uzmanlar FIP hastalığı başladıktan sonra kedinin birlikte yaşadığı kedilerden tecrit edilmesinin gereksiz olduğunu düşünmektedir. Sindirim sistemi koronası içinse durum karışıktır. Bazı hayvanlar hastalığı atlatıp bulaştırma hususunda hiçbir risk taşımazken bazı hayvanlar hastalığı atlatmazlar ve düzenli olarak yaymaya devam ederler.

(8) FIP hastalığı tedavi edilemez, hastanın ancak yaşam süresi uzatılabilir. Kuru formu yaş formuyla kıyaslandığında sağ kalım oranı daha yüksektir. Fakat hastalığın tamamen iyileşmesi mümkün değildir.

(9) FIP için bir aşı olsa da, hastalığın ortaya çıkışında rol oynadığı düşünüldüğü için, bu aşıya şüpheyle yaklaşılmaktadır.

Evrim Egeden
Ada Veteriner Polikliniği Hekimi
12.01.2016

 

Kedilerin Enfeksiyöz Peritonitisi (FIP)

Susan Little, DVM, DABVP (Feline), Melissa Kennedy, DVM, PhD, DACVM, Glenn A Olah, DVM, PhD,
DABVP(Feline)
©2015

Bugün, tam olarak anlaşılamamış ve gizemi hâlâ çözülememiş, kedileri etkileyen virüslerden biri de tek iplikli RNA içeren pozitif kutupluluğa sahip, kılıflı bir virüs olan feline coronavirüstür (FCoV). FCoV’nin iki formu bilinmektedir, bunlardan ilki görece zararsız olan kedilerin gastrointestinal koronavirüsü (FECV), diğeriyse kedilerin enfeksiyöz peritonitisine (FIP) yol açan kedilerin enfeksiyöz peritonitisi virüsüdür (FIPV). FIP istisnasız ölümle sonuçlanan, sistemik immün sistem aracılı bir hastalıktır. En yaygın etyolojik hipoteze göre FIP hastalığı, FECV taşıyan kedilerde görece iyi huylu olan virüsün mutasyon geçirerek patojenik FIPV formuna dönüşmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu teori “endojen mutasyon teorisi” olarak bilinir (Vennema v.d.,1998; Pedersen v.d., 1984; Pedersen v.d., 2009). FECV özellikle çok kedili evlerde, üretim tesislerinde ve barınaklarda yaşayan kediler arasında oldukça yaygındır, ancak FIPV nedeniyle ölüm oranı, neyseki, düşüktür. Birkaç yıl boyunca bir arada yaşayan kedilerde FIP görülmesi olasıdır. Bu, endişe yaratacak veya kedinin düzenini bozmayı gerektirecek bir durum olarak görülmemelidir; aksine bu hastalığı anlamak ve kontrol altına alma yollarını öğrenmek için geçerli bir nedendir.

Kedilerin enfeksiyöz peritonitisi ilk kez 1963 yılında Dr. Jean Holzworth tarafından tanımlanmıştır, fakat klinik vaka kayıtları 1914 yılına kadar uzanır (Holzworth, 1963; Pedersen, 2009 (inceleme)). İlk tanımlandığı zaman hastalığın virüs kaynaklı olduğu düşünülmüş, fakat 1968 yılında Zook ve çalışma arkadaşları FIP hastası bir kediden aldıkları doku örneğinde viral partiküller gözlemleyene kadar kesin bir etyolojik ajan belirlenmemiştir (Zook v.d., 1968). FIPV’nin coronaviridae ailesinin diğer üyeleriyle olan benzerliği göz önüne alınarak bir coronavirus olduğu nihayet 1970 yılında Ward tarafından saptanmıştır (Ward, 1970). 1960’larda fark edilmesinden itibaren FIP vakalarında sürekli bir artış gerçekleşmiştir ve FIP bugün barınak ve üretim tesislerinde yaşayan genç yaştaki kedilerin en yaygın ölüm nedenlerinden biridir (Pedersen, 2009 (inceleme), 2014 (inceleme)). Bu virüsü uzun zamandır biliyor olsak da, bu hastalığın üzerindeki sır perdesinin aralanması son 10-20 yıl içinde yapılan araştırmalar sayesinde gerçekleşmiştir. Bu makalenin amacı FIP hakkındaki en güncel bilgileri sunmak, yazılı ve diğer medya araçlarında karşılaşılan eski bilgileriyse güncellemektir.

Feline coronavirus kendine has birkaç özellikle diğer virüslerden ayrılır:

a) Sistemik antikorların koruyucu herhangi bir işlevi bulunmamaktadır, hatta bu antikorlar antikor-bağımlı geliştirme adı verilen bir süreçle FIP hastalığının oluşmasında rol oynayabilirler (Pedersen, 2014a (inceleme) ve içindeki referanslar). Antikor bağımlı geliştirme, virüs karşıtı nötrleşmeyen antikorların virüsün konak hücreye girişini kolaylaştırması ve böylece hedef hücrelerin viral infektivitesini yükseltmesidir.

b) Antikor titreleri zararsız FECV formu ve ölümcül FIPV formu arasında değişkenlik göstermez, dolayısıyla titre seviyesi yorumlanırken dikkatli olunmalıdır (Hartmann v.d., 2003; Bell v.d., 2006; Pedersen, 2014 (inceleme)). FIP’e işaret eden klinik belirtilerin ve tanılayıcı diğer verilerin gözlendiği bir kedide görülen çok yüksek titre seviyesi (> 1:1600-3200) FIP ihtimalini gündeme getirirken, (Hartmann v.d., 2003), sıfır veya altındaki titre seviyesi hastalığı doğrulamadığı gibi ihtimal dışı da bırakmaz. (1)

c) Piyasada tek bir FIP aşısı bulunmakta (Felocell FIP, Primucell FIP) ve Zoetics, Inc. (Pfizer’ın eski ortağı) tarafından pazarlanmaktadır. Aşının etkinliği veya sakıncaları üzerinde henüz bir fikir birliğine varılamamıştır. Daha da kötüsü, bazı çalışmalar, bu aşının kedilerin bir kısmında antikor bağımlı geliştirme (ADE) yoluyla hastalığın ilerlemesine zemin yaratabileceğini öne sürmüştür (McArdle v.d., 1995; Scott v.d., 1995a).

d) Feline coronavirus (FCoV) büyük bir RNA virüsüdür ve diğer RNA virüsleri gibi çoğalırken hata olasılığı yüksektir; yılda bölge başına ≈4 × 10 -4 nükleotit yer değiştirmesi şeklinde tahmin edilen yüksek bir mutasyon oranına sahiptir (Drake, 1993; Licitra v.d., 2013 ve içindeki referanslar, Aguas ve Ferguson, 2013).

Kedilerin gastrointestinal koronavirüsü (FECV) kedileri etkileyen oldukça yaygın ve bulaşıcı bir virüstür. Bazı üyeleri diğer türlere de (insanlar, domuzlar, büyükbaş hayvanlar, kuşlar ve köpekler) bulaşan Alphacoronavirus cinsindendir. FECV taşıyan kedilerin büyük çoğunluğu (yaklaşık %90 veya daha fazla) sağlıklı bir yaşam sürmekte veya ishal gibi hafif hastalıklar geçirmektedir. Fakat kimi vakalarda FECV, FIP’le sonlanan olaylar zincirinin ilk halkasıdır. Bunun nedeni, koronavirüslerin genetik materyalin temel taşları olan çok sayıda nükleotitten oluşması ve mutasyona yatkın olmalarıdır (Drake, 1993, Aguas ve Ferguson, 2013). Virüsler çoğalırken, nükleotitlerin kopyalanması sırasında bazı hatalar meydana gelir. Bunun nedeni, RNA virüslerinin polimeraz esnasında doğrulama eylemini gerçekleştirme becerilerinin olmaması, bunun sonucunda da sürekli olarak virüsün yeni varyantlarının oluşmasıdır (Santiago ve Sanjuán, 2005). Buna ek olarak, nükleotit sayısı arttıkça, olası hata sayısı da artar. Bu hataların pek çoğu zararsızken, bir kısmı FECV virüsüne hastalığa yol açma becerisi kazandırır. Mutasyon sonucu ortaya çıkan bu virüslere FIPV adı verilir. Şu ana kadar üç farklı gen FECV’den FIPV’ye doğru mutasyon veya biyotip dönüşüm ile ilişkilendirilmiştir. Bu mutasyonların her biri, başlangıçta sadece bağırsak epitel hücrelerini, ardından monosit/makrofaj hücrelerini enfekte eden ve en sonunda konağın bağışıklık sistemine rağmen tüm vücuda yayılan, pozitif seçilim baskısının bir sonucudur (Vennema v.d., 1998; Chang v.d., 2012, Pedersen v.d., 2012; Pedersen, 2014 (inceleme); Porter v.d., 2014).

Araştırmalar mutant FECV’lerin kedinin vücudunda oluşabileceğini göstermiştir (Pedersen v.d., 2012; Harley v.d., 2013). Böylece FIP’in kedilerin büyük bir çoğunluğuna bulaşmayıp, aksine “endojen mutasyon” yoluyla kedinin kendi sisteminde gelişebileceğini biliyoruz. Patojenik olmayan, yani hastalığa yol açmayan kedilerin gastrointestinal koronavirüsü (FECV) bağırsak yolu hücrelerini etkiler, bu hücrelerde çoğalır ve dışkıyla atılabilir. Fakat kedilerin enfeksiyöz peritonitisi virüsü (FIPV) bağışıklık sistemindeki monosit (kandaki beyaz hücreler) ve makrofaj (dokudaki beyaz hücreler) olarak isimlendirilen beyaz kan hücrelerinde hayatta kalma ve üreme kabiliyeti geliştirmiştir. Virüsün monosit ve makrofaj hücrelerinde yüksek seviyede üreyebilme kabiliyeti kedilerin enfeksiyöz peritonitisinin (FIP) gelişmesinde kritik bir rol oynar. Böylece FIPV kedinin tüm vücuduna yayılabilir; sadece bağırsak yolunda kalmaz ve dışkıyla atılma ihtimali düşer. FIP hastalığının bir kediden başka bir kediye bulaşmasının nadir olduğu düşünülmektedir. Bu gerçekten yola çıkarak önde gelen FIP araştırmacıları, FIP hastası kedilerin diğer kediler için düşük risk taşıdığını ve bu nedenle izole edilmelerine gerek olmadığını belirtmişlerdir. (7)

Yapılan son araştırmalar feline coronaviruste (FCoV) gerçekleşen mutasyonların bağırsak harici dokularda da görüldüğünü belirlemiştir (Chang v.d., 2012, Pedersen v.d., 2009; Pedersen v.d., 2012; Licitra v.d., 2013; Pedersen, 2014a (inceleme) ve içindeki referanslar; Porter v.d., 2014). Tek bir gende (ORF 3c yardımcı geni) gerçekleşen mutasyonlar, bağırsak epitel hücrelerinin çoğalmasında kayba neden olur (Pedersen v.d., 2012). Araştırmacılar, bu genin bağırsak hücrelerinin yeterli miktarda çoğalmasından sorumlu olabileceğini ve mutasyon neticesinde bu çoğalma becerisini yitirebileceğini düşünmektedirler. Dolayısıyla, bu mutasyon virüsün öldürücülüğünün artmasına yol açar fakat sindirim sisteminde çoğalmasını da engeller, böylece virüsün dışkı yoluyla yayılması da engellenmiş olur.

Virüs enfeksiyonunun ve replikasyonunun bağırsak epitelinden makrofajlara ve monositlere kaymasından S proteini geninde meydana gelen mutasyonlar sorumluymuş gibi görünüyor (Licitra v.d., 2013, Porter v.d., 2014). Feline coronavirus S proteini, hedef hücre alıcısına bağlanmada (S1) ve füzyonda (S2) kritik rol oynar. Dolayısıyla, son çalışmalarda, bir kısmı füzyon proteinini ve S1/S2 yarıklanma bölgesini kodlayan S proteininde fazladan mutasyonların gerçekleştiğinin belirlenmesi şaşırtıcı olmamıştır (Chang v.d., 2012; Licitra v.d., 2013; Bank-Wolf v.d., 2014; Porter v.d., 2014). Porter ve çalışma arkadaşları tek bir S proteini geninde gerçekleşen mutasyonların, viral makrofaj tropizmine ve virüsün sistemik olarak yayılımına doğru kesinlikle yöneldiğini fakat kedilerin gastrointestinal koronavirüsünün (FECV) kedilerin enfeksiyöz peritonitisi virüsüne (FIPV) dönüşümüne zorunlu olarak yardımcı olmadığını göstermiştir (Porter v.d., 2014).

Kuru FIP ile enfekte yavru kedi

S proteininde gerçekleşen mutasyon, kedilerin gastrointestinal koronavirüsünün (FECV) kedilerin enfeksiyöz peritonitisi virüsüne (FIPV) dönüşmesinin esas şartı gibi görünse de, bu dönüşümü sağlayan tek mutasyon türü bu değildir. Terada ve çalışma arkadaşları, S proteininin N terminal ucunda tahmini 245 amino asit dizgesinin kaybıyla sonuçlanan büyük ölçekli gen kaybına rağmen, 1. tip FIPV suşunun öldürücülüğünü sürdürdüğünü göstermiştir (Terada v.d., 2012; Pedersen, 2014a (inceleme)). Bu kayıp, füzyon peptitini veya S proteininin S1/S2 yarıklanma bölgesini etkilemez ve dolayısıyla S proteininin N terminal ucunun rolünün ne olduğu sorusunu gündeme getirir. Son olarak, virülans kaybı, FIPV’nin ORF 7b yardımcı genindeki mutasyonlarla ilişkilendirilir ancak ORF 7b yardımcı genindeki mutasyonların FECV’nin FIPV’ye dönüşümünde rol oynamadığı düşünülmektedir (Pedersen v.d., 2009; Pedersen 2014a (inceleme) ve içindeki referanslar).

Kedilerin gastrointestinal koronavirüsünün (FECV) ortaya çıktığı çok kedili evlerde, kedilerin %80-90’ının enfekte olacağı öngörülmektedir. Kedi popülasyonunun genelindeyse, enfeksiyon oranları %30-40’a kadar ulaşabilir. Çok kedinin olduğu yerlerde ve kedi üretim tesislerinde FECV pozitif görülmesi özellikle olasıdır, bunun nedeni buralara sık sık yavru kedilerin girip çıkmasıdır. Fakat kıyaslandığında kedilerin enfeksiyöz peritonitisi (FIP) vakası yine de daha az görülür. Genel olarak, bu yerlerin pek çoğunda, FIP nedeniyle ölümler yılda %10’dan azdır. Bu salgınlardaki olası faktörlerden biri öldürücü virüsün bulaşmasıdır, bu da nadir bir durumdur. Ölümler genelde tek tük ve beklenmedik şekilde gerçekleşir. FIP kaynaklı ölümler en çok 6 aylık ila 2 yaş arası kedilerde görülür (10 aylık kedilerde en yüksek orana ulaşır). 2 yaş üstü ve ileri yaştaki kedilerde de FIP vakaları bildirilse de, FIP’e bağışıklık yaşla bağlantılı gibi görünmektedir. Yeni doğmuş yavrulara anne kediden FIP’in bulaştığı henüz görülmemiştir, fakat FECV’nin anneden yavrulara geçmesi yaygındır.

Peki FECV’li kedilerin küçük bir yüzdesinde görülen FIP geliştirme eğilimine neden olan faktörler nelerdir? Araştırmacılar hâlâ bu soruya daha fazla yanıt bulmak için uğraşıyor ancak netlik kazanmaya başlayan bazı hususlar var. California Davis Üniversitesi’nden Dr. Janet Foley ve Dr. Niels Pedersen, üç temel risk faktörü belirlemişlerdir: genetik yatkınlık, ortamda kronik şekilde FECV yayan kedilerin bulunması, ve FECV’nin yayılmasına elverişli, kedi nüfusu açısından kalabalık yerler (Foley ve Pedersen, 1996; Foley v.d., 1997a, 1997b).

Dr. Foley ve Dr. Pedersen 1996 yılında, FIP’e genetik bir yatkınlığın bulunduğunu tespit ettiler (Foley ve Pedersen, 1996). (5) Çeşitli safkan kedi üretim tesislerindeki kedilerin 10 kuşak boyunca soy ve sağlık verilerini incelediklerinde, FIP’e yatkınlığın kalıtsal olma ihtimalinin oldukça yüksek (yaklaşık %50) olduğunu gördüler. Bunun, basit bir baskın veya çekinik kalıtım biçiminden ziyade poligenetik bir özellik olması muhtemeldir. Soy içi üreme kendi başına bir risk faktörü oluşturmaz. Fakat Bengal, Birman ve Himalayan dahil birkaç cinste FIP’in gelişme olasılığı daha yüksek. Buna ek olarak, ailesel soyda da hastalığa yatkınlık tespit edilmiştir. Çiftleştirilecek hayvanın hastalığa karşı genel direncine göre seçilmesi üreticiler için faydalı bir yöntemdir.

Hastalık virüsün kendisinden ziyade, bağışıklık sisteminin virüse verdiği yanıtla ilgilidir. Mutant virüs, vücuttaki monosit ve makrofajlarda etkin bir şekilde çoğalır. FIP geliştiren kedilerde virüs henüz bilinmeyen nedenlerden dolayı etkili bir şekilde vücuttan temizlenemez. Bu hayvanların vücudu yoğun şekilde antikor üretir fakat bu, virüsün temizlenmesinde etkili olmaz, çünkü antikorlar esas olarak enfekte olan hücrelerin dışındaki patojenleri ve virüsleri hedef alır. Virüslerin etkili bir şekilde vücuttan temizlenmesi, bağışıklık hücrelerinin virüsle enfekte hücreleri hedef aldığı ve böylece bu “virüs fabrikalarını” yok ettiği bir süreç olan hücre aracılı bağışıklık gerektirmektedir. Kedilerin bir kısmında görülen bu etkisiz bağışıklık yanıtının nedenleri ayrıca araştırma konusu olmakla birlikte, yukarıda da belirtildiği gibi, büyük ihtimalle genetik nedenlerden kaynaklanmaktadır. FIP’e karşı bağışıklıktaki bu arıza hücre aracılı bağışıklıktaki bir sorundur. Bu bağışıklık türü hücre içinde çoğalan patojenlere (hücre dışı bölgelerde kolonileşenlerin aksine) karşı savunma yetisi açısından önemlidir. Bu nedenle, FIP’e yatkınlığı olan kedilerin büyük ihtimalle, hücre içi mantar ve viral enfeksiyonlar başta olmak üzere, bazı diğer enfeksiyonlara karşı da yatkınlığı bulunmaktadır. Bu bulgular, aile geçmişinde FIP ve diğer enfeksiyöz hastalıklara karşı güçlü direnci bulunan kedileri damızlık olarak seçmelerine imkan tanıyan soy analizi yöntemiyle üreticilerin FIP riskini başarıyla azaltmalarına yardımcı olmaktadır.

Dolayısıyla, FIP’in ortaya çıkması için, sadece mutant virüs değil, bağışıklık sistemi virüse etkisiz ve uygunsuz yanıt vermeye meyilli bir kedi de gerekmektedir -“doğru” virüs ve “doğru” kedi. FCoV kediler arasında bu kadar yaygınken, FIP’in nadir görülmesinin nedeni budur. (6)

FIP lezyonları, bağışıklık sisteminin virüse verdiği yanıttan kaynaklanmaktadır. Virüsle enfekte hücreler damar duvarlarında birikir ve hatta çevreleyen dokulara da geçer. Bağışıklık sisteminin antikor aracılı yanıtı, çeşitli mekanizmalar aracılığıyla bu bölgelerde doku hasarına yol açar. “Masum seyirci” denilen enfekte olmayan hücreler de bu süreçte çoğu kez ölür. Bu da yoğun bir şekilde tüm kan damarlarına yayılan (efüzif FIP) veya göz, böbrek gibi belli dokularda yoğunlaşan (non-efüzif FIP) bir yangısal yanıtla sonuçlanır. Antikor yanıtı enfeksiyonun temizlenmesinde etkisiz kaldığı için, virüs yangısal yanıtta olduğu gibi çoğalmaya ve birikmeye devam eder. Bu durum çoklu organ yetmezliği ve kaçınılmaz ölümle sonuçlanır.

Kedilerin enfeksiyöz peritonitisinin (FIP) iki farklı formu bulunmaktadır. Efüzif (veya ıslak) formu göğüs ve karın bölgesinde sıvı birikimiyle karakterize edilir. İçeriğinde yüksek miktarda protein ve fibrin olan bu sıvı genelde sarı renktedir ve yapışkandır. (3)  

Islak FIP sonucu ölen bir yavru kedinin karnından alınan sarı sıvı.

 FIP’in non-efüzif (veya kuru) formu ise pyogranuloma denilen iltihaplı lezyonlarla karakterize edilir ve sinir sistemi de dahil olmak üzere vücudun neredeyse her organında görülebilir. Hastalığın iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik ve antibiyotiklerle kontrol altına alınamayan inişli çıkışlı vücut ısısı gibi belirtileri iki formda da görülür. Hastalığın efüzif (ıslak) formunda, kedide karında şişlik veya göğüs bölgesinde sıvı birikmesinden kaynaklanan solunum zorluğu görülebilir. (4)

 

Yavru kedide ıslak FIP’in tipik özelliği olan karın şişliği.

FIP hastalığıyla ilgili pek çok hususta olduğu gibi, test kısmı da hâlâ problemlidir. Şimdiye kadar, sağlıklı kedilerde FIP oluşma riskini tespit etmenin herhangi bir yöntemi bulunamamıştır. Antikor titreleri ile FIP riski arasında güçlü bir korelasyon yoktur ve bu nedenle sağlıklı kedilerin risk durumunu değerlendirirken dikkate alınmamalıdır. Buna ek olarak, bazı aşı türleriyle aşılanan kedilerin korona antikor testinden hatalı bir şekilde pozitif sonuç alınabilir; bunun nedeni bu aşılar üretilirken kullanılan hücre kültürünün bileşenleri ile test sisteminin bileşenleri arasında gerçekleşen çapraz tepkimedir. Negatif antikor titresi FIP’i ihtimal dışı bırakmayacağı gibi, çok yüksek titreler (> 1:1600-3200) güçlü bir şekilde FIP’e işaret eder. FCoV titreleri yorumlanırken dikkatli olunmalı ve diğer tanılayıcı bilgilerle desteklenmeden değerlendirilmemelidir. (1)

Kedide virüsün tespit edilmiş olması da FIP teşhisi için yeterli değildir –virüs bağırsak yolu dışındaki bölgelerde bulunmuş olsa bile. Yukarıda da belirtildiği gibi, virüs yaygın olarak görülür ve enfekte ancak sağlıklı kedilerin kanında da tespit edilebilir. Günümüzde FIP odaklı çalışma iddiasında olan birkaç laboratuvarda DNA temelli kan testleri yapılmaktadır. Fakat, FECV ile FIPV arasında genetik farklılıkların tespit edildiği basılı bir araştırma mevcut değildir ve uzmanların büyük çoğunluğu bu testlerin geçerliliğinden şüphe duymaktadır. Auburn Üniversitesi’nde yürütülmüş, koronavirüs için mRNA testi adı verilen bir testte bağırsak yolu dışında da aktif bir şekilde çoğalan virüs tespit edilmiştir. Virüsün bağırsak dışında etkili bir şekilde çoğalması esas olarak FIP’te meydana geldiğinden, bu yaklaşım FIP’in teşhisinde umut vadetmektedir. Daha önce belirtildiği gibi, FECV S proteinindeki mutasyonların, makrofaj tropizmi ve virüsün bağırsak yolundan vücudun diğer bölgelerine yayılması için gerekli olduğu kabul edilmektedir (Chang v.d., 2012; Licitra v.d., 2013; Porter v.d., 2014). S proteininde meydana gelen belli mutasyonların ~%6490 oranında FIP fenotipi olduğu belirlenmiştir. Öte yandan, S proteininde gerçekleşen belli mutasyonların makrofaj tropizmiyle ilişkili olduğu fakat patojenik FIP fenotipiyle zorunlu olarak ilişkilendirilemeceği gösterilmiştir (Porter v.d., 2014).

FIP’le bağdaştırılan S proteini mutasyonlarını tespit edebildiği iddia edilen bir test yöntemi yakın zamanda IDEXX Laboratories, Inc. tarafından geliştirilmiştir ve aynı şirket tarafından pazarlanmaktadır. (2)

Fakat, eğer spesifik S proteini mutasyonları sadece makrofaj tropizmini ve virüsün yayılmasını işaret ediyor fakat FIP’e mutasyonu göstermiyorsa, o zaman bu test yalnızca hastalığın nedeninin FIP olma ihtimalinin elenmesinde umut vadetmektedir. Ayrıca, herhangi bir FIP varyantını barındıran her kedide FIP gelişmeyeceği yönünde de görüşler mevcuttur. Gerçek şu ki, sağlıklı kedilerde FIP olup olmadığını kolaylıkla tespit etmemizi sağlayacak bir yöntem henüz yok. Aynı şekilde hasta bir kediye FIP teşhisinin koyulmasını sağlayacak hatasız, güvenilir bir yöntem de bulunmamaktadır.

İngiltere Bristol Üniversitesi’nden Dr. Andrew Sparkes ve meslektaşları, çeşitli test sonuçlarının (örneğin, albümin/globülin oranı, globülin düzeyi, lenfosit sayısı) klinik bulgularla birleştirilmesiyle FIP ihtimalinin göz ardı edilip edilemeyeceğine belirli ölçüde karar verilebileceğini öne sürmüştür. (Sparkes v.d., 1991, Sparker v.d., 1994). Ölüm öncesi tanıda sadece serolojiye bağlı kalınmamalıdır, fakat yüksek FIP titresi (< 1:1600- 3200), FIP’e işaret eden diğer test sonuçlarıyla bir arada düşünüldüğünde (her bir tuğlası farklı bir test sonucu olan bir tanı duvarı örerek) FIP olasılığının yüksek olduğunu gösterir (Bell v.d., 2006; Hartmann v.d., 2003; Pedersen 2009, 2014b ve içindeki referanslar). Öte yandan, yüksek serum albümin/globülin oranları da (>0.8) hastalığın nedeninin FIP olmadığına işaret etmektedir (Jeffery v.d., 2012). Rivalta testi denilen bir test, efüzyon sıvısı alındığı takdirde teşhise yardımcı olmaktadır (Fischer v.d., 2013). Fakat yine de en kesin teşhis yöntemi, biyopsi yöntemiyle alınan hasarlı dokunun veya otopsi sonucu elde edilen bulguların incelenmesidir.

FIP hastası kediler için bilinen etkili bir tedavi yöntemi ne yazık ki yok. Tedavide hedeflenen, hafifletici bakım ve hastanın rahatıdır. Bağışıklık sisteminin FIPV’ye verdiği tepkiyi baskılayan ilaçlar (prednisolon gibi) hastanın durumunu bir süreliğine stabil hale getirebilir. Rekombinant kedi interferonu ve pentoksifilin gibi daha yeni sağaltım yöntemleri az sayıda hastada bir miktar başarılı sonuç vermiş olsa da tavsiye edilebilecek kadar incelenmemiştir (Ritz v.d., 2007; Fischer v.d., 2011). Kedi interferonu her ülkede mevcut değildir.

Tennessee Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden Dr. Legendre ve Dr. Bartges, yaptıkları bir ön deneyde kuru FIP taşıyan üç kedi üzerinde bağışklık sistemini düzenleyen bir ilaç test etmiş ve muhtemelen yaşam süresinin uzadığını ve hastalık belirtilerinin azaldığını göstermişlerdir (Legendre ve Bartges, 2009). Kullandıkları ilaç, polyprenyl immunostimulant (PPI), biyolojik hayvan hastalıkları araştırmalarıyla ilgili bir ilaçtır ve viral enfeksiyonun yok edilmesinde gerekli olan hücre aracılı bağışıklığı kuvvetlendirmek için bağışıklık sisteminin Th-1 tepkisini destekleyen Toll benzeri reseptörler 2 ve 4’ün agonistidir. Orijinal makalede belirtildiği gibi, polyprenyl immunostimulant (PPI) tedavisi alan üç kediden ikisi teşhisin üzerinden iki yıl geçtikten sonra hâlâ hayattayken, diğer kedi 14 ay yaşamıştır. Tedavi, hastalığın efüzyon (ıslak) formunu taşıyan başka kediler üzerinde de uygulanmış ancak herhangi bir iyileşme kaydedilmemiştir. (8)

Winn Feline Foundation, 2010 yılında, kuru FIP tedavisinde polyprenyl immunostimulant kullanımının potansiyel faydalarını araştırması için Dr. Legendre’a hibe yardımında bulunmuştur (Legendre 2013, 2014). Kuru FIP olduğu belirlenen 58 kedi polyprenyl immunostimulant tedavisi görmüş ve teşhisten sonra en az bir yıl gözlemlenmiştir. Kedilerin %22’si 6 ay ve daha uzun süre, %5’i ise bir yıl süreyle hayatta kalmıştır. Tedavinin başlamasını takip eden 2-3 hafta içinde, tedaviye yanıt veren kedilerin iştahında artış ve genel durumlarında düzelme görülmüştür. Dr. Legendre, polyprenyl immunostimulant tedavisinin hayatta kalma süresini uzattığına ve yaşam kalitesini yükselttiğine inanmaktadır, fakat FIP %100 öldürücü bir hastalık olduğu için etik nedenlerden dolayı bu çalışmaya plasebo etkisinin gözlemlenebileceği bir kontrol grubu dahil edilmemiştir. Polyprenyl immunostimulant tedavisinin faydalarına ilişkin kesin bir sonuca ne yazık ki ulaşılamamıştır. Daha ileri çalışmalar, antiviral yaklaşım ile polyprenyl immunostimulant gibi bir imünöstimülanın kullanıldığı bir kombinasyon şeklinde gerçekleştirilecektir.

Maalesef, hastaların büyük çoğunluğunun durumu o kadar kötüleşir ki, ötenaziye başvurulur.

Öyleyse kedilerin enfeksiyöz peritonitisi (FIP) nasıl kontrol altına alınabilir? Çiftleştirilecek hayvanların hastalığa olan dirençlerine göre seçilmesinin yanısıra, feline coronavirus (FCoV) enfeksiyonu vakalarını azaltmak da önemlidir. Kedilerin gastrointestinal koronavirüsü (FECV) esas olarak fekal-oral yolla ve çok daha nadir şekilde salya veya respiratuvar damlacıklar yoluyla bulaşır. Kuru dışkıda 3 ila 7 hafta arası varlığını sürdürebilir, bu nedenle kafes ve kum kabı temizliğinin titizlikle yapılması ortamdaki virüs miktarının azaltılmasında önemlidir. [FIP nedeniyle hayatını kaybeden bir kedinin yaşadığı ortama yeni bir kedi getirilmeden önce en az iki ay beklemek gerekmektedir]. Neyseki FECV, dezenfektanların ve deterjanların çoğuna karşı dayanıklı değil. Kedilerin yaşadığı ortamda uygun sayıda kum kabı bulundurmak bu nedenle çok önemlidir. Kum kapları mamadan uzak yerlere koyulmalı ve etrafa saçılan kumlar düzenli olarak süpürülmelidir.

Araştırmalar kedilerin gastrointestinal koronavirüsü (FECV) enfeksiyonunun iki farklı şekilde seyrettiğini göstermiştir. Kedilerin büyük bir kısmı virüsle enfekte olup ardından iyileşmekte, fakat virüse karşı bir bağışıklık geliştirmemektedir. Kedilerin bazılarıysa virüsle enfekte olup iyileşemezler. Bu kediler barınaklarda ve üretim tesislerinde FECV virüsünü sürekli bir şekilde etrafa saçarak, diğer kedilerin hiç hastalanmasalar dahi yeniden enfekte olmalarına neden olmaktadır. Bu nedenle, FECV’yi (dolayısıyla üretim tesisleri ve diğer çok kedili yerlerdeki FIP riskini) yok etmenin en doğru yöntemi kronik olarak bu virüsü yayan kedilerin belirlenmesi ve diğer kedilerden uzaklaştırılmasıdır. FECV’yi tespit etmenin en etkili ve pratik yöntemi PCR dışkı analizidir. (1) Virüs aralıklı olarak atılabileceği için, farklı zamanlarda alınan örnekler üzerinde test yapılması gerekmektedir. Hollanda Utrecht Üniversitesi’nden Dr. Marian Horzinek ve Dr. Hans Lutz, bir hafta aralıklarla alınan dört dışkı örneğinin, kedinin virüsü kronik olarak yayıp yaymadığının tespitinde yardımcı olabileceğini öne sürmüştür (Horzinek ve Lutz, 2000). Öte yandan, İskoçya Glasgow Üniversitesi’nden Dr. Diane Addie ve Dr. Oswald Jarrett birbirini izleyen sekiz ay boyunca alınan dışkı örneklerinin, kedinin virüsü kronik olarak yayıp yaymadığının doğru bir şekilde tespit edilebilmesi için gerekli olduğunu göstermiştir (Addie ve Jarrett, 2001). (7)

Çiftleştirilecek hayvanların hastalığa olan dirençlerine göre seçilmesine ek olarak, üreticiler, barınak müdürleri ve çok kedili aileler FECV’nin yayılmasını ve FIP’in gelişmesini önleyecek başka önlemler de almalılar. Kedi nüfusu yoğun bölgeler, son derece bulaşıcı bir virüs olan FECV’nin diğer bireylere geçmesi için oldukça elverişlidir. Dr. Addie, üretim tesislerinde kedilerin birbirinden ayrı yerlerde tutulmalarını önermektedir. Fakat, bu her zaman mümkün olmayacağından, kedi sayısı en fazla üç olan ve üyeleri sabit gruplar halinde barındırılmalarını önerir. Yavrular yaşıtlarıyla bir arada tutulmalı, yetişkin kedilerle aynı ortamda bulundurulmamalıdır. Çevresel ve sosyal stres faktörlerini azaltıcı önlemler her zaman olumlu yönde bir etkiye sahip olacaktır (Addie v.d., 2009).

Dr. Addie, FECV pozitif anneden doğan yavruların, sütten erken ayrılıp izole edilerek virüsle enfekte olmalarını önleyecek bir yöntem belirlemiştir (Addie ve Jarrett, 1992, 1995; Addie v.d., 2009). Son derece bulaşıcı olan FECV’nin yayılmasını önleyebilecek olan bu yöntem özenli bir bakım gerektirmektedir dolayısıyla her üreticinin veya üretim tesisinin uygulaması pek mümkün değildir. Öncelikle hamile kedi, diğer kedilerden izole bir yere yerleştirilir ve doğum burada gerçekleşir. Yavrular 5-6 haftalık olduklarında (yani, anneden gelen FECV bağışıklıkları azalmaya başladığında) anneden ayrılırlar ve başka bir yere alınırlar. Bu yöntemin titizlikle test edilmediği ve faydasının sorgulandığı unutulmamalıdır (Lutz v.d., 2002). Bu yöntemin diğer zorlukları, çok sıkı enfeksiyon kontrol işlemleri gerektirmesi ve kedilerin sosyalleşmesinde gerçekleşebilecek muhtemel sıkıntılardır. Üreticiler, anneden erken ayrılan kedilerde kardeşleri emme gibi bazı davranış problemlerinin görüldüğünü bildirmişlerdir. Yine de bu yöntem doğru bir şekilde uygulandığı takdirde, yavruların hem FECV pozitif olma ihtimali düşecek, hem de solunum rahatsızlıklarına ve yavru kedilere özgü diğer hastalıklara olan yatkınlığı azalacaktır.

Kedilerin enfeksiyöz peritonitisi (FIP) meselesinde belki de en tartışmalı hususlardan biri Pfizer Animal Health tarafından geliştirilen ve 1991 yılından itibaren piyasada olan Primucell FIP isimli aşıdır. (9) Aşı, 2. tip FCoV suşu DF2’nin viral mutantı olan, ısıya duyarlı, zayıflatılmış canlı bir aşıdır ve en az 16 haftalık olan kedilerde intranazal (burun içi) uygulama için lisanslıdır. Üretici firma, bağışıklık süresiyle ilgili herhangi bir çalışma olmamasına rağmen aşının her yıl tekrarlanmasını önermektedir. Aşı, lokal bağışıklığı uyarır ve aynı zamanda antikor titresi de üretiyor olabilir. Bu aşıyla bağdaştırılan risklerin ve faydaların değerlendirilmesi son derece riskli ve ihtilaflı. FIP ciddi ve ölümcül bir hastalık olduğundan, bu hastalık için geliştirilen bir aşının güvenli olup olmaması kritik bir öneme sahiptir. Dr. Nancy Portorino Reeves, iki doz aşı uygulanan farklı yaşlarda 582 kediyi 541 gün boyunca gözlemlemiştir. FIP aşısı kedi nüfusunun geneline bakıldığında güvenli görünmektedir. Bu çalışmada, aşının FIP’e karşı bir hassasiyet oluşturmadığı ve aşının kullanımıyla ilgili başka bir sistemik sorunun da gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır. Ayrıca Cornell Feline Health Center’dan Dr. Fred Scott da yayımlanmış bir makalesinde Primucell FIP® aşısıyla ilişkilendirilen risklerin pek çok durumda çok düşük olduğunu belirlemiştir (Scott, 1999). Dr. Scott, aşının FIP vakalarında herhangi bir artışa neden olmadan yıllardır uygulanmakta olduğunu belirtmiştir. Fakat, FIP aşısı vurulan kedilere deneysel olarak FIPV’nin bulaştırıldığı ve aşının koruyuculuğundan çok hastalığın hızla geliştiğinin gözlemlendiği çeşitli laboratuvarlardan, antikor bağımlı geliştirme ile tetiklenen FIP vakaları bildirilmiştir. Antikor bağımlı geliştirme gerçek hayatta da gerçekleşiyor mu bilinmiyor ve bilmenin kolay bir yolu da yok. Gerçekleşiyorsa bile muhtemelen nadirdir, ancak olasılığı dahi tedirgin edicidir (Scott v.d., 1995a).

Primucell FIP® aşısının etkinliğiyle ilgili yapılan çalışmalarda da uyuşmazlık söz konusudur. Bazı çalışmalar aşının hastalıktan koruduğunu gösterse de (Gerber v.d., 1990; Hoskins v.d., 1995a,b) diğerleri aşının çok az fayda sağladığını veya hiç sağlamadığını ortaya koymuştur (McArdle v.d., 1995; Scott v.d., 1995b). Aşının etkinliğine dair en olumlu sonuçlar, Dr. Nancy Portorino-Reeves’in 1995 yılında yayımlanan bir çalışmasında kaydedilmiştir. Bu çalışmada en az 16 haftalık, FCoV negatif kediler, üç hafta aralıkla iki doz aşılaşmış, aşılandıktan sonra FIP salgınının olduğu büyük bir kedi barınağına yerleştirilmişlerdir. Aşılanan kedilerin ölüm oranı aşılanmayanlara kıyasla önemli ölçüde düşüktür. Aşının etkinliği %75 (preventif fraksiyon) olarak hesaplanmıştır. Öte yandan, FIP salgını olan 15 ayrı kedi üretim tesisindeki 138 kedi üzerinde yapılan bir saha çalışmasında, aşılanan grup ile plasebo grubunda görülen FIP vakalarında herhangi bir fark gözlemlenmemiştir (Fehr v.d., 1995). Dolayısıyla, FIP vakalarının görüldüğü evlerde, barınaklarda ve üretim tesislerinde veya FCoV salgını olan diğer ortamlarda aşı etkili değildir. Yapılan testlerin deneysel tasarımındaki farklılıklar (uygulanan virüsün suşu ve dozu, deney hayvanlarının genetik yatkınlığı, sahadaki viral enfeksiyon ile deneysel enfeksiyon arasındaki farklılıklar gibi) aşının etkinliğiyle ilgili bu uyuşmazlığı açıklıyor olabilir (Scherk v.d., 2013 ve içindeki referanslar, European ABCD: FIP, 2012 ve içindeki referanslar).

Aşının etkili olmamasının bir nedeni de, üretim tesislerindeki yavru kedilerin çoğunun ömürlerinin ilk 6 ila 10 haftası arasında virüsle enfekte olması, aşınınsa lisansı gereği en az 16 haftalık kedilere uygulanabilmesidir (Lutz, 2002). Kedi, feline coronavirus (FCoV) ile enfekte olduktan sonra aşının herhangi bir faydası yoktur. Bazı üretim tesisi sahipleri bu sorundan kurtulmak için 16 haftalıktan küçük kedilere de aşı uygulamaktadır. Lousiana State University Veteriner Fakültesi profesörü ve DocuTech Services, Inc. küçük hayvanlar iç hastalıkları danışmanı Dr. Johnny Hoskins, 16 haftalıktan küçük kediler arasında FIP nedeniyle ölümlerin yaşandığı üretim tesisleri için bir aşı takvimi belirlemiştir. Dr. Hoskins, kedilerin 9, 13, ve 17 haftalıkken aşılanmasını ve aşının her yıl terkrarlanmasını önermektedir. Bu aşı takvimi uygulanırken, 16 haftalıktan küçük kediler üzerinde herhangi bir kontrollü deney gerçekleştirilmediği dolayısıyla bunun endikasyon dışı bir uygulama olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Aşının üretici firmanın önerdiği şekilde kullanımı, üretim tesisleri ve barınaklar gibi yüksek risk faktörü taşıyan ortamlara girecek olan FCoV antikor-negatif kedilerle sınırlıdır.

Sonuç olarak, FIP yapbozu, son dönemde elde edilen yeni bulgularla parçaları yavaş yavaş bir araya gelse de henüz tamamlanmış değildir. Bu korkunç hastalığın bilinmeyen diğer yönleri de keşfedildikçe, hastalığı kavrayışımız; önleme, kontrol altına alma, teşhis ve tedavi etme becerilerimiz de gelişecektir.

Kaynakça:

Addie DD, Jarrett O (1992). A study of naturally occurring feline corona-virus infection in kittens. Vet Rec 130: 133–37.

Addie DD, Jarrett O. (1995). Control of feline coronavirus infections in breeding catteries by serotesting, isolation and early weaning. Feline Pract 23: 92–95.

Addie DD, Jarrett O. (2001). Use of a reverse-transcriptase polymerase chain reaction for monitoring the shedding of feline coronavirus by healthy cats. Vet Rec. 148(21):649-653.

Addie D, Belák S, Boucraut-Baralon C, et al. (2009). Feline infectious peritonitis, ABCD gludelines on prevention and management. J Feline Med Surg. 11(7); 594-604.

Aguas R, Ferguson, NM. (2013). Feature selection methods for identifying genetic determinants of host species in RNA viruses. PLoS Comput Biol. 9(10):e1003254.

Bank-Wolf BR, Stallkamp I, Wiese S, et al. (2014). Mutations of 3c and spike protein genes correlate with the occurrence of feline infectious peritonitis. Vet Microbiol. 173(3-4);177-188.

Bell ET, Malik R, Norris JM (2006). The Relationship between the feline coronavirus antibody titre and the age, breed, gender and health status of Australian cats. Australian Veterinary Journal 84; 2-7.

Chang HW, Egberink HF, Halpin R (2012). Spike protein fusion peptide and feline coronavirus virulence. Emerg Infect Dis 18;1089–1095.

Drake JW (1993). Rates of spontaneous mutation among RNA viruses. Proc Natl Acad Sci U S A 90: 4171–4175.

European Advisory Board of Cat Diseases (ABCD) (2012). Feline Infectious Peritonitis (2012 Edition). http://www.abcd-vets.org/Guidelines/Pages/en-1201-Feline_Infectious_Peritonitis.aspx

Fehr D, Holznagel, E, et al. (1995). Evaluation of the safety and efficacy of a modified live FIPV vaccine under field conditions. Feline Pract 23, 83-88.

Fischer Y, Ritz S, Weber K, et al. (2011). Randomized, placebo controlled study of the effect of propentofylline on survival time and quality of life of cats with feline infectious peritonitis. J Vet Intern Med. Nov-Dec;25(6):1270-6.

Fischer Y, Weber K, Sauter-Louis C, et al. (2013). The Rivalta’s test as a diagnostic variable in feline effusions–evaluation of optimum reaction and storage conditions. Tierarztl Prax Ausg K Kleintiere Heimtiere. 2013;41(5):297-303.

Foley JE, Pedersen NC (1996). The inheritance of susceptibility to feline infectious peritonitis in purebred catteries. Fel Pract 24(1); 14-22.

Foley JE, Poland a, Carlson J, et al. (1997a). Patterns of feline coronavirus infection and fecal shedding from cats in multiple-cat environments. J Am Vet Med Assoc. 210(9):1307-12.

Foley JE, Poland A, Carlson J, et al. (1997b). Risk factors for feline infectious peritonitis among cats in multiple-cat environments with endemic feline enteric coronavirus. J Am Vet Med Assoc. 210(9);13131318.

Gerber JD, Ingersoll JD, Gast AM, et al. (1990). Protection against feline infectious peritonitis by intranasal inoculation of a temperature-sensi- tive FIPV vaccine. Vaccine 8; 536–542.

Harley, R., Fews, D., Helps, C.R., Siddell, S.G. (2013). Phylogenetic analysis of feline coronavirus strains in an epizootic outbreak of feline infectious peritonitis. J Vet Internal Med 27; 445–450.

Hartmann K, Binder C, Hirschberger J, et al. (2003). Comparison of different tests to diagnose feline infectious peritonitis. J Vet Intern Med. 2003 Nov-Dec;17(6):781-90.

Holzworth JE (1963) Some important disorders of cats. Cornell Veterinarian 53, 157-160.

Horzinek MC, Lutz H. (2000). An update on feline infectious peritonitis. Veterinary Sciences Tomorrow – Nr.0 – November; 1-10.

Hoskins JD, Henk WG, Storz J, Kearney MT (1995a). The potential use of a modified live FIPV vaccine to prevent experimental FECV infection. Feline Pract 23 (3):89-90.

Hoskins J, Taylor H, and Lomax T. (1995b). Independent evaluation of a modified live feline infectious peritonitis virus vaccine under experimental conditions (Louisiana experience). Feline Pract 23; 72–73.

Jeffery U, Deitz K and Hostetter S (2012). Positive predictive value of albumin: globulin ratio for feline infectious peritonitis in a mid-western referral hospital population. J Feline Med Surg. 14(12); 903-905.

Legendre AM (2013). Summary of Presentation at AAHA Meeting, Phoenix, AZ, March 14-17, 2013 FIP treatments: What might work, what doesn’t work. Knoxville, TN

Legendre AM (2014). Research on Feline Infectious Peritonitis (FIP) » Home.
http://www.vet.utk.edu/research/fip/fip.php

Legendre AM, Bartges JW. (2009). Effect of Polyprenyl Immunostimulant on the survival times of three cats with the dry form of feline infectious peritonitis. J Feline Med Surg. Aug;11(8):624-6.

Licitra BN, Millet JK, Regan AD, et al. (2013). Mutation in spike protein cleavage site and pathogenesis of feline coronavirus. Emerg Infect Dis. Jul;19(7):1066-73.

Lutz H, Gut M, et al. (2002). Kinetics of FCoV infection in kittens born in catteries of high risk for FIP under different rearing conditions. Second International Feline Coronavirus/Feline Infectious Peritonitis Symposium, Glasgow, Scotland.

McArdle F, Tennant B, Bennett M, et al. (1995). Independent evaluation of a modified live FIPV vaccine under experimental conditions (University of Liverpool experience). Feline Pract 23; 67–71.

Pedersen NC (2009). A review of feline infectious peritonitis virus infection: 1963-2008. J of Feline Med and Surg (2009) 11, 225-58.

Pedersen NC (2014a). Review: An update on feline infectious peritonitis: Virology and
immunopathogenesis. Vet J. 201:123-132.

Pedersen NC (2014b). Review: An update on feline infectious peritonitis: diagnostics and therapeutics. Vet J. 201:133-41.

Pedersen, NC, Black, JW, Boyle, JF, et al. (1984). Pathogenic differences between various feline coronavirus isolates. Adv. Exp. Med. Biol. 173, 37–52.

Pedersen NC, Liu H, Dodd KA, et al. (2009). Significance of coronavirus mutants in feces and diseased tissues of cats suffering from feline infectious peritonitis. Viruses Sep;1(2):166-84.

Pedersen NC, Liu H, Scarlett J, et al. (2012). Feline infectious peritonitis: role of the feline coronavirus 3c gene in intestinal tropism and pathogenicity based upon isolates from resident and adopted shelter cats. Virus Res. 2012 Apr;165(1):17-28.

Porter E, Tasker S, Day MJ, et al. (2014). Amino acid changes in the spike protein of feline coronavirus correlate with systemic spread of virus from the intestine and not with feline infectious peritonitis. Vet Res.2014 Apr 25;45:49.

Portorino-Reeves N. (1995). Vaccination Against Naturally Occurring FIP in a Single Large Cat Shelter. Feline Practice 23(3), 81-82, 1995.

Portorino-Reeves, N, Pollock RVH, et al. (1992). Long-term follow-up study of cats vaccinated with a temperature-sensitive feline infectious peritonitis vaccine. Cornell Vet. 82, 117-123

Ritz S, Egberink H, Hartmann K. (2007). Effect of feline interferon-omega on the survival time and quality of life of cats with feline infectious peritonitis. J Vet Intern Med. 2007 Nov-Dec;21(6):1193-7.

Santiago EF, Rafael Sanjuán R. (2005). Adaptive Value of High Mutation Rates of RNA Viruses: Separating Causes from Consequences. J Virol. 79(18): 11555–11558.

Scherk MA, Ford RB, et al. [AAFP Feline Vaccination Adivsory Panel] (2013). Disease Information Fact Sheet: Feline Infectious Peritonitis. J Feline Med Surg 15; 785-808. Supplementary File

Scott F. (1999). Evaluation of risks and benefits associated with vaccination against coronavirus infections in cats. Advances Vet Med 41, 347-358.

Scott F, Olsen C, et al. (1995a). Antibody-dependent enhancement of feline infectious peritonitis virus infection. Feline Pract 23, 77-80.

Scott F, Corapi W and Olsen C (1995b). Independent evaluation of a modified live FIPV vaccine under
experimental conditions (Cornell experience). Feline Pract 23; 74–76.

Sparkes AH, Gurffydd-Jones TJ, Harbour DA (1991). Feline infectous peritonitis: a review of
clinicopathological changes in 65 cases, and a critical assessment of their diagnostic value. Vet Rec. Sep 7;129(10);209-212.

Sparkes AH, Gruffydd-Jones TJ, Harbour DA (1994). An appraisal of the value of laboratory tests in the diagnosis of feline infectious peritonitis. J Amer Anim Hosp Assoc 30;345-350.

Vennema H, Poland A, et al. (1998). Feline infectious peritonitis viruses arise by mutation from endemic feline enteric coronaviruses. Virology 243; 150-157.

Ward, J. (1970). Morphogenesis of a virus in cats with experimental feline infectious peritonitis. Virol. 41,191-194.

Zook, BC, King, NW, Robinson, RL, et al. (1968). Ultrastructural evidence for the viral etiology of feline infectious peritonitis. Pathol. Vet. 5, 91-95.

Orijinal metinhttp://www.winnfelinefoundation.org/docs/default-source/cat-health-library-educational-articles/feline-infectious-peritonitis.pdf?sfvrsn=4

Çeviri: Filiz Fidan

Paylaşmak güzeldir...

Benzer Yazılar